www.hz-muhammed.net Homepage
   
- Sadece  ve Sadece Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hakkında Konu Paylaşılmasına İzin Verilecektir.
- Kul Hakkını ve Telif Yasasını İhlal Edici İçerik Eklenmesi Yasaktır.
KUTLU DOĞUM AYI GELDİ.
Şimdi SLAVAT ve HATİM lerimizle; PEYGAMBER EFENDİMİZ'e VEFA ZAMANI
  2009 (Okunan) 2010 (Okunan)   2011 (Hedef) 2011 (Okunan) 2011 (Kalan)
Salavat 1.268.640 1.247.200   1.000.000 80.000  
Hatim 4 Hatim 6 Hatim   5 1. Hatim  
2011 Yılı Kutlu Doğum Ayı HATİM Kampanyamıza Katılır mısınız ?

2011 Yılı Kutlu Doğum Ayı SALAVAT Kampanyamıza Katılır mısınız ?

Forum Home Forum Home > EFENDİMİZ HZ.MUHAMMED (S.A.V) > Efendimiz Hz. Muhammed'in Güzel Ahlakı
  New Posts New Posts RSS Feed - HZ. MUHAMMED HOŞ GÖRÜLÜYDÜ
  FAQ FAQ  Forum Search   Register Register  Login Login

HZ. MUHAMMED HOŞ GÖRÜLÜYDÜ

 Post Reply Post Reply
Author
Message
dj_ela View Drop Down
Yeni Üye
Yeni Üye


Joined: Aralık 23 2009
Location: Siirt
Status: Offline
Points: 2
Post Options Post Options   Thanks (0) Thanks(0)   Quote dj_ela Quote  Post ReplyReply Direct Link To This Post Topic: HZ. MUHAMMED HOŞ GÖRÜLÜYDÜ
    Posted: Aralık 23 2009 at 03:16
HZ. MUHAMMED (SAV) HOŞGÖRÜLÜYDÜ’
Hoşgörü bir şeyi anlayışla karşılamak, hoş görmektir. İnsanın kendisine yapılan kusur ve kabahatleri, kabalık ve görgüsüzlükleri insanların hatalarını onları kırmadan düzeltmeye çalışmaktır.
Hz. Peygamber (sav) kötülüğe kötülükle karşılık vermezdi, affeder, bağışlar ve hoş görürdü. Hiç kimseye beddua etmez herkesin iyiliğini isterdi. Hiç kimsenin kusurunu açığa çıkarmaz, kimsenin ayıbını ortaya koyup utandırmazdı. Bir kimsede uygunsuz bir davranış gördüğü zaman o kişinin adını anmaksızın düzeltmeye çalışırdı. “Bazılarına ne oluyor ki şöyle şöyle diyorlar, şöyle şöyle yapıyorlar” diyerek onun kaçınılması gereken bir davranış olduğunu belirtirdi.
“Kim bir Müslüman’ın ayıbını örterse Allah’ta Kıyamet günü onun ayıbını örter”
Hz. Aişe Validemiz şöyle buyuruyor: ” Ben Hz. Peygamberin kendi şahsına yapılan bir haksızlığın öcünü aldığını hiç görmedim. Yalnız Allah’a hürmetsizlik ifade eden durumlar hariç. Eğer biri Allah’a hürmetsizlikte bulunmuş ise Allah Resulü bu konuda insanların en öfkelisi olurdu.”
Enes b. Malik şöyle anlatıyor: “ Allah’ın Resulüne on sene hizmet ettim. Bana hiçbir zaman öf bile dememiştir. Yanlış bir iş yapsam niçin yapmadın demezler. Lüzumlu bir işi terk ettiğim zaman niçin terk ettin demezlerdi. Rasulullah (sav) insanların en güzel ahlaklısı idi”

Hz. Muhammed (sav) zamanının en iyi şekilde değerlendirirdi. O gününü üç bölüme ayırmıştı. Bir kısmını ibadet için, bir kısmını aile bireyleri için, bir kısmını da insanlar için ayırmıştı. Onun hayatı her zaman planlı ve düzenli idi. Müslümanlarla her konuda sohbet ederdi. Hatta zaman zaman onlara gönül alıcı şakalar da yapardı. Onun şakaları bile ders verici, öğretici idi.
“İki nimet vardır ki çoğu zaman insanlar onun kıymetini iyi bilmezler. Sağlık ve Boş vakit”
“Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini iyi biliniz. Ölüm gelmeden önce hayatın, Hasta olmadan önce sağlığın, Meşguliyet gelmeden önce boş vaktin, İhtiyarlıktan önce gençliğin, Yoksulluktan önce zenginliğin”

İstişare; yapılacak bir iş konusunda uygun görülen kimselere danışmak onların fikir ve düşüncelerine başvurmak ve yararlanmak demektir.
Allahu Teala Kuranı Kerimde Hz. Peygamber (sav)’e istişare etmesini emretmiştir. “Onlarla istişare et. Karar verdin mi Allah’a güven. Doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever “ Ali İmran Suresi 159
Hz. Peygamber (sav) de bu emir doğrultusunda dinle ilgili olmayan konularda veya hakkında vahiy bulunmayan dini konularda daima arkadaşlarına danışarak karar vermiştir.
Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarında Ashabıyla istişare etmiş ve çoğunluğun kararına göre hareket etmiştir. Mesela hendek kazma fikri Selman'ı Farisi isimli bir sahabeden çıkmıştır.
Herhangi bir konuda danışarak iş yapmak Yüce Allah’ın bir emridir. Bu aynı zamanda Müslüman’ın bir özelliğidir. Yüce Allah bu konuda “ Onların işleri, aralarında hep istişare iledir “ buyurmaktadır. Şura Suresi 38
Atalarımızda “ Akıl akıldan üstündür”
“ Danışan dağlar aşmış, danışmayan düz yolda şaşmış” demişler
O bir Peygamberdir ve bizim için en güzel örnektir. Bizde aynı şekilde işlerimizde bilenlere, büyüklerimize danışarak işlerimizi yapmalıyız. Böyle yapınca hem Peygamberimizin sünnetine uymuş, hem de işlerimizde yanılma payını azaltmış oluruz.
"Allah'ım beni ahlâkın en güzeline yönelt. Kötü ahlâktan uzaklaştır"(464).
Rasûlüllah (s.a.s.)Efendimiz, simâca insanların en güzeli, ahlâk yönünden de insanların en üstünüydü(465). "Sizin en hayırlınız, ahlâken en üstün olanınızdır." (466) "Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim".(467) buyurmuştu. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de "Aziz Peygamberim, şüphesiz sen en üstün bir ahlak üzeresin", buyurulmuştur.(468)
Rasûlüllah (s.a.s.)'in yaşayışı, Kur'ân-ı Kerîm'in sanki canlı bir tablosuydu. Eşi Hz. Âişe'den Rasûlüllah (s.a.s.)'in ahlâkı sorulunca:
-"Siz Kur'ân-ı Kerîm okumuyor musunuz? O'nun ahlâk'ı Kur'ân'dan ibâretti"" diye cevâp vermişti.(469) Çünkü O'nun yaşayışı ve bütün davranışları Kur'ân-ı Kerîm'in insanlara gösterdiği hidâyet yolunun uygulanmasıydı. Nitekim, sâdece sözleriyle değil, yaşayışı, fiil ve davranışlarıyla da uyulması gereken en güzel örnek olduğunu Yüce Kitâbımız Kur'ân-ı Kerîm beyân etmektedir: "Sizin için Allah Rasûlünde en güzel örnek vardır".(470)
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) güler yüzlü, nâzik tabîatlı, ince ve hassas rûhlu idi. Katı yürekli, sert ve kırıcı değildi. Ağzından sert ve kaba hiç bir söz çıkmazdı. Kur'ân-ı Kerîm'de bu konuda: "Allah'ın rahmeti eseri olarak, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi."(471/1) buyrulmaktadır.
Rasûlüllah (s.a.s.) başkalarını tenkit etmez, kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı.(471/2) Yanlış ve hoşlanmadığı bir davranış görürse, "içinizden bazı kimseler, şöyle şöyle yapıyorlar..." şeklinde, bu davranışları yapanların kim olduklarını belli etmeden ve hiç kimseyi kırmadan yanlış ve hataları düzeltirdi.(472) Kimsenin sözünü kesmez, konuşması bitinceye kadar dinlerdi. Tartışmayı sevmez, sözü gereğinden çok uzatmazdı. Kendini ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olmaz; kimsenin gizli hallerini araştırmazdı. Allah'a hürmetsizlik olmadıkça, şahsına yapılan kötülükleri, ne kadar büyük olursa olsun, bağışlar, eline imkân geçince öc almayı düşünmezdi. Ancak Allah'ın yasaklarını çiğneyenlere hak ettikleri cezâyı verirdi.(473) Nitekim, Mekke'nin fethedildiği gün, daha önce kendisine her türlü kötülüğü ve hakareti reva gören Mekke müşriklerine:
-"Bugün size geçmişten dolayı azarlama yok", (Yûsuf Sûresi, 92) serbestsiniz diyerek hepsini affetmişti.(474)
İffet ve hayâ yönünden, köşesinde oturan bâkire kızdan daha utangaçtı.(475) "Hayâ imandandır".(476) "Hayâ ancak hayır getirir"(477) buyurmuştur. Bir şeyden hoşlanmadığı zaman açıkça söylemez, bu durum yüzünden anlaşılırdı.(478) Hiç bir yemeği beğenmezlik etmez, arzu etmezse yemezdi(479). Elini yıkamadan ve "Besmele" çekmeden yemeye başlamaz. Allah'a hamdetmeden de sofradan kalkmazdı.
Bütün insanları eşit tutar, zengin-fakir, efendi-köle, büyük-küçük ayrımı yapmazdı. Mekke'nin fethi esnâsında Fâtıma adlı bir kadın hırsızlık yapmış, soylu bir âileden olduğu için bu kadına cezâ verilmemesi istenmişti. Bu olayla ilgili hutbesinde Rasûl-i Ekrem:
"Sizden önceki ümmetlerin helâk edilmeleri ancak şu sebepledir: Onlar, içlerinden zengin ve soylu bir kimse hırsızlık yaptığı zaman onu bırakırlar fakir ve zayıf bir kimse çaldığında ise ona cezâ verirlerdi. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed (s.a.s.)'in kızı Fâtıma da çalmış olsaydı, cezâsız bırakmazdım" (480) buyurdu.
Her bakımdan kendisine güvenilirdi. Verdiği sözü mutlaka zamanında yerine getirirdi. Dürüslükten ayrıldığı, şaka bile olsa yalan söylediği hiç görülmemiştir. Bu yüzden O'na henüz Peygamber olmadan "Muhammedü'l-emîn" denilmişti. Nitekim Peygamberliğini ilan ettiği zaman, iman etmeyenler bile O'na "yalancı, yalan söylüyor", diyememiştir.(481) En yakın hısımlarını Safâ tepesine toplayıp onları İslâm'a dâvet için, "Size şu dağın arkasında düşman atlılarının bulunduğunu söylersem, bana inanır mısınız?" dediği zaman: "Hepimiz inanırız çünkü Sen yalan söylemezsin" diye cevâp vermişlerdi.(482) Kendisi böyle olduğu gibi, herkesin dürüst olmasını isterdi. "Doğruluktan ayrılmayınız, çünkü doğruluk, iyilik ve hayra götürür, İyilik ve hayır da, kişiyi Cennet'e ulaştırır. Kişi doğru söyleyip doğruluğu aradıkça, Allah katında sıddîkler zümresi'ne yazılır. Yalan sözden ve yalancılıktan sakınınız. Çünkü yalan insanı kötülüğe sevkeder. Kötülük de kişiyi Cehennem'e götürür, İnsan yalan söylemeğe ve yalanı aramağa devâm ede ede, Allah katında nihayet yalancı yazılır" (483), buyurmuştur.
Rasûlüllah (s.a.s.) insanların en cömerdi ve en kerîmiydi. (484) Eline geçen her şeyi muhtaçlara dağıtır, kimseyi eli boş çevirmezdi.(485) "Ben ancak dağıtıcıyım, veren Allah'tır", der(486) ihtiyâcından fazla bir şeyin kendinde veya evinde bulunmasını istemezdi. "Uhut Dağı altına çevrilip de benim olsa, borcum için ayıracaklarım müstesna, ondan tek bir dînârın bile üç geceden çok yanımda kalmasını istemezdim" (487) buyurmuştur.
Son derece mütevâzi ve alçak gönüllü idi. Bir topluluğa geldiğinde, kendisi için ayağa kalkılmasını istemez, nereyi boş bulursa, oraya otururdu. Arkadaşları arasında otururken ayaklarını uzatmazdı. Arkadaşları her işini yapmayı kendileri için şeref ve cana minnet saydıkları halde, bütün işlerini kendi görür, ev işlerinde hanımlarına yardım ederdi.(488) Methedilmesini ve aşırı hürmet gösterilmesini istemez,"Hristiyanların Meryem oğlu İsâ'ya yaptıkları gibi yapmayınız. Ben sâdece Allah'ın elçisi ve kuluyum"(489) derdi. Fakîr kimselerle düşüp-kalkmaktan, yoksulların, dulların, kimsesizlerin işlerini görmekten zevk alırdı. Bulduğunu yer, bulduğunu giyer, hiç bir şeyi beğenmezlik etmezdi.(490). Yiyecek bir şey bulamayıp aç yattığı bile olurdu.
Bütün işlerini tam bir düzen ve nizâm içinde yapardı. Namaz ve ibâdet vakitleri, uyku ve istirahat için ayırdığı saatler, misâfir ve ziyâretçilerini kabûl edeceği vakitler hep belirliydi. Vaktini boş geçirmez, her ânını faydalı bir işle değerlendirirdi. "İnsanların çoğu iki nimetin kıymetini takdirde aldanmışlardır: Sıhhat ve boş vakit", buyurmuştur(491).
Ahlâklı ve faziletli sanılan nice kimseler, yakından tanındığı zaman, pek çok kusurlarının bulunduğu görülür. İnsanı en yakından tanıyan, onun iç yüzünü ve bütün gizli hallerini en iyi bilen, şüphe yok ki eşidir. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) ilk vahiy'den sonra gördüklerini anlattığı zaman eşi Hz. Hatice:
-"Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hak hiç bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, işini görmekten âciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, fakîre verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misâfiri ağırlarsın, Hak yolunda herkese yardım edersin..." diyerek(492) O'nun Peygamberliğini hemen kabûl etmiş, en küçük tereddüt göstermemiştir.
Çocukluğundan itibâren 10 yıl hitzmetinde bulunan Hz. Enes:
-Rasûlüllah (s.a.s.)'e 10 yıl hizmet ettim. Bir kere bile canı sıkılıp, öf, niçin bunu böyle yaptın, neden şunu şöyle yapmadın, diye beni azarlamadı", demiştir.(493)
Kâinâtın Efendisi, Rabbımızın Yüce Elçisi Sevgili Peygamberimizin büyüklüğünü, üstün ahlâkını ve örnek yaşayışını gerektiği şekilde bu satırlar içinde anlatmak şüphesiz mümkün değil. O'nun büyüklüğünü ve ahlâkının yüceliğini bir parça sezdirebilmişsem, kendimi bahtiyâr sayarım.
"Dünya neye sâhipse, O'nun vergisidir hep;
Medyûn O'na cem'iyyeti, medyûn O'na ferdi.
Medyûndur o Masûm'a bütün bir beşeriyyet;
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret"(494).
Salât ve selâm O'na, âline, ashâbına ve yolunda olanlara.
Hz.Muhammed (sav) alemlere rahmet olarak gönderilmiş olan en son peygamber ve bütün insanlık için en güzel ahlak örneğidir. Yüce Mevla’mız Kuranı Kerimde onun için şöyle buyurmaktadır.
“Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin” Kalem Suresi 4
“Andolsun size bir Peygamber geldi ki sizin sıkıntıya uğramanız onu incitir ve üzer. Çünkü o size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.” Tevbe Suresi 128
“Rasulüm biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” Enbiya Suresi 107
“Andolsun ki Rasulullah sizin için, Allah’a ve ahıret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir” Ahzab Suresi 21
“Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim”
“Sizin en hayırlınız ahlakça en güzel olanınızdır”
“Kişi güzel ahlakı ile geceleri ibadetle gündüzleri oruçla geçirenin derecesine yükselir”
“Allah’ım beni güzelleştirdiğin gibi ahlakı mı da güzelleştir”
Hz. Aişe Validemize Hz.Peygamber (sav)’in ahlakı sorulduğu zaman “Siz hiç Kuran okumuyor musunuz. Onun ahlakı kurandı.” cevabını vermiştir.
Kuran ahlakı; Yüce Mevla’mızın Kuranı Kerimde bize bildirdiği, Hz. Peygamber (sav)’inde bizzat yaşayarak örnek olduğu ahlaktır.
Peygamberlerin sıfatlarına baktığımız zaman onlardan birisi de emanettir yani güvenilir olmalarıdır. Bütün Peygamberler emin, güvenilir insanlardı.
Hz. Peygamber (sav)’e Mekkeliler daha peygamber olmadan önce kendisine güvendiklerinden, doğru dürüst bir insan olduğu için Muhammedül Emin (Güvenilir Muhammed) lakabını vermişlerdi. Değerli mallarını, eşyalarını kendisine emanet ederlerdi.
Hz. Peygamber bir gün Safa tepesine çıktı ve “ Ey Kureyşliler” diye seslendi. Onun sesini duyanlar dinlemek için etrafına toplandılar. Peygamberimiz “ Size şu tepenin arkasından bir düşman ordusunun geldiğini söylesem bana inanır mısınız?” Oradakilerin hepsi “ Evet, inanırız. Çünkü senin yalan söylediğini hiç duymadık.” dediler. “ O halde sizi Allah’tan başka İlah olmadığına inanmaya çağırıyorum” dedi.
Mekke’den Medine’ye hicret etmeden önce Hz.Aliyi yatağına yatırmış ve kendisinde bulunan emanetleri sahiplerine vermesini tembih etmişti. Oysaki Mekkeliler evini kuşatmış ve kendisini öldürme planları yapıyorlardı. Onu peygamber olarak kabul etmeyip doğruluğundan, güvenilirliğinden şüphe etmeyenler çoktu.
Hz. Muhammed (sav) gerek peygamberliği döneminde gerekse peygamberlikten önceki dönemde yani hayatının her safhasında güzel ahlak örneği olmuş ve kendisinden kötü ahlak namına hiçbir hareket gözlenmemiştir. Çünkü “Beni Rabbim terbiye etti, o ne güzel terbiye edicidir” buyurmuştur.

Merhamet; katı kalpliliği yumuşatan nefretin üzerine sevginin yerleşmesini sağlayan bir ahlaki erdemdir. O Yüce Resul alemlere rahmet olarak gönderilmiş bir peygamberdir.Onun merhameti; inancı, dini, makamı, rengi, ırkı ne olursa olsun bütün insanlara ve yeryüzünün diğer varlıklarına idi. O öksüzleri, yetimleri, kimsesizleri daima koruyup gözetirdi. Hastayı ziyaret eder, hatırlarını sorardı. Çocuklarla ilgilenir, şakalaşır, başlarını okşar ve onları kucağına alır öperdi.
Müşriklerin Müslümanlara yaptıkları işkencelerin artması üzerine bazı Müslümanlar Peygamberimize gelerek Müşriklere beddua etmesini istediler. O Yüce Resul ise “Ben dünyaya beddua etmek üzere değil (lanetçi değil) yalnız rahmet olarak gönderildim” buyurmuştur.
Müslümanlara ve kendisine çokça eziyet ve zulüm yapan Mekkelileri Mekke fethedildiği zaman affetmişti.
Bir defasında torunu Hz. Hasanı öperken yanında oturan bir adam onun görür ve “ Siz çocuklarınızı öpüp sever misiniz? Benim on çocuğum var hiçbirini öpmedim.” deyince “Allah senin kalbinden merhameti kaldırdı ise ben ne yapabilirim” buyurmuştur.
Bir seferinde Ensârdan bir zâtın bahçesine girdi. Orada bir deve vardı. Deve Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı görünce inledi ve gözlerinden yaşlar aktı. Aleyhissalâtu vesselâm deveye yaklaştı ve gözyaşlarını sildi. Hayvan sâkinleşti. "Bu devenin sâhibi kim?" diye sorarak ilgi gösterdi. Ensar'dan bir genç: "O bana aittir ey Allah'ın Rasulü!" deyip ortaya çıkınca Hz. Peygamber onu payladı: "Allah'ın sâna mülk kıldığı bu deve hakkında Allah'tan korkmuyor musun? Bâk! Bu bana şikâyette bulundu. Sen bunu acıktırıyor ve fazla çalıştırarak da yoruyormuşsun."
“ Merhamet edene Allah’ta merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin”
“ Merhamet etmeyene merhamet olunmaz”
“ Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, muhakkak ki insanlar çevrenden dağılır giderlerdi....” Ali İmran 159

Sevgili Peygamberimiz insanların ırkına, rengine, makam, mevkisine, zenginlik ve fakirliğine bakmadan onlara sırf Allah yarattığı için, insan oldukları için değer verirdi. Çünkü Allahu Teala “Biz insanı en güzel bir şekilde yarattık” buyurmaktadır.
Kendisiyle konuşan insanları dinler, yüzünü konuşan insandan başka bir yere çevirmez, sözünü kesmezdi. İnsanlarla karşılaştığında selam verir, ellerini sıkar, hal ve hatırlarını sorardı.
İnsanlar hakkında kötü zanda bulunmaz, onların kusurlarını araştırmaz ve yüzlerine vurmazdı. İnsanlara karşı kin gütmez, intikam almayı düşünmezdi.
İnsanların davetine katılır, onlarla sohbet eder, hastaları ziyaret eder, dertli olanların dertleriyle alakadar olurdu. Fakiri fakirliğinden dolayı küçük görmez, zengine zenginliğinden dolayı iltifat etmezdi. Herkese aynı şekilde muamele ederdi.
Kimseyle alay etmez, kötü lakap takmazdı. İnsanlarla olan ilişkilerinde alçakgönüllü, şefkatli, hoşgörülü ve sabırlıydı. Bir gün huzurunda konuşurken titreyen bir adama “Arkadaş rahat ol. Ben kral değilim. Ben sadece Kureyş'ten kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum” buyurmuştur.

Yüzyıllar boyu putlara tapmış, taştan, ağaçtan heykelleri tanrı belirlemiş bir toplumda öne atılıp sadece Allah’a kulluk etmenin bayrağını açmak büyük cesaret isteyen bir iştir. Allah’a olan imanı ile putperestlerin tepkilerinden korkmaksızın insanları bir olan Allah’a çağırmıştır.
Amcası Ebu Talib ona “İnanacaksan kendi kendine inan. Putların aleyhine konuşma. Zira Müşriklerin ileri gelenlerini kızdırır, kendini ve hepimizi tehlikeye atarsın” dediğinde Allah Resulü “Ey amca Güneşi sağ elime Ayı da sol elime koysalar yine de davamı anlatmaktan vazgeçmem” buyurmuştur.
Hicret esnasında Ebu Bekir’le beraber Sevr mağarasında iken Müşrikler mağaranın ağzına kadar gelmişlerdi. Allah Resulü Ebu Bekir’e “Korkma Allah bizimle beraberdir.” buyurmuştur.
Bir gün Medine dışında bir gürültü duyulmuş ve düşmanın saldırdığı sanılmıştı. Peygamber (sav) herkesten önce atına atlayarak olay yerine ulaşmış ve arkasından yetişenlere endişelenecek bir şey yok diye teskin etmişti.
630 yılındaki Huneyn savaşında İslam ordusu dar bir geçitte düşman ordularının ani saldırısına uğradı ve dağıldı. Allah Resulü atını düşmana doğru sürerek “Nereye gidiyorsunuz. Ben Allah’ın Resulüyüm. Ben Abdulmuttalib oğlu Abdullah oğlu Muhammed'im” diyerek ordusunu topladı.
O Yüce Resul “Allah’ım korkaklıktan sana sığınırım” diye dua ederdi.

Hakkı gözetmek demek; adil olmak herkesin hakkını vermek demektir.
Hz. Muhammed (sav) Peygamberlikten önceki dönemde Mekke’de yapılan haksızlıkları ortadan kaldırmak amacı ile kurulan Hılful Fudul (Faziletliler Antlaşması) cemiyetinde bulunmuştu. Peygamberliği döneminde yine böyle bir topluluğa davet edilse katılacağını belirtmiştir.
Kureyş kabilesinden saygın bir aileye mensub bir kadın hırsızlık yapmıştı. Kureyşliler bu kadının ceza görmesini istememişler ve Üsame b. Zeyd'i aracı kılmışlardı. Bunun üzerine Allah Resulü “ Ey İnsanlar sizden önceki milletlerin yıkılmalarının sebebi şudur: Onların aralarında makam mevki sahibi kimselerden biri hırsızlık yapınca gereken ceza verilmezdi. Şayet makam ve mevki sahibi olmayan biri hırsızlık yapınca onu hemen cezalandırırlardı. Allah’a yemin ederim ki, kızım Fatıma aynı suçu işleseydi gereken cezayı verirdim” buyurmuştur.
Vefatından önce hastalanmıştı. Bu esnada Ashabına şöyle buyurmuştur. “İşte malım kimin malını aldıysam alacağı varsa gelsin alsın. İşte sırtım kime vurdu isem gelsin vursun”
Hz. Peygamber (sav) asla haksızlıklara tahammül edemez ve haksızlık karşısında susanı dilsiz şeytan olarak nitelendirirdi.
Bir bedevi Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a gelerek, Efendimizin uhdesinde bulunan alacağını istedi ve bunu yaparken sert davrandı. Hatta: "Borcunu ödeyinceye kadar seni tâciz edeceğim" dedi. Ashab-ı Kiram hazretleri bedeviyi azarlayıp: "Yazık sana! Kiminle konuştuğunu bilmiyorsun galiba!" dediler. Adam: "Ben hakkımı talep ediyorum" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm, ashabına: "Sizler niçin hak sahibinden yana değilsiniz?" buyurdu ve Havle Bintu Kays radıyallahu anhâ'ya adam göndererek: "Sende kuru hurma varsa benim borcumu ödeyiver. Hurmamız gelince borcumuzu sana öderiz" dedi. Havle: "Hay hay! Babam sana kurban olsun Ey Allah'ın Resûlü!" dedi. Kadın, Rasûlullah'a borç verdi, O'da bedeviye olan borcunu kapadı ve ayrıca yemek ikram etti. (Bu tavırdan memnun kalan) bedevi: "Borcunu güzelce ödedin. Allah da sana mükafatını tam versin" diye memnuniyetini ifade etti:
“ Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendini, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şâhidlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Nisa Suresi 135
Sabır; beklenmedik olaylar karşısında yılmamak, tedirgin olmamak, ümitsizliğe kapılmamak ve tahammül göstermektir. Allahu Teala sabredenlere mükafatını hesapsızca vereceğini müjdelemiştir.
Hz. Muhammed (sav) yetim olarak dünyaya gelmiş, küçük yaşta anne ve dedesini kaybetmişti. Yedi çocuğundan altı tanesi sağlığında vefat etmiş bütün bunları sabırla karşılamıştı.
Peygamberliği döneminde çok sıkıntı çekmiş, üzerine pislik atılmış, öldürülmek istenmiş, geçeceği yollara dikenler atılmış, ilk Müslümanlar da sayısız işkencelere tabi tutulmuş, aç susuz bırakılmış ve hatta öldürülmüşlerdi. Ama Yüce Resul bunların hepsine tahammül göstermiş ve sabretmişti.
Taif seferi dönüşünde taşlanmış, her tarafı kan revan içinde kalmış, Uhud Savaşında mübarek yüzünden yaralanmış ve dişi kırılmıştı. Ama o yinede hepsine tahammül göstermiş ve bunları yapanlar hakkında bedduada bulunmamış, Mekke fethedildiği zaman hepsini affetmişti.
O Yüce Resul şahsına yapılan her şeyi affetmiştir. Ama dine ve Allah’a yapılan bir hürmetsizlik söz konusu ise, o zaman insanların en şiddetlisi olurdu.
“ Doğrusu kim Allah’tan korkar ve düştüğü felakete sabrederse muhakkak ki Allah iyilik edenlerin mükafatını boşa çıkarmaz” Yusuf Suresi 90
“Ey iman edenlere sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir” Bakara Suresi 133
“ Müminin hali ne güzeldir. Onun her işi kendisi için bir hayırdır. Bolluk içinde olur şükreder bu onun için bir hayırdır. Darlığa düşer sabreder bu onun için bir hayırdır.”
Herhangi bir konuda verilen sözün yerine getirilmesi güzel bir ahlaki davranıştır. Aksine hareket etmek ise çok çirkindir ve Müslüman’a yakışmayan bir harekettir. Sözün yerine getirilmemesi Allah ve kul hakkının çiğnenmesi demektir. Peygamber (sav) insanların en vefalısı idi. Söz verdiğinde mutlaka sözünde dururdu.
Peygamber olmadan önce bir kimsenin Peygambere bir miktar borcu kalmıştı. Bir yer tesbit ederek borcunu oraya getireceğini söyledi. Bu sözünü iki gün unuttu. Üçüncü gün sabahleyin gidip baktığında Peygamberimizi orada beklerken buldu. Yüce Resul ona “ Ey delikanlı. Sen beni sıkıntıda bıraktın” buyurdu.
Hudeybiye Antlaşmasının maddelerinden biri “Kureyşliler'den birisi velisinin izni olmadan Medine’ye sığınırsa geri verilecekti” Antlaşmanın imzalandığı sırada bir kimse Mekke’den kaçarak Peygamberimize sığındı. Antlaşma gereği Mekkelilerce geri istendi. Aksi takdirde antlaşmanın geçersiz olacağı söylendi. O Yüce Resul Ebu Cendel’e “Ş kavimle aramızda barış yazısı tamamlandı. Sen biraz daha katlan. Allah’tan bunun ecrini ve mükafatını iste. Verdiğimiz söze vefasızlık edemeyiz” buyurdu. Onu içi sızlayarak ta olsa Mekkelilere teslim etti.
“Verdiğiniz sözleri yerine getiriniz. Çünkü ahitlerinizden sorumlusunuz” İsra Suresi 34
Back to Top
sevgilikul View Drop Down
Yeni Üye
Yeni Üye


Joined: Kasım 02 2009
Location: Aksaray
Status: Offline
Points: 48
Post Options Post Options   Thanks (0) Thanks(0)   Quote sevgilikul Quote  Post ReplyReply Direct Link To This Post Posted: Aralık 25 2009 at 02:25
Emeğine sağlık çok güzel bir yazı ALLAH C.C RAZI OLSUN kardeşim
Suskunluğum gözyaşlarım olsun.
Back to Top
mavidolunay69 View Drop Down
Yeni Üye
Yeni Üye


Joined: Haziran 03 2007
Location: İstanbul
Status: Offline
Points: 25
Post Options Post Options   Thanks (0) Thanks(0)   Quote mavidolunay69 Quote  Post ReplyReply Direct Link To This Post Posted: Ocak 02 2010 at 12:26
Allah Razı Olsun..
''Aşk'a uçarsan, kanadın yanar'' Şirazi

''Aşk'a uçmazsa, kanat neye yarar''Hz.Mevlana
Back to Top
 Post Reply Post Reply
  Share Topic   

Forum Jump Forum Permissions View Drop Down

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.17
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.