|
|||||
Aktif Konular Üye Listesi Arama |
| Ödev Köşesi | |
Konu: Hz.muhammedin soy ağacı(isimleri de olur) |
|
| Yazar | Mesaj |
|
BUSRA.AYDİN
Yeni Üye
Kayıt Tarihi: Kasım 05 2007 Konum: İstanbul Gönderilenler: 1
|
![]() Konu: Hz.muhammedin soy ağacı(isimleri de olur)Gönderim Zamanı: Kasım 05 2007 Saat 22:16 |
|
arkadaşlar HZ. MUHAMMED'İN aile soy ağacını arıyorum isimlerle de olur arkadaşlar bulursanız lütfen koyun buraya çok lazım teşekkürler
|
|
|
bus___bus
|
|
|
|
|
determined60
Yeni Üye
Kayıt Tarihi: Nisan 13 2007 Konum: Tokat Gönderilenler: 29
|
![]() Gönderim Zamanı: Kasım 06 2007 Saat 21:21 |
|
Orjinalini yazan: BUSRA.AYDİN
arkadaşlar HZ. MUHAMMED'İN aile soy ağacını arıyorum isimlerle de olur arkadaşlar bulursanız lütfen koyun buraya çok lazım teşekkürler ![]() Sevgili arkadaşım bu formu ve diğer islami formları devamlı takip ediyor ama genelde yazmamaya gayret ediyorum.Ancak öyle bir soru sormuşsunuzki genelde insanlar bu ve benzeri sorularda bilgisiz ve bir kısım şarlatan denen insanlarda insanların bu konuda bilgilerini suistimal ediyor.(Örneğin; yaklaşık 7veya8 yıl önce kendini bir dini kisveyle tanıtan bir bedbaht adı bir çirkefle anılınca çareyi ve kurtuluşu kendini hz.peygamberin soyundan geldiğini söyleyerek televizyonlarda boy göstermiş ama yaptıklarıyla birçok insanın dinden uzaklaşmalarına sebep olmuşlardı.Bir başka örnekte yine aynı olayda adı karışan bir bayan rüyalarında hz peygamberi gördüğünü söyleyerek gözyaşları dökerek tv lerde boy göstermiş ağlamaları ile ve mahkeme koridorlarında ki masumca tavırlarıyla şarlatanlıklara başvurmuş ama kamera kayıtlarında bir şeyh ile müstehcen görüntüleri yayınlanınca foyası ortaya çıkmıştı.Efendimizi çok ama çok sevmeli ve ona karşı oynanan oyunlara dikkat etmeliyiz.Ben bizzat hz peygamberin soyundan gelen bir kaç temiz insanla konuşma fırsatı buldum ve hepside çok pak insanlar .Allah onu seveni seviyor ve biz onu kendimizden daha çok sevmeliyiz.onun sevgisi bizi var eden yegane sebep çünkü.Sözü biraz fazla uzattım ama sorduğunuz soru ve benzeri konularda bir çok insan akıl karıştırıcı cevaplarla insanların aklını karıştırarak dinde fitneye sebep olabiliyor.Hakkınızı lütfen helal edin(Konuyu cevaplamasdan önce sözü fazla uzattığım için).Şimdi sorunuzun cevabına geçersek:
Peygamberimiz (s.a.v.)’in neseb silsilesi nasıldır ve meşhur dedeleri kimlerdir??Bütün kaynakların ittifakla belirttikleri, Kâinatın Efendisinin yirminci dedesine kadar uzanan neseb silsilesi şöyledir: Alıntı Yapılan Kaynak:http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=5649"Muhammed (a.s.m.), Abdullah, Abdülmuttalib (asıl ismi Şeybe), Hâşim, Abd-i Menâf (Muğîre), Kusay, Kilab, Mürre, Kâb, Lüeyy, Galib, Fihr (Kureyş), Mâlik, Nadr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike (Amir), İlyas, Mudar, Nizar, Maad, Adnan." 1 Annesinin nesebi de şöyledir: Vehb, Abdümenâf, Zühre, Kilâb, Mürre... Görüldüğü üzere her iki tarafın nesebi Kilâb'da birleşmektedir. İşte, Fahr-i Kâinat Efendimizin büyük dedeleri bu zâtlardı. Herbirinin zürriyeti çoğalmış ve herbiri pekçok cemaatların reisi ve birçok kabile ve aşîretlerin dedesi ve babası olmuşlardır. Ancak, ne vakit birinin iki oğlu olsa veya bir kabile iki kola ayrılsa, sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)in soyu en şerefli ve en hayırlı olan tarafta bulunur ve her asırda onun büyük dedesi kim ise, yüzünde parlayan müstesnâ nûrdan bilinirdi. Yirminci Dededen Sonraki Neseb Çizgisi Neseb âlimlerince, Peygamber Efendimizin yirminci dedesi olan Adnan'ın Hz. İbrâhim'in neslinden olduğu ittifakla kabul edilmektedir. Adnan ile İbrâhim (a.s.) arasında uzun bir zaman mesafesi vardır. Bir kısım neseb âlimleri arada kırk batın (göbek) bulunduğunu belirtirler. Buna göre aradaki zaman biriminin ne kadar uzun olduğunu az çok tasavvur etmek mümkündür. Bu sebeple, Resûl-i Ekrem Efendimizin yirminci dedesi Adnan'dan Hz. İbrâhim'e kadar olan ikinci kademe neseb silsilesi, basamak basamak tesbit edilememiştir. Bazı neseb âlimleri Peygamber Efendimizin nesebini yedi, bazısı da dokuz göbekte Hz. İsmâil'e bağlarlar. Bu, haliyle arada birçok basamakların atlandığını ortaya koyar. Adnan'dan Hz. İbrâhim'e Kadar Olan Nesep Çizgisi Bazı âlimler, Peygamber Efendimizin, Adnan'dan Hz. İbrâhim'e kadar olan ikinci kademe neseb silsilesini şöyle sıralarlar: Adnan, Udd (veya Udad), Mukavvim, Nahur (veya Sârih), Teyrah, Ya'rub, Yeşcub, Nabit, İsmâil (a.s.), İbrâhim (a.s.) Ayrıca, İbn-i İshâk, bundan sonra da, Resûl-i Ekrem Efendimizin neseb silsilesini tâ Âdem'e (a.s.) kadar götürür. Ancak belirtelim ki, diğer kaynaklar bu silsile üzerinde ittifak etmiş değillerdir. 1. Sîre, 1/1-3; Tabakât, 1/55-56; Ensâbü'l-Eşraf, 1012 vd; Taberî, 2/172-180 Kainat' ın Efendisi (ASM), Salih Suruç Peygamberimiz’in (s.a.v.) meşhur olan dedeleri hangileridir? Şüphesiz, Kâinâtın Efendisinin nurunu alnında bir İlâhi emânet olarak taşıyan atalarının tamamı hakkında fazla bir bilgimiz yoktur. Atalarından en çok bilgi sahibi olduklarımız ise, zaman bakımından en yakın olanlarıdır. Burada onların hayat ve şahsiyetlerine kısa bir göz atmak yerinde olacaktır. Kusay Peygamber Efendimizin, asıl ismi Zeyd olan dördüncü kuşaktaki dedesi Kusay, mühim bir şahsiyetti. Kendisinin sadece Zühre adında bir erkek kardeşi vardı. Hz. Âdem'den beri devam edip gelen nur-u Ahmedî'yi alnında taşıma şerefi, bu iki kardeşten Kusay'a ihsan edilmişti. Büyük oğul olduğu için, âilenin reisliği vazifesi de kendisine verilmişti. Küçüklüğünden beri kabiliyetiyle dikkatleri üzerinde toplayan Kusay, büyüyünce Mekke'nin ileri gelen şahsiyetlerinden biri oldu. Teşkilâtçılığı, idareciliği, adaletli kararları ile kısa zamanda Mekke halkı arasında büyük bir itimad kazandı. Bu sebeple Mekke'nin idaresi ona verildi. Mekke'yi ilk defa mahallelere o böldü; her kabileyi, kendilerine ayırdığı mahallelere o yerleştirdi. Mekke'nin en mühim işleri onun evinde görüşülüp karara bağlanırdı. Kâbe'nin perdedarlığı, hacıların su ihtiyacının karşılanması, onların ağırlanması, savaşa giderken bayrak dikme ve Mekke meclisini idare etme gibi mühim işler, ona emânet edilmişti. Kâbe'nin karşısında ve kapısı Kâbe'ye bakan ilk ev onun için inşâ edilmişti. Bu ev, Mekke'nin bir nevi hükümet binası veya içinde Mekke Şehir Devletinin her türlü iş ve meselelerinin görüşüldüğü bir parlamento idi. Kusay'ın bu konağı tarihte "Dârü'n-Nedve" ismiyle şöhret bulmuş ve Hicretten yarım asır sonrasına kadar da muhafaza edilmiştir. Kusay, Mekke'de istisnasız herkes tarafından sevilir, sayılırdı. Alnında taşıdığı Fahr-i Kâinat Efendimize ait nuru, onu bütün Mekke halkının sevgilisi ve can dostu haline getirmişti. Yaşlanınca, âdetleri üzere âile reisliği vazifesini en büyük oğlu Abdüddâr'a teslim etti ve "Sevgili oğlum! Seni bu kavme reis tâyin ediyorum" dedi. Ne var ki, Abdüddâr, bu büyük vazifeyi yürütecek kabiliyete sahip değildi. Hayatı boyunca da babasının yerini dolduramadı. Çünkü, Fahr-i Kâinat Efendimizin kudsî nuru onun değil, küçük kardeşi Abd-i Menâf'ın alnında parlıyordu. Onun da dört oğlu vardı: Hâşim, Abdüşşems, Muttalip ve Nevfel. Hâşim Hâşim, Resûl-i Ekrem Efendimizin ikinci kuşaktan dedesidir. Mekke'nin ileri gelen eşrafından olan Hâşim, ticâretle uğraşırdı. Peygamberimiz (s.a.v.)in doğum vakti yaklaştığı için nur-u Muhammedî onun alnında daha haşmetli bir surette parlıyordu. Ayrıca birçok üstün faziletleri de üzerinde taşırdı. Son derece cömertti. Bir kıtlık yılında Mekke'de ekmek bulunmaz olmuştu. O, Şam'dan getirdiği has buğday unundan bembeyaz ekmekler yaptırmış, bir çok develer ve koyunlar kestirmiş, ekmek, et ve etsuyu (tirit) ile bütün Mekke halkına büyük bir ziyafet çekmişti. Hâşim, üstün seciyeli, kabiliyetli, dirayetli, cömert, faziletli ve herkes tarafından sevilen, sayılan yüksek bir şahsiyetin sahibi olduğu için ismi, ailesine ve soyuna ad olmuştur. Bu sebeple Fahr-i Kâinat Efendimizin de arasında bulundukları bu yüce soya, kendilerinden sonra "Haşimîler" denilmiştir. Hâşim'in dört erkek çocuğu olmuştu: Şeybe (Abdülmuttalib), Esed, Ebû Sayfî ve Nadle. 1 Hâşim'in nesli erkek çocuklarından Şeybe ile Esed'den devam etmiştir. Şeybe, Resûl-i Ekrem Efendimizin birinci kuşaktaki dedesidir. Esed ise Hz. Ali'nin annesi Fâtıma'nın dayısıdır. Ne var ki, Esed sulbünden dünyaya gelen Huneyn de zürriyet bırakmayınca, bütün Haşimîler sadece Abdülmuttaliboğulları kolundan gelerek çoğalmış ve yeryüzüne dağılmışlardır. 2 Şeybe (Abdülmuttalib) Peygamber Efendimizin birinci kuşaktaki dedesidir. Doğuştan ak saçlı olduğundan kendisine "Şeybe" ismini vermişlerdi. Abdülmuttalib onun lâkabıdır. O daha çok bu lâkabla şöhret bulmuş ve anılmıştır. Bu lâkabı alışının hikâyesi şöyle anlatılır: Şeybe küçüklüğünde Medine'de dayılarının yanında kalıyordu. Bir gün mahalle arkadaşları diğer çocuklarla Medine'de bir meydanda ok atışı yapıyorlardı. Bütün çocuklar arasında, alnında parlayan Kâinatın Efendisine ait nur sebebiyle rahatlıkla farkediliyordu. Çocukların bu yarışmasını seyretmek için büyüklerden bir kalabalık da orada toplanmış bulunuyordu. Ok atma sırası Şeybe'ye gelmişti. Okunu yayına yerleştirdi. Kendinden emin bir tavırla yayını gerdi. Bir an nefesini kesip yayını salıverdi. Yaydan fırlayan ok, hedefe tam isabet etmişti. Herkes hayranlık dolu bakışlarla kendisine bakarken, o ise bu başarıdan duyduğu sevinç ve heyecanı şu sözlerle dile getiriyordu: "Ben, Hâşim'in oğluyum. Ben, (Bethâ) Beyinin oğluyum. Okum elbette hedefini bulur." Seyre gelen büyükler Şeybe'nin bu övücü sözlerini duydular. Haris bin Abd-i Menâfoğullarından biri yanına yaklaştı ve sorup sual ederek onun Hâşim'in oğlu olduğunu öğrendi. Mekke'ye dönüşünde bu adam, durumu amcası Muttalib'e anlattı ve böylesine kabiliyetli ve zeki bir çocuğun yabancı ilde bırakılmasının doğru olmayacağını belirtti. Muttalib bu haber üzerine derhal Medine'ye vardı. Şeybe'yi alarak Mekke'ye getirdi. Muttalib terkisinde yeğeni Şeybe ile Mekke sokaklarına girerken sordular: "Bu çocuk kim?" Göz değmesinden korkan Muttalib'in ağzından, "Kölemdir" sözü çıktı. Evine gelince karısı Hâtice de kendisine aynı soruyu yöneltti. Yine cevabı "Kölemdir" oldu. Ertesi günü amcasının kendisine aldığı güzel elbiselerle Mekke sokaklarında dolaşmaya başlayınca, herkes onun kim olduğunu merak etmeye ve sormaya başladı. Bilenler, "Abdülmuttalib" (Muttalib'in kölesi)" diye cevap veriyorlardı. Her ne kadar kim olduğu sonradan ortaya çıktıysa da, ismi, o günden sonra "Abdü'l-Muttalib" (Muttalib'in kölesi) olarak kaldı. 3 1. Tabakat, 1/75-80 2. A.g.e., 1/79-80 3. A.g.e., 1/82-83 |
|
|
|
|
determined60
Yeni Üye
Kayıt Tarihi: Nisan 13 2007 Konum: Tokat Gönderilenler: 29
|
![]() Gönderim Zamanı: Kasım 06 2007 Saat 21:24 |
RESÛL-İ EKREM EFENDİMİZİN PÂK NESEBLERİCenâb-ı Hak, insanlığın babası Hz. Âdem`i yaratmıştı. Alıntı Yapılan Kaynak:http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=5442
Başını kaldırıp bakan Âdem (a.s. ), Arş-ı A`lâda muazzam bir nur ile bir isim yazılı gördü: "Ahmed." Merak edip sordu: "Ya Rabbi, bu nur nedir?" Allah Teâla buyurdu: "Bu senin zürriyetinden bir peygamberin nûrudur ki, onun ismi göklerde Ahmed ve yerlerde Muhammed`dir. Eğer, o olmasaydı, seni yaratmazdım!" 1 İmanımızla kabul ettiğimiz bu muazzam gerçeği, milyarlar sene sonra gelen o nûrun sahibi de, bütün açıklığıyla ifade buyurmuşlardır. Bir gün Ashabdan Abdullah bin Câbir (r.a.), "Yâ Resûlallah," dedi, "bana, Allah`ın herşeyden evvel yarattığı şey nedir, söyler misin?" Şu cevabı verdiler: "Herşeyden evvel senin Peygamberinin nûrunu, kendi nurundan yarattı. Nur, Allah`ın kudreti ile dilediği gibi gezerdi. O zaman ne Levh-i Mahfuz, ne kalem, ne Cennet, ne Cehennem, ne melek, ne semâ, ne arz, ne güneş, ne ay, ne insan ve ne de cin vardı." 2 Semâyı bütün haşmetiyle aydınlatan nûr, sonra ilk olarak Hz. Âdem`in alnında parladı. Sonra peygamberlerden peygambere geçerek İbrâhim`e (a.s.) kadar geldi. Ondan da oğlu Hz. İsmâil`e intikal etti… Peygamberlerin babası olarak anılan Hz. İbrahim`in iki oğlu vardı: İshak ve İsmâil (a.s.). O, oğlu İshak`ın neslinden bir çok peygamberin geleceğini Cenâb-ı Hakkın ilhâmıyla bilmişti. Ancak çok sevdiği Hacer`den dünyaya gelen oğlu İsmâil`in (a.s.) neslinden peygamber gelip gelmeyeceği meçhûlü idi. Bununla birlikte âhirzamanda bir büyük peygamberin gönderileceğini de biliyordu. Bu sebeple de, son peygamberin çok sevdiği oğlu İsmâil`in neslinden gelmesini şiddetle arzu ediyordu. İlk bânisi Hz. Âdem olan yeryüzünün ilk ma`bedi Kâbe, uzun zamanın geçmesiyle yıkılmış, âdeta yerle bir olmuştu. Hz. İbrâhim, bu mukaddes binânın tekrar inşası için Cenâb-ı Haktan emir aldı ve oğlu İsmâil`le birlikte derhal çalışmaya koyuldu. Kâbe`nin inşâsı tamamlanınca, baba oğul ellerini dergâh-ı İlâhîye açarak şöyle yalvardılar: "Ey Rabbimiz! Neslimizden gelen Müslüman ümmet içinden bir peygamber gönder. Ki o, onlara âyetlerini okusun, Kitabı ve hükümlerini öğretsin. Onları günâhlardan temizlesin!" 3 İşte, Cenâb-ı Hak, yapılan bu samimi duâyı cevapsız bırakmadı ve Hz. İsmâil`in neslinden peygamberlerin reisi Hz. Muhammed`i (a.s.m.) göndererek kabul etti. Bu gerçeği Kâinatın Efendisi, "Ben, babam İbrâhim`in duâsıyım..." 4 buyurarak ifade etmişlerdir. Hz. İsmâil`in evlâd ve torunları gittikçe çoğaldı ve Arap Yarımadasının her tarafına dağıldı. İçlerinden Adnanoğulları, onlar içinden Mudaroğulları ve onlar içinden de Kureyş Kabilesi diğerlerinden üstün ve farklı oldu. Kureyş Kabilesi içinde ise Hâşimîler kolu hepsinden daha çok fazilet ve şeref buldu. Bu gerçeği de bizzat kendileri şu şekilde ifade buyururlar: "Allah, İbrâhimoğullarından İsmâil`i, İsmâiloğullarından Kinâneoğullarını, Kinâneoğullarından da Kureyş`i, Kureyş`ten de Beni Hâşim`i, Benî Hâşim`den de beni seçmiştir." 5 "Ben devirden devire, (nesilden nesile, âileden âileye) seçilerek intikal eden Âdemoğulları soylarının en temizinden naklolundum, sonunda içinde bulunduğum `Hâşimoğulları` âilesinden neş`et ettim." "Allah beni, dâima helâl babaların sulbünden, temiz anaların rahmine naklederek, sonunda babamla annemden ızhâr etti. Âdem`den, anne-babama gelinceye kadarki nesebim içinde nikâhsız birleşen olmamıştır." Bütün kaynakların ittifakla belirttikleri, Kâinatın Efendisinin yirminci dedesine kadar uzanan neseb silsilesi şöyledir: "Muhammed (a.s.m.), Abdullah, Abdülmuttalib (asıl ismi Şeybe), Hâşim, Abd-i Menâf (Muğîre), Kusay, Kilab, Mürre, Kâb, Lüeyy, Galib, Fihr (Kureyş), Mâlik, Nadr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike (Amir), İlyas, Mudar, Nizar, Maad, Adnan." 6 Annesinin nesebi de şöyledir: Vehb, Abdümenâf, Zühre, Kilâb, Mürre... Görüldüğü üzere her iki tarafın nesebi Kilâb`da birleşmektedir. İşte, Fahr-i Kâinat Efendimizin büyük dedeleri bu zâtlardı. Herbirinin zürriyeti çoğalmış ve herbiri pekçok cemaatların reisi ve birçok kabile ve aşîretlerin dedesi ve babası olmuşlardır. Ancak, ne vakit birinin iki oğlu olsa veya bir kabile iki kola ayrılsa, sevgili Peygamberimizin soyu en şerefli ve en hayırlı olan tarafta bulunur ve her asırda onun büyük dedesi kim ise, yüzünde parlayan müstesnâ nûrdan bilinirdi. Yirminci Dededen Sonraki Neseb Çizgisi Neseb âlimlerince, Peygamber Efendimizin yirminci dedesi olan Adnan`ın Hz. İbrâhim`in neslinden olduğu ittifakla kabul edilmektedir. Adnan ile İbrâhim (a.s.) arasında uzun bir zaman mesafesi vardır. Bir kısım neseb âlimleri arada kırk batın (göbek) bulunduğunu belirtirler. Buna göre aradaki zaman biriminin ne kadar uzun olduğunu az çok tasavvur etmek mümkündür. Bu sebeple, Resûl-i Ekrem Efendimizin yirminci dedesi Adnan`dan Hz. İbrâhim`e kadar olan ikinci kademe neseb silsilesi, basamak basamak tesbit edilememiştir. Bazı neseb âlimleri Peygamber Efendimizin nesebini yedi, bazısı da dokuz göbekte Hz. İsmâil`e bağlarlar. Bu, haliyle arada birçok basamakların atlandığını ortaya koyar. Adnan`dan Hz. İbrâhim`e Kadar Olan Nesep Çizgisi Bazı âlimler, Peygamber Efendimizin, Adnan`dan Hz. İbrâhim`e kadar olan ikinci kademe neseb silsilesini şöyle sıralarlar: Adnan, Udd (veya Udad), Mukavvim, Nahur (veya Sârih), Teyrah, Ya`rub, Yeşcub, Nabit, İsmâil (a.s.), İbrâhim (a.s.) Ayrıca, İbn-i İshâk, bundan sonra da, Resûl-i Ekrem Efendimizin neseb silsilesini tâ Âdem`e (a.s.) kadar götürür. Ancak belirtelim ki, diğer kaynaklar bu silsile üzerinde ittifak etmiş değillerdir. 1. Kastalanî, Mevabibü`l-Ledünniye: 1/6. 2. A.g.e. 1/7 3. Bakara Sûresi, 129 4. İbni Hişâm, Sîre: 1/175; Taberî, Tarih: 2/128. 5. İbni Sa`d, Tabakât: 1/20. Müslim: 7/58 6. Sîre, 1/1-3; Tabakât, 1/55-56; Ensâbü`l-Eşraf, 1012 vd; Taberî, 2/172-180 |
|
|
|
|
ecrennur
Yeni Üye
Kayıt Tarihi: Haziran 07 2007 Gönderilenler: 33
|
![]() Gönderim Zamanı: Kasım 07 2007 Saat 16:41 |
|
allah razi olsun gercekdende cok onemli konu rahman razi olsun kardes sen sordugun iicn sizde cevapladiginiz icin
|
|
|
****Sus gelini Degil Davamizin Gelini olmak istiyorum.***
|
|
|
|
|
manlar
Yeni Üye
Kayıt Tarihi: Ocak 15 2010 Konum: İstanbul Gönderilenler: 1
|
![]() Gönderim Zamanı: Ocak 15 2010 Saat 05:22 |
|
tşkr sizolmanız daha güzel oludu
|
|
|
|
|
alperen98
Yeni Üye
Kayıt Tarihi: Mart 06 2010 Gönderilenler: 1
|
![]() Gönderim Zamanı: Mart 06 2010 Saat 10:07 |
|
ALLAH razı olsun kardeşim... |
|
|
|
|
||
Forum Atla |
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma Kapalı Forumda Cevapları Silme Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme Kapalı Forumda Anket Açma Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma |
|