www.hz-muhammed.net Homepage
   
- Sadece  ve Sadece Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hakkında Konu Paylaşılmasına İzin Verilecektir.
- Kul Hakkını ve Telif Yasasını İhlal Edici İçerik Eklenmesi Yasaktır.
KUTLU DOĞUM AYI GELDİ.
Şimdi SLAVAT ve HATİM lerimizle; PEYGAMBER EFENDİMİZ'e VEFA ZAMANI
  2009 (Okunan) 2010 (Okunan)   2011 (Hedef) 2011 (Okunan) 2011 (Kalan)
Salavat 1.268.640 1.247.200   1.000.000 80.000  
Hatim 4 Hatim 6 Hatim   5 1. Hatim  
2011 Yılı Kutlu Doğum Ayı HATİM Kampanyamıza Katılır mısınız ?

2011 Yılı Kutlu Doğum Ayı SALAVAT Kampanyamıza Katılır mısınız ?

Forum Home Forum Home > EFENDİMİZ HZ.MUHAMMED HAKKINDA KAYNAKLAR > SİZDEN GELENLER
  New Posts New Posts RSS Feed - en vazgeçilmez ibadet namaz
  FAQ FAQ  Forum Search   Register Register  Login Login

en vazgeçilmez ibadet namaz

 Post Reply Post Reply
Author
Message
kaptan View Drop Down
Yönetici
Yönetici

kardeşlik dostluk iyilik ibadet

Joined: Mayıs 18 2007
Location: Karabük
Status: Offline
Points: 1644
Post Options Post Options   Thanks (0) Thanks(0)   Quote kaptan Quote  Post ReplyReply Direct Link To This Post Topic: en vazgeçilmez ibadet namaz
    Posted: Ağustos 26 2007 at 21:21

"NAMAZ DİNİN DİREĞİDİR"

       "Namaz ne kadar kıymettar ve mühim, hem ne kadar ucuz ve az bir masraf ile kazanılır; Hem namazsız adam ne kadar  zararda olduğunu, iki kere iki dört eder derecesinde kat’i anlamak istersen; şu temsili hikayeciğe bak dinle.
        Bir zaman bir büyük hakim, İki hizmetkarını, her birisine 24 altın verip, iki ay uzaklıktaki has ve güzel bir çiftliğine ikamet etmeleri için gönderiyor. ve onlara emreder ki: “Şu para ile yol ve bilet masrafı ediniz, hem oradaki meskeninize lazım olan bazı şeyleri satın alınız.
       Bir günlük mesafede bir istasyon vardır. Hem araba, hem gemi, hem tren,
hem uçak bulunur. Sermayeye göre binilir. İki hizmetkar, ders aldıktan sonra giderler. Birisi bahtiyar idi ki; istasyona kadar bir parça para masraf eder. Fakat o masraf içinde efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret elde eder ki; sermayesi birden bine çıkar.
      Öteki hizmetkar bedbaht ve serseri olduğundan, istasyona kadar yirmi üç altınını sarf eder. Kumara, mumara verip zayi eder.Bir tek altını kalır.
      Arkadaşı ona der: “Yahu, şu liranı bir bilete ver. Ta, bu uzun yolda yayan  ve  aç  kalmayasın.Hem bizim Efendimiz kerimdir; belki merhamet eder,ettiğin kusuru affeder. Seni de uçağa bindirirler.Bir günde devamlı kalacağımız yere gideriz. Yoksa iki aylık bir çölde aç, yayan, yalnız gitmeye mecbur olursun.”
      Acaba şu adam inat edip, o tek lirasını, bir define anahtarı hükmünde olan bir bilete vermeyip, geçici bir lezzet için sefahete (haram şeylere) sarf etse; gayet akılsız, zararlı, bedbaht olduğunu, en akılsız adam dahi anlamaz mı?

    İşte ey namazsız adam! ve Ey namazdan hoşlanmayan nefsim!
    O Hakim ise; Rabbimiz, Halikımızdır.
    O iki hizmetkar yolcu ise;  biri à dindar namazını şevk ile kılar, diğeri İslam’ın emirlerinden habersiz, namazsız insanlardır.
    O yirmi dört altın ise: Yirmi dört saat, her gündeki ömürdür.
    O has çiftlik ise  Cennettir.
    İstasyon ise; Kabirdir.
        O yolculuk ise; kabre, mahşere, ebede kadar süren insanın yolculuğudur.  Amele göre, takva kuvvetine göre, o uzun yolu, değişik derecelerde geçip giderler.

       Bir kısım ehl-i takva, şimşek gibi bin senelik yolu, bir günde geçerler. Bir kısım da, hayal gibi elli bin senelik bir mesafeyi bir günde geçip giderler. Kur’an-ı Azim’üşşan, şu gerçeğe iki ayetiyle işaret eder.
       O bilet ise ; Namazdır.

           Acaba,  yirmi üç saatini şu kısacık dünya hayatına sarf eden, ve o uzun ebedi hayata, bir tek saatini sarf etmeyen; ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar akla aykırı hareket eder.
Çünkü, bin adamın katıldığı bir piyango kumarına yarı malını vermek, akıl kabul ederse; halbuki kazanç ihtimali binde birdir.
         Sonra yirmi dörtten bir malını, yüzde doksandokuz ihtimal ile kazancı kesin bir ebedi hazineye vermemek; ne kadar akla ve hikmete aykırı   hareket ettiğini, ne kadar akıldan uzak düştüğünü, kendini akıllı zanneden adam anlamaz mı?
         Halbuki namazda ruhun, kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır.
         Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir.
         Hem namaz kılanın diğer mübah dünyaya ait işleri de, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır.Fani ömrünü, bir yönden bakileştirir."

          Namaz, Kur’an’da en çok emredilen bir ibadettir.En basit bir amirin emri karşısında hemen boyun eğen biz insanların, Kainatın Yaratıcısının bunca emir ve ısrarı karşısında itaat etmemiz gerekmez mi? Okulda öğretmenimiz, işyerinde müdürümüz, patronumuz, askerde komutanımız bir iş emrettiğinde derhal yapıp, onları hoşnut ederken; nasıl olur da, Rabbimizin bu emirlerine karşı, ilgisiz kalabiliriz?
        Peygamberimize(s.a.v): “Allah’ın en çok sevdiği amel hangisidir?”  diye sorulduğunda; “Vaktinde kılınan namazdır.” buyurdu. Bu Hadis gösteriyor ki, namazdan daha üstün bir ibadet yoktur ve olamaz. Kainatta imandan sonra en büyük hakikat, namazdır.
        Yaşadığımız asırda iman zayıflığıyla birlikte, ibadete gereken hassasiyeti göstermiyoruz. Miraç’ta namaz emrini alan ve nasıl kılınacağını bize gösteren Peygamberimiz ve sahabeleri, savaşta bile cemaatle namaz kılmaktan geri durmuyorlardı. Günümüzde ise, hiçbir ciddi mazereti olmayan nice Müslüman, basit bir tembellik yüzünden, asıl görevi olan namazı ihmal edebiliyor.
Sadece bir sabah namazı için, Peygamberimiz iki ayrı Hadiste : “Dünya ve içindekilerden hayırlıdır.” buyurmuştur.
        Halbuki Namaz, kişinin Rabbiyle buluşması ve  Ona en yakın olduğu anıdır.
        Peygamber Efendimizin deyimiyle namaz: “dinin direği”,   “gözün nuru”  ve  “müminin miracıdır”.

 

NAMAZ KONUSUNDA NEFSİMİZE İKAZLAR

       "Bir zaman sinnen, cismen, rütbeten büyük bir adam bana dedi ki: “Namaz iyidir, fakat her gün her gün beşer defa kılmak çoktur; bitmediğinden usanç veriyor.”
       O zatın o sözünden hayli zaman geçtikten sonra, nefsimi dinledim. İşittim ki; aynı sözleri söylüyor. Ve ona baktım gördüm ki, tembellik kulağıyla şeytandan aynı dersi alıyor. O vakit anladım, o zat, o sözü bütün nefisler namına, herkes adına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. O zaman ben dahi dedim: “Madem nefsim beni hep kötü düşüncelere sürüklüyor,

 

Öyle ise ikaza önce nefsimden başlarım.

1. İkaz: Ey talihsiz nefsim! Acaba ömrün ebedi mi? Sonsuza kadar mı yaşayacaksın?
Gelecek seneye, belki yarına kadar yaşayacağına dair elinde bir senet var mı?
Seni usandıran, bıktıran; dünyada sanki devamlı kalacakmış   gibi düşünmendir. Oysa bu dünyada ebedi kalmayacaksın. Ömrün azdır.  Nasıl ömrün bir gün bitecekse, sonunda namaz ibadeti de bitecek.


      2. İkaz: Ey midesine düşkün nefsim! Her gün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin, onlar sana usanç veriyor mu?” Madem usandırmıyor; çünkü bunlara sürekli ihtiyacın var. Usanmak değil, her seferinde lezzet alırsın.
      Öyle ise, vücudumda senin arkadaşların olan kalbimin gıdası,
ruhumun hayat suyu, bütün duygularımı coşturan ve doyuran hoş bir havası olan namaz da seni usandırmamalı

3. İkaz: Ey Sabırsız nefsim! Acaba geçmiş günlerdeki ibadet vazifesini ve namaz yorgunluğunu ve musibet zahmetini, bugün  düşünüp acı duymak, hem gelecek günlerdeki ibadet vazifesini ve namaz hizmetini ve musibet elemini bugün hayal edip sabırsızlık göstermek hiç akıl kârı mıdır? Şu sabırsızlıktaki misalin şöyle  sersem bir kumandana benzer ki, Düşmanın sağ kanat kuvveti, onun sağındaki kuvvetine katılmış ve ona taze bir kuvvet olduğu halde, o, tutar; büyük bir kuvvetini sağ kanata gönderir. Merkezi zayıflaştırır. Hem, sol kanatta düşmanın askeri yok iken ve daha gelmeden, büyük bir kuvvet gönderir. “Ateş et!” emrini verir. Merkezi bütün bütün kuvvetten düşürtür. Düşman işi anlar, merkeze hücum eder, darmadağın eder.
          Evet, buna benzersin. Çünkü, geçmiş günlerin zahmeti, bugün rahmete dönmüş, Elemi gitmiş, lezzeti kalmış.
          Öyle ise, ondan usanç almak değil, belki yeni bir şevk, taze bir zevk ve devama ciddi bir gayret etmek lazım gelir. Gelecek günler ise madem gelmemişler,
Şimdiden düşünüp usanmak; aynen o günlerin açlığı ve susuzluğu ile bugün bağırıp çağırmak gibi bir deliliktir.
          Sabır kuvvetini geçmiş ve geleceğe dağıtma. İbadet noktasında sabrı, bulunduğun günde ve anda kullan.
          İnsan üç sabır ile sorumludur:
          a) İbadetleri devamlı yapmada sabır.
          b) Günahlardan  sakınmada sabır.
          c) Musibetlere, belalara, hastalıklara karşı sabırdır.

4. İkaz: Ey sersem nefsim! Acaba şu kulluk vazifesi olan namaz neticesiz midir?
Ücreti az mıdır ki, sana usanç veriyor. Halbuki bir adam, sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır ve sen de usanmadan çalışırsın.
      Bir kulluk vazifesi olan namaz neticesiz değildir. 

      Namazın meyveleri şunlardır:
          a) Dünyada aklın, ruhun ve kalbin rahatı,
          b) Kabrinde bir ışık ve gıda,
          c) Mahkemen olan mahşerde  bir senet ve bir bilet,
          d) Sırat köprüsünde bir nurve bir burak.

      5. İkaz: Ey Dünyaya çok bağlı nefsim!Acaba ibadetteki bıkkınlığın ve  namazdaki kusurun dünyaya ait  işlerinin çokluğundan mıdır? Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona harcıyorsun?
Eğer namaz kılsan, dünyaya ait işlerin de ibadet olur. Hem dünyaya ait geçimini, hem de ahiret için hazırlığını yapmış olursun."

      Namaz, yaratılışın gayesi, kainatın neticesi ve meyvesidir.
      Namaz en vazgeçilmez bir ibadettir.Bu yüzden Bedir savaşında bile namazdan vazgeçilmedi. Bu yüzden Hz. Ömer yarasından kanlar akarken bile namaz kıldı. Yine Hz. Ali ayağındaki okun çıkarılması için namaza durdu. Peygamberimiz son nefeslerinde bile ümmetine şöyle diyordu: “Emriniz altındakilere iyi davranınız. Namaza, namaza dikkat ve devam ediniz ! Ey kızım Fatıma!  Allah katında makbul olacak ameller işleyiniz. Bana güvenmeyiniz. Yoksa ben, sizi Allah’ın azabından kurtaramam.”
      Peygamberimiz: ”Kulun ilk hesaba çekileceği ameli, namazdır”  buyurmuştur.
      Namaz, Allah’ın sonsuz nimetlerine en büyük bir şükürdür.
      Namazın manası, Rabbimizin Celaline karşı “ Sübhanallah” deyip, Onu her türlü kusur ve noksandan uzak tutup, tesbih etmek;Cemaline karşı “Elhamdülillah” deyip hamdetmek;Kemaline karşı “Allahuekber” deyip büyüklüğünü ilan edip, tazim etmektir.Bundan dolayıdır ki, bu üç kelime (Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahuekber) namazın her tarafında bulunmaktadır.
       Namaz, bütün ibadetleri ve zikirleri içinde toplayan, en kapsamlı bir ibadettir.
Rabbimiz Kur’anda: “Muhakkak ki namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar” buyurmaktadır.
       Namazsızlık, insanı şirke ve küfre götürebilir.  Çünkü bir Hadiste: “Kişiyle şirk ve küfür arasında, namazın terki vardır” denilmiştir.Bir Müslüman'ın en büyük alameti, belirtisi namaz kılmasıdır.Peygamberimiz: “Onlarla bizim aramızda alamet-i farika (ayırıcı işaret) namazdır. Dolayısıyla namazı terk eden, kafirlere benzemiştir.” buyurmuştur.
       Kim namaz kılma yolunda istekli ve gayretli olursa, Allah ona kolaylıklar yaratır ve tehlikelerden korur.
      Allah’ın bizim namazımıza ihtiyacı yoktur. Ancak bizim ruhumuzun ona ihtiyacı olduğundan dolayı, bize farz olarak emredilmiştir.
      Peygamberimiz: ”Ecel gelmeden önce tövbe etmekte; Vakit geçmeden önce namaz kılmakta acele ediniz.” buyurmuştur.

RABBİM BÜTÜN KARDEŞLERİMİZ BÜTÜN KÖTÜLÜKLERDEN KORUSUN GÜNAHLARIMIZI AFFETSİN DOGRU YOLU BULMAYI NASİP ETSİN AMİN . . .
Back to Top
kaptan View Drop Down
Yönetici
Yönetici

kardeşlik dostluk iyilik ibadet

Joined: Mayıs 18 2007
Location: Karabük
Status: Offline
Points: 1644
Post Options Post Options   Thanks (0) Thanks(0)   Quote kaptan Quote  Post ReplyReply Direct Link To This Post Posted: Ağustos 26 2007 at 21:23
RABBİM BÜTÜN KARDEŞLERİMİZ BÜTÜN KÖTÜLÜKLERDEN KORUSUN GÜNAHLARIMIZI AFFETSİN DOGRU YOLU BULMAYI NASİP ETSİN AMİN . . .
Back to Top
aslıhan View Drop Down
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Joined: Mayıs 16 2007
Status: Offline
Points: 149
Post Options Post Options   Thanks (0) Thanks(0)   Quote aslıhan Quote  Post ReplyReply Direct Link To This Post Posted: Eylül 17 2007 at 00:21
SAĞOLUUUN
Back to Top
bengü View Drop Down
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Joined: Nisan 08 2007
Location: Ankara
Status: Offline
Points: 430
Post Options Post Options   Thanks (0) Thanks(0)   Quote bengü Quote  Post ReplyReply Direct Link To This Post Posted: Eylül 17 2007 at 15:18
Allah razı olsun..
ZALİM GÜÇLÜ OLSADA,ÖRTÜNE DİL UZATSADA,ZAFER BİZİMDİR
Back to Top
kaptan View Drop Down
Yönetici
Yönetici

kardeşlik dostluk iyilik ibadet

Joined: Mayıs 18 2007
Location: Karabük
Status: Offline
Points: 1644
Post Options Post Options   Thanks (0) Thanks(0)   Quote kaptan Quote  Post ReplyReply Direct Link To This Post Posted: Eylül 17 2007 at 22:03
cümlemizden razı olsun
RABBİM BÜTÜN KARDEŞLERİMİZ BÜTÜN KÖTÜLÜKLERDEN KORUSUN GÜNAHLARIMIZI AFFETSİN DOGRU YOLU BULMAYI NASİP ETSİN AMİN . . .
Back to Top
kaptan View Drop Down
Yönetici
Yönetici

kardeşlik dostluk iyilik ibadet

Joined: Mayıs 18 2007
Location: Karabük
Status: Offline
Points: 1644
Post Options Post Options   Thanks (0) Thanks(0)   Quote kaptan Quote  Post ReplyReply Direct Link To This Post Posted: Kasım 09 2008 at 06:38
RABBİM BÜTÜN KARDEŞLERİMİZ BÜTÜN KÖTÜLÜKLERDEN KORUSUN GÜNAHLARIMIZI AFFETSİN DOGRU YOLU BULMAYI NASİP ETSİN AMİN . . .
Back to Top
kaptan View Drop Down
Yönetici
Yönetici

kardeşlik dostluk iyilik ibadet

Joined: Mayıs 18 2007
Location: Karabük
Status: Offline
Points: 1644
Post Options Post Options   Thanks (0) Thanks(0)   Quote kaptan Quote  Post ReplyReply Direct Link To This Post Posted: Kasım 09 2008 at 06:40
Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında: ''Oğlum namaz hiç bu vakte bırakılırmı?'' Anneannesinin yaşı yetmişe dayanmış, ama ezan okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı. Kendisi ise,nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne oluyorsa, hep... namaz son dakikalara kalıyor, bu sebeple namazını alelacele eda ediyordu. Bunu düşünerek kalktı yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı ezanının okunmasına on beş dakika kalmıştı. Başını her iki yöne pişmanlıkla sallayarak, "Yine geciktirdim namazı." dedi kendi kendine. Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini yüzünü tam kurulamadan kendisini odasına attı. Mecburen, hızlı hareketlerle namazı eda etti. Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden edemedi. "Bu halimi görse, tatlı-sert kızardı yine bana." dedi. Çok seviyordu onu ...Hele öyle bir namaz kılışı vardı ki, onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki... hicabından renkten renge girerdi. O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş bir ağırlık vardı üzerinde. Duasını yaparken, başını ellerinin arasına alıp secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu şekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanır gibi oldu. "Ne kadar da yorulmuşum." dedi. Daldı gitti öylece.... Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor; Kimi sağa sola koşturuyor, kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor,soğuk soğuk terler döküyordu. Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve mizan hakkında çok şey duymuş ve ahiret hayatı adına bu kavramlar kendisi için köşe taşı olmuşlardı. Ama mahşer meydanında ki ürperti, korku ve bekleyişin bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti. Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. "Benim ismimi mi okudunuz?" dedi dudakları titreyerek..... Kalabalık birden yarılmış, bir yol olmuştu önünde. İki kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının vazifelileri oldukları belliydi. Kalabalık arasından şaşkın bakışlarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi. Melekler her iki yanından uzaklaştılar. Başı önündeydi. Bütün hayatı, bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden...." Şükürler olsun " dedi, kendi kendine ve devam etti; " Gözlerimi dünyaya açtım,Hep hizmet eden insanları gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını islam yolunda harcıyordu. Annem eve gelen misafirleri ağırlıyor, yemek sofralarının biri kalkıp, bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. İnsanlara hizmete çalıştım. Onlara Allah'ı anlattım. Namazımı kıldım. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçındım. "Kirpiklerinden aşağı gözyaşları dökülürken, "Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum." Diyordu. Ama bir yandan da "O'nun için ne yapsam az, Cennet'i kazanmama yetmez." Diye düşünüyordu.Tek sığınağı Allah'ın rahmetiydi. Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu. Sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu. Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli melekler ellerinde bir kağıt, mahşer meydanında ki kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulak kesilmişti. Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları yanlış mı duyuyordu? İsmi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten dona kalmıştı." Olamaaaazzzz " diye bağırdı. Sağa sola koşturdu. "Ben nasıl Cehennemlik olurum? Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber koşturdum. Hep rabbimi anlattım." Diyordu. Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Vazifeli iki melek kollarından tuttu. Ayaklarını sürüyerek ve kalabalığı yararak alevleri göklere yükselen Cehennem'e doğru yürümeye başladılar. Çırpınıyordu. Medet yok muydu? Bir yardım eden çıkmayacak mıydı? Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık döküldü.."Hizmetlerim... Oruçlarım.... Okuduğum Kur'anlar......Namazım....Hiçb iri beni kurtarmayacakmı?" diyordu. Bağıra bağıra yalvarıyordu. Cehennem melekleri onu hiç sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son çırpınışlarıydı. Resülullah, "Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler, günde beş vakit namazda insanı günahlardan öyle temizler." Buyuruyordu. "Oysa ki benim namazlarım da mı beni kurtarmayacak?" diye düşünüyordu. " Namazlarım.....Namazlarım....N amazlarım." diye diye hıçkırdı. Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem çukurunun başına geldiler. Alevlerin harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa dönüp geriye baktı. Artık gözleri de kurumuştu. Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm oldu. Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birden bire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu. Tam bir iki metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu. Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar onu düşmekten kurtarmıştı. kendisini yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozu silkerek ihtiyarın yüzüne baktı. "Siz de kimsiniz ?" dedi. İhtiyar gülümsedi: " Ben senin namazlarınım." "Neden bu kadar geç kaldınız ?Son anda yetiştiniz. Neredeyse düşüyordum."dedi.... İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; Başını salladı; " Sen beni hep son anda yetiştirirdin, ...hatırladın mı? Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kan-ter içinde kalmıştı. Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu.Bik ok gibi yerinden fırladı. Abdest almaya gidiyordu.
 
RABBİM BÜTÜN KARDEŞLERİMİZ BÜTÜN KÖTÜLÜKLERDEN KORUSUN GÜNAHLARIMIZI AFFETSİN DOGRU YOLU BULMAYI NASİP ETSİN AMİN . . .
Back to Top
kaptan View Drop Down
Yönetici
Yönetici

kardeşlik dostluk iyilik ibadet

Joined: Mayıs 18 2007
Location: Karabük
Status: Offline
Points: 1644
Post Options Post Options   Thanks (0) Thanks(0)   Quote kaptan Quote  Post ReplyReply Direct Link To This Post Posted: Kasım 09 2008 at 06:41

NAMAZI VAKTİNDE EDÂ ETMENİN ÖNEMİ

410 Kur'an-ı Kerim'de: "Namazların ve (bilhassa) orta namazın (edâ edilmesinde) muhafazalı ve dikkatli olun"(35) hükmü beyan buyurulmuştur. Bir namazın vakti girdiği zaman; mükellefin en önemli görevi, vakti giren namazı edâ etmektir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Vaktin evvelinde Allahû Teâla (cc)'nın rızası, sonunda ise afvı vardır"(36) buyurduğu bilinmektedir. Gerçi İslâm alimleri "Vaktin evveli de, sonu da cevazı ifade eder" hükmünde ittifak etmişlerdir. Hz. Abdullah İbn-i Mes'ûd (ra)'den rivayet edilmiştir: Resûl-i Ekrem (sav)'e: "- Amellerin hangisi daha efdaldir?" diye sordum. Resûl-i Ekrem (sav): "- Vaktinde edâ edilen namazdır" buyurdular.(37) Sonuç olarak; mükellef olan mü'minler, Resûl-i Ekrem (sav)'in müstehab olarak beyan ettiği vakitlere riayet hususunda titiz olmak durumundadırlar. Şimdi bunlar üzerinde duralım.

MÜSTEHAB OLAN VAKİTLER

411 Sabah namazını ortalığın tamamen ışımasına kadar tehir etmek müstehabtır. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Sabah namazını ortalık iyice aydınlanıncaya kadar tehir ediniz. Muhakkak ki onun ecri daha büyüktür"(38) buyurduğu bilinmektedir. Ancak güneşin doğup-doğmadığı hususunda tereddüt hasıl olacak kadar beklenilemez.(39)

412 Yazın öğle namazını geciktirmek, kışın ise acele kılmak müstehabtır. Hz. Enes (ra)'den bu konuda şu rivayet edilmiştir: "Resûl-i Ekrem (sav) kış mevsiminde öğle namazını erken kılardı. Yaz mevsiminde ise; onu geciktirerek, hava serinleyince kılardı."(40)

413 İkindi namazını her zaman güneşin tegayyür etmediği, yani sararmaya başlamadığı zamana kadar tehir etmek müstehabtır.(41) Zira bu geciktirme (asr-ı sani'de kılma) sayesinde, nafile ibadet mümkündür.(42) Bilindiği üzere ikindi namazı edâ edildikten sonra, nafile namaz kılınamaz.

414 Akşam namazını, her zaman vakti girer-girmez kılmak müstehaptır.(43) Zira Resûl-i Ekrem (sav): "Ümmetim akşam namazını acele kıldıkları ve yatsı namazını geciktirdikleri müddetçe, hayır yapmakta devam eder"(44) buyurmuştur. Ayrıca akşam namazını geciktirmekte yahudilere benzemek vardır.

415 Yatsı namazını gecenin üç'te birine kadar, vitir namazını ise gecenin sonuna kadar tehir etmek müstehabtır.(45) Resûl-i Ekrem (sav): "Şayet ümmetime meşakkat vereceğinden çekinmeseydim, muhakkak ki yatsı namazını gecenin üç'te birine kadar tehir ederdim"(46) buyurmuştur. İbn-i Abidin: "Yatsıyı geciktirmenin müstehap olmasına illet, yasak edilen gece sohbetini kesmektir. Bundan murad, yatsıyı kıldıktan sonra oturup muhabbet etmektir. "Burhan" da şöyle deniliyor: Yatsıdan önce uyumak ve kıldıktan sonra konuşmak mekruhtur. Çünkü Peygamber (sav) bunların ikisini de yasak etmiştir. Meğer ki hayırlı bir iş hakkında söz edile. Resûl-i Ekrem (sav): "Namazdan sonra (yani yatsı'dan sonra) gece sohbeti yalnız iki kişiden birine caizdir. Ya namaz kılana, yahud yolcuya (bir rivayette yahud gerdeğe girene)" buyurmuştur. Tahavi: "Yatsıdan önce uyumak, vaktini kaçırmaktan yahud cemaatı kaçırmaktan korkana mekruhtur. Kendisini uyandıracak birini tayin ederse uyuması mübah olur" diyor(47) hükmünü zikretmektedir. Vitir Namazı'nın, gecenin sonuna kadar tehir edilerek kılınması müstehabtır. Resûl-i Ekrem (sav): "Gecenin sonunda uyanamamaktan korkan kimse vitir namazını gecenin evvelinde kılsın. Gecenin sonunda uyanabileceğini ümid eden kimse ise, vitir namazını o zaman kılsın"(48) buyurmuştur. İmam-ı Azam (rha)'dan rivayet olunmuştur ki; bütün namazları biraz geciktirerek kılmak ihtiyat içindir. Zira edâ; vakit girdikten sonra da caiz olur, vakit girmeden önce değil.(49)

RABBİM BÜTÜN KARDEŞLERİMİZ BÜTÜN KÖTÜLÜKLERDEN KORUSUN GÜNAHLARIMIZI AFFETSİN DOGRU YOLU BULMAYI NASİP ETSİN AMİN . . .
Back to Top
kaptan View Drop Down
Yönetici
Yönetici

kardeşlik dostluk iyilik ibadet

Joined: Mayıs 18 2007
Location: Karabük
Status: Offline
Points: 1644
Post Options Post Options   Thanks (0) Thanks(0)   Quote kaptan Quote  Post ReplyReply Direct Link To This Post Posted: Kasım 09 2008 at 06:44

1- NAMAZ VAKİTLERİ KİTABI. 1

1. Namaz Vakitleri 1

2. Cuma Namazının Vakti 3

3. Farz Namazın Bir Rek'atına Yetişmek. 4

4. «Güneşin Dönmesi Ve Gecenin Karanlığı» Âyetinin Tefsiri 4

5. Namazı Geciktirenler Ve Kaçıranlar. 5

6. Uyuya Kalıp Namazı Kaçırmanın Hükmü. 5

7. Çok Sıcakta Namazı Geciktirmek. 6

8. Sarmısak Kokusuyla Mescide Girmenin Ve Namazda Ağzı Kapatmanın Caiz Olmayışı 7

 

 

 

1- NAMAZ VAKİTLERİ KİTABI

 

1. Namaz Vakitleri

 

1. îbni Şihab (Ez-Zührî)'den:

Ömer b. Abdülaziz bir gün (ikindi) namazını geciktirdi. O sıra­da huzuruna giren Urve b. Zübeyr (onu uyarmak için) şu hadisi nakletti:

«— Kûfe'de bir gün Mugire b. Şube[1] (ikindi) namazını geciktirmişti. O sırada yanına girmiş olan Ebû Mes'ûd el-Ensârî:

— Bunu neden yaptın Mugire? Hatırlamıyor musun, birgün Cebrail gelmişti de öğle namazını kılmıştı. Sonra Resûlullah ta kılmıştı. Sonra (ikindi) namazını kıldı, Resûlullah da kıldı. Sonra (akşam) namazım kıldı, Resûlullah da kıldı, daha sonra (yatsı) na­mazını kıldı, Resûlullah da kıldı. Daha sonra da sabah namazını kıldı, Resûlullah da kıldı. Ondan sonra da (Cibril): «Bunlarla em-rolündün, buyurdu.» demişti.[2]

Bunun üzerine Ömer b. Abdülazız:

«— Urve, ne dediğini iyi düşün; Resûlullah'a namaz vakitleri­ni bildiren Cibril mi idi?» diye sordu. Urve de:

«— Beşir b. Ebî Mes'ûd, babasından böyle rivayet etti» dedi.[3]

 

2. Urve der ki: Âişe (r.a.) bana: «Resûlullah (s.a.v.) ikindi na­mazım, güneş henüz odamın duvarında yükselmeden kılardı.»[4] dedi.[5]

 

3. Atâ b. Yesâr anlatıyor:

Bir adam Resûlullah'ın huzuruna gelerek, sabah namazının vaktini sordu. Resulü Ekrem (s.a.v.) cevap vermedi. Ertesi gün sa­bah namazını şafak atınca kıldı; Bir gün sonra da, ortalık ağarınca kıldı.[6]

Daha sonra da:

«— (Sabah) namazının vaktini soran nerede?» buyurdu. Adam:

«— Benim Ya Resulallah» deyince;

<r— Bu iki vaktin arasındaki zamandır.» buyurdu.[7]

 

4. Âişe (r.a.) der ki: Resûlullah (s.a.v.) sabah namazım kıldık­tan sonra kadınlar, örtülerine bürünmüş olarak evlerine döner­lerken henüz karanlıktan tanınmıyorlardı.[8]

 

5. Ebû Hüreyre (r.a.), Resûlullah'm şöyle buyurduğunu riva­yet etti: «Güneş doğmadan sabah namazının bir rek'atma yetişebilen kimse, sabah namazını kendi vaktinde kılmış :>lur. Güneş batmadan da ikindi namazının bir rek'atma yetişebilen ikindiyi kendi vaktinde kılmış olur.»[9]

 

6. Abdullah b. Ömer'in âzadlısı Nâfi der ki: Ömer b; el-Hattab r.a.) valilerine şunu yazdı: «Bana göre en önemli vazifeniz namaz-ır. Kim onu —devam ederek— vaktinde kılarsa, dinini korumuş lur. Kim de namazlarını ihmal ederse, diğer vazifelerini haliyle

aha çok ihmal eder.»

Daha sonra dâ şunları yazdı:

«Öğle namazını, bir şeyin gölgesi fey-i zevalin[10] dışında bir ar­ın oluşundan itibaren, gölgeniz bir misli oluncaya kadar kılın.

İkindi namazını, henüz güneş yüksekte, beyazken kılın. Namaz­dan sonra, güneş batmadan önce bir atlının iki veya üç fersah[11] gi­debileceği kadar bir zaman olsun.

Akşamı, güneş batınca kılın.

Yatsıyı, kırmızılığın (akşam şafağının)[12] kaybolmasından iti­baren gecenin üçte birine kadar kılın.[13] Yatsıyı kılmadan yatanla­rın gözüne uyku girmesin .Yatsıyı kılmadan yatanların. gözüne uyku girmesin. Yatsıyı kılmadan yatanların gözüne uyku girme-Rİn_ Sabah namazını, vıldızlar batmadan parlakken kılın.»

 

7. Ebû Süheyl rivayet eder:

Hz. Ömer (r.a.) Ebû Mûsâ el-Eş'ari'ye şöyle yazdı: Öğle nama­zını, güneş tepeden dönünce (zeval vaktini müteakip), ikindiyi gü­neş parlakken, sararmadan, akşamı güneş batınca kıl. Yatsıyı ya-tmcaya kadar geciktir. Sabah namazını yıldızlar henüz azalma­dan parlakken kıl ve sabah namazında, Mufassal sûrelerden iki sûre oku.[14]

 

8. Urve de şöyle rivayet eder:

Ömer b. el-Hattab, Ebû Mûsâ el-Eşari'ye şöyle yazdı: ikindi namazını güneş beyaz ve parlakken, yani bir atlının akşama ka­dar üç fersah gidebileceği kadar bir vakit varken lal. Yatsıyı gece­nin üçte birine kadar, hattâ gece yarısına kadar geciktirebilirsin. Ancak, sakın gafillerden de olmayasın.

 

9. Abdullah b. Râfi, Ebû Hureyre'ye namaz vakitlerini sordu. O da «Sana söyleyeyim: Öğle namazını, gölgen boyunca oldu­ğunda, ikindiyi, gölgen boyunun iki misli olduğunda, akşamı güneş batınca, yatsıyı akşamla gecenin üçte biri arasında, sabah namazını da henüz karanlıkken kıl» dedi.[15]

 

10. Enes b. Malik (r.a.) der ki:

İkindi namazını kılardık, cemaatten bazısı Amr b. Avf oğulla­rının yurduna gider, henüz onların ikindi namazı kılmakta olduk­larını görürdü.[16]

         .                                                             

11. Enes b. Malik (r.a.) der ki: ikindi namazını kıldıktan sonra Küba'ya giden kimse oraya vardığında güneş hâlâ yüksekte bulu­nurdu.[17]

 

12. (Tabiinden) Kasım b. Muhammed der ki: Ashab'a yetiş­tim. Onlar Öğle namazını hava biraz serinleyince kılıyorlardı.

 

2. Cuma Namazının Vakti

 

13. Ebû Süheyl, babası Malik1 ten rivayet eder: Cuma günü Akü b. Ebî Talib'in keçesi mescidin batı duvarının dibine konuyor­du. Duvarın gölgesi keçeyi tamamen kaplayınca, Hz. Ömer gelip Cuma namazını kıldırıyordu.

Ebû Süheyl'in babası Malik devam ederek der ki:

Cuma namazından sonra gidip Öğle uykusuna yatıyorduk.[18]

 

14. Ebû Selit'in oğlu rivayet eder: Osman b. Affan (r.a.) Cuma namazını Medine'de, ikindi namazını da «Melel»'de kıldı.[19]

îmam Malik der ki: Bu, Cuma namazının zevalden sonra ilk vaktinde hemen kılındığını ve sür'atlice Melel'e gelindiğini ifade eder.

 

3. Farz Namazın Bir Rek'atına Yetişmek

 

15. Ebû Hureyre'den: Resûlullah (s.a.v.): «(Cemaatle Kılman) Namazın bir rek'atına yetişen, cemaata yetişmiş olur» bu­yurdu.[20]

 

16. Abdullah b. Ömer şöyle derdi:

(İmamla) rukûa yetişemezsen, secdeye de (dolayısıyle o reka­ta) yetişememiş olursun.

 

17. Abdullah b. Ömer ve Zeyd b. Sabit: «Kim imamla rukûa ye­tişirse secdeye, (dolayısıyle o rekata) yetişmiş olur.» derlerdi.

 

18. Ebû Hureyre der ki: Bir rek'ata yetişen secdeye (namaza) yetişmiş olur. Fatiha'yı kaçıran kimse ise, birçok hayrı kaçırmış olur.

 

4. «Güneşin Dönmesi Ve Gecenin Karanlığı» Âyetinin Tefsiri [21]

 

19. Abdullah b. Ömer der ki: «Güneşin dönmesi, batıya doğru yönelmesidir.»

 

20. Abdullah b. Abbas (r.a.) der ki: «Güneşin dönmesi,» gölge­nin batıdan güneye dönmesidir. Gecenin karanlığı, gecenin başla­ması ve karanlığın tamamen basmasıdır.[22]

 

5. Namazı Geciktirenler Ve Kaçıranlar

 

21. Abdullah b. Ömer'in (r.a.) rivayetine göre, Resûîullah (s.a.v.): «ikindi namazını kaçıran kimse, ailesini ve malını zayi etmiş gibidir» buyurdu.[23]

 

22. Yahya b. Saîd rivayet eder:

Ömer b. El Hattab (r.a.) ikindi namazından dönerken, nama­za gelmeyen birine rastladı ve:

«ikindi namazına niçin gelmedin?» dedi. Adam özür beyan et­ti. Bunun üzerine Hz. Ömer de: «Ziyandasın!» dedi. [24]

Yahya der ki: imam Malik, "Ziyandasın" ifadesini açıklamak üzere şöyle der: "Her şeyin bir karşılığı ve ziyanı vardır, denir."

 

23. însan namazı vaktinde de, vakti geçmiş olarak da kılar. Vakti kaçmış namazı kılması, aile efradı ve malından daha üstün ve faziletlidir.

Yahya'ya göre îmam Malik der ki: Seferde unutarak nama­zını geciktiren kimse, vakit çıkmadan evine gelirse namazı tam kılar. Vakit çıktıktan sonra gelirse, sefer namazı -yani iki rek'at-olarak kılsın. Çünkü kazaya bıraktığı gibi kılar.

Malik der ki: Memleketimizde (Medine'de) halkın ve ulemâ­nın böyle yaptıklarını gördüm.

Malik der ki: Şafak (akşam şafağı), bata ufkundaki kırmızılık­tır. Akşamdan sonra batıda gözüken kırmızılık kaybolduktan sonra, akşam namazının vakti çıkmış, yatsının vakti girmiş olur.

 

24. Nafi rivayet eder: Abdullah b. Ömer (r.a.) bayıldı, kendin­den tamamen geçti. Ayıldıktan sonra da namazını kaza etmedi.

îmam Malik der ki: Kanaatime göre -Allah bilir- bütün vakit baygın kalmıştır. Yoksa namaz vakti çıkmadan aydan kimse mut­laka namazını kılmalıdır.[25]

 

6. Uyuya Kalıp Namazı Kaçırmanın Hükmü

 

25. Saîd b. el-Museyyeb rivayet eder: Resûlullah (s.a.v.), Hay-ber fethinden dönüşünde gece yola devam etti. Gecenin yarısın­dan çoğu geçince biraz uyuyup dinlenmek için konakladı. Bilal'e:

«—Uyuma, bizi sabah namazına kaldır» buyurdu ve uyu­du. Ashab da uyudu. Bilâl bir süre bekledikten sonra —sabaha karşı— devesine dayandı, gözleri uykuya daldı. Güneş doğup yüz­lerine vuruncaya kadar ne Resûlullah (s.a.v.), ne Bilâl, ne de As­hab uyandı.

Resulü Ekrem birden heyecanla uyanınca, Bilâl:

«— Ya Resulallah; Seni uyutan (Allah) beni de uyuttu.» dedi. Bunun üzerine Resûlullah hareket emri verdi. Savaşçılar devele­rini kaldırıp yola düştüler. Biraz gittikten sonra Resûlullah (s.a.v.) Bilal'e emretti. Bilâl kaamet etti. Resulü Ekrem cemaate sabah namazım kıldırdı.[26] Namazdan sonra da: «Namazı unutup

kılamayan onu hatırlayınca kılsın. Çünkü Allah Teâlâ ki-tabmda *Beni hatırlayınca namazı kıl[27] buyurur» dedi.[28]

 

26. Zeyd b. Eşlem rivayet eder: Resûlullah bir gece Mekke yolunda konakladı. Kendilerini namaza kaldırması için de Bilâl'i vazifelendirdi ve uyudu. Ashab da uyudu. (Bir süre sonra) Bilâl da uyudu. Ancak güneş doğunca uyanabildiler. Uyanıp telâşa düşün­ce Resûlullah (s.a.v.) hemen bineklerine binmelerini, o vadiden çıkmalarını emretti, ve: «Bu vadide şeytan vardır» buyurdu. (De­velerine ve atlarına) bindiler. Vadiyi geçtikten sonra, Resûlullah (s.a.v.) inmelerini ve abdest almalarını emretti. Bilâl'a da ezan okumasını veya kamet getirmesini söyledi. Resûlullah namazı kıldırdı, cemaate döndü. Korku ve heyecanlarını görünce onlara:

«Ey insanlar! Şüphesiz ruhumuzu Allah aldı (Bizi Allah uyuttu). Dileseydi ruhumuzu bize başka bir zamanda iade

ederdi. Bizi daha erken uyandırırdı.[29] Sizden kim uyuya-kalır, yahut unutur da namazı kılanı azsa uyanınca, nama­zını vaktinde kıldığı gibi kılsın» dedikten sonra, Ebû Bekr'e dönerek: «Bilâl namaz kılıyordu, şeytan geldi onu yatırdı, ninni ile uyutulan çocuk gibi onu uyuttu.» dedi. Daha sonra Hz. Peygamber Bilâl'i çağırdı. Bilal, Resûlullah'm (daha önceden) Ebu Bekr'e haber verdiği şeylerin aynısını kendisine anlatınca, Ebu Bekr «Gerçekten senin Allah'ın Resulü olduğuna şahadet ederim» dedi.[30]

 

7. Çok Sıcakta Namazı Geciktirmek

 

27. Atâ b. Yesar'dan:

Resûlullah (s.a.v.): «Sıcağın şiddeti, cehennemin nefesin-dendir.. Sıcak şiddetlenince namazı (biraz te'hir edip) ha­va biraz serinleyince kılın» dedi ve devam etti: «Cehennem Rabbine şikâyet ederek: Yarabbi! Ateşim birbirini yedi, de­di. Rabbi de ona senede iki nefes alma izni verdi: Bir nefes yazın, bir nefes kışın.»[31]

 

28. Ebû Hureyre'den: Resûlullah (s.a.v.) «Sıcak şiddetli olunca (öğle) namazını biraz te'hir edin; serin vakte bıra­kın, zira sıcağın şiddeti, cehennemin nefesindendir.»

buyurdu.

Sonra şu hadisi zikretti: «Cehennem, Rabbine şikayette bulundu. O da, senede iki nefes izin verdi: Bir ne­fes kışın, bir nefes de yazın.»[32]

 

29. Ebû Hureyre'den: Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: «Çok sıcakta namazı biraz te'hir edin. Zira sıcaklığın şiddeti, ce­hennemin nefesindendir.»33

 

8. Sarmısak Kokusuyla Mescide Girmenin Ve Namazda Ağzı Kapatmanın Caiz Olmayışı

 

30. Said b. El Müseyyeb'ten:

Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: «Şu bitkiden (sarmısak-tan) yiyen mescitlerimize girip bizi sarmısak kokusuyla rahatsız etmesin.»

îmam Malik, Abdurrahman'dan rivayet eder: «Salim b. Ab­dullah namazda ağzını bir atkıyla kapatan birini görünce, ağzını kapatan bu atkıyı sertçe çekip, açardı.»[33]

 



[1] O zamanlar Mugîre b. Şube, Hz. Ömer tarafından Küfe valisi olarak tayin edilmişti.

[2] Yani hergün namazı, bu beş vakitte kılmakla emrolundun. Diğer bir rivayet­te Cibril: «Sen bunu tebliğ ile.emrolundun,» dedi.

[3] Buhari, Mevakîtu's-Salât, 9/1; Müslim, Mesâcid, 5/166,187.

[4] Güneş doğduğunda ışıkları önce odanın tabanına vurur, Güneş batıya ufağa indikçe odanın duvarına yükselir. Âişe validemiz, yukarıdaki sözüyle Resû­lullah (s.a.v.) ikindi namazım ilk vaktinde kılardı, demek istiyor.

[5] Buhari, Mevakitu's-Sâlat, 9/1; Müslim, Mesâcid, 5/167; Şeybanî, 3.

[6] Sabah namazının vakti, şafak söktükten sonra başlar, güneşin doğması yak-laşıncaya kadar^kıhmr, demektir.

[7] Bu hadis, mürseldir; Enes'ten ise mevsûl olarak gelmiştir. Nesaî, Ezan 7/12.

[8] Buharı, Mevakitu's-Salât, 9/37; Müslim, Mesâcid, 5/232.

Hz. Âişe: Sabah namazının erken kılındığını söylemek istiyor. Resulü Ek­rem (s.a.v.) çoğu zaman sabah namazını erken kılar, bazan da geç kılardı. İmam Şafiî (rahimehullah) erken kılınmasının efdal olduğunu söyler, îfirîam Ebu Hanîfe Hazretleri de -cemaatin çoğalması için-, ortalık biraz ağannca kılınmasını tavsiye eder. Bu hadisten Asrı Saadette kadınların camiye devam ettikleri anlaşılıyor.

[9] Buharî, Mevakîtu's-Salât, 9/28; Müslim, Mesâcid, 5/232. Ebu's-Seâdât tbnül-EsSr der ki: Namaza yetişmeyle ilgili bu hüküm; bu iki namaza mahsus olmayıp, bütün namazlara şâmil olduğu halde, bilhassa bu iki vaktin bildirilmesinin sebebi şudur: Bu iki vakit gündüzün başlangıç ve sonudur. Namaz kılan kimse namazın bir kısmını kıldıktan sonra güneş doğsa, veya batsa vakit çıktı ve namaz bozuldu sanır. Aynı zamanda güneş doğarken ve batarken namaz kılınması yasak edilmiştir. Eğer Hz. Peygam­ber (s.a.v.) ikindi ve sabah namazlarının birer rek'atlanna yetişenin nama­zının sahih olduğunu bildirmese idi, namaz kılan kimse bu iki vaktin çıkma­sıyla namazlarının bozulduğunu sanırdı. İşte bu yanlış anlamaya meydan vermemek için, Resulü Ekrem özellikle bu iki vakti açıklamıştır.

Bu hadisi şeriften iki sonuç çıkar:

1. Vaktin sosunda yalnız bir rekâtı kılınan namazın tamamı kaza değil eda sayılır, Neufflpıamazın, bu derece dar bir vakte kadar kasten geciktirilme- sini ulemanın caiz görmediğini söylemiştir.

2. Özürlü bir kişinin özrü, vaktin sonunda bir rek'at kılınabilecek kadar bir zaman içerisinde kalksa o vaktin namazı o kişi üzerine borç olur. Sonra kaza etmesi gerekir. Şayet Özür devam etmiş olsaydı üzerine borç olmayacaktı. Bujtonuda âlimlerin görüşleri şöyle özetlenebilir:

a- Alimlerin çoğunluğu birinci maddedeki görüşe sahiptirler,

b- Bir kısım âlimler de rek'atların hepsinin kaza olacağı görüşündedirler,

c- Bazıları da vakit içerisinde kılman bir rek'at eda, diğer rek'at veya rek'at-lar kazadır, derler.

d- Ebû Hanife'ye göre -ikinci maddede olduğu gibi- hadisi şerif özürlü kişile­rin durumunu açıklamaktadır. Burada söz konusu olan Özürler delilik, ba­yılma, hayız, lohusalık vs.dir. Bu özürlerden biri kendisinde olan bir şahıs, özüründen vaktin sonunda bir rek'at kılınabilecek bir zaman içerisinde kur-tulursa, o vaktin namazının bu kişi tararından kaza edilmesi gerekir. Ayrıca Ebû Hanife, bir rek'atı vakit içinde, diğer rek'atı güneş doğarken kılınan sa­bah namazının batıl olacağı görüşündedir. Fıkıh usulündeki şu kaide de Ebû Hanife'yi desteklemektedir: Kâmil bir vakitte kılınması farz olan bir namazın, mekruh bir vakitte kılınması caiz değildir. Bundan başka 'Özür1 vakit daha çıkmadan kalkarsa, o vaktin namazı borç olur. Yukarıda bir rek'at olarak ifade edilmesi ekseriyete göredir. (Bkz. el-Menhel).

[10] Fey-i zeval, güneş tam tepede iken herhangi bir cismin en kısa gölgesidir. Bir Arşın, takriben 60 santimdir.

[11] Bir Fersah, üç mildir. Bir mil, takriben 1609 metredir.

[12] Şafak (akşam şafağı, gurup), akşamdan sonra ufukta gözüken kırmızılık­tır.

[13] Yatsı namazı tan yeri ağarıncaya (fecr-i sadık doğuncaya) kadar kılınabi-lir. Fakat yatmadan önce kılınması sünnet ve efdaldir. Bu yüzden Hz. Ömer yatsıyı kılmadan yatanları kınıyor ve onlara beddua ediyor.

[14] Mufassal sûreler, Hucurât'dan Abese'ye kadar olan, sûrelerdir. Bakara'dan Tevbe'ye kadar, «Tıvâl» (uzun sûreler) «Tekvîr»'den «Nas»a kadar olanlara da «kısar» yani kısa sûreler denir.

[15] Ebû Hanife'ye göre, ikindinin vakti, gölge boyun iki misli olunca başlar. Şeybanî, 1.

[16] Buhari, Mevakitu's-Salât, 9/13; Müslim, 5/194. Ayrıca bkz. Şeybanî, 4. Amr b. Avf oğullarının yurdu, Mescid-i Nebeviye «iki mil» yani «4 kilomet­re» kadardı.

İmam Nevevî der ki: Aahab-ı kiramdan Amr b. Avf oğullan, tarla veya bah­çelerinde çalışırlardı. İşleri bitince toplanıp ikindiyi kılıyorlardı. Bu yüz­den namazları gecikiyordu.

Hanefî Mezhebine göre, güneş parlak beyazken ertelenerek kılınması efdaldir.

[17] Buharı, Mevakîtu's-Salât, 9/13; Müslim, Mesâcid, 5/193; Şeybanî, 3. «Kubâ», Medine'ye Üç mil uzaktadır.

[18] Şeybanî, 223.

Ashab-ı kiram geceleri az uyuyorlardı. Öğle sıcağında namazdan önce bi­raz yatıyorlardı. Bu uykuya «Kaylule» deniliyordu. Cuma günleri gusül ve sair temizlik işleriyle meşgul oldukları için öğle Uykusuna namazdan son­ra yatıyorlardı

[19] Meleî, Medine'ye 17 mil mesafededir. Bu hadis, Hz. Osman'ın cuma nama­zını geciktirmeden vaktinde kıldığını ve Melel'e çok süratli gittiğini ifade eder. Diğer günlerde sıcakların şiddetinden öğle namazını biraz geç kılı­yorlardı. Fakat cuma namazını hangi mevsim ve hangi memlekette olursa olsun vaktinde kılmak efdâldir

[20] Buhari, Mevakîtu's-Salât, 9/29; Müslim, Mesacid, 5/161.

[21] îsrâ sûresinin 78. âyetinde: «Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırmcaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl. Bir de sabah namazını.. Çünkü sabah namazı şahidlidir.» buyurulur. Ayetteki «Güneşin dönmesi, île gecenin karanlığı bastırıncaya kadar.» bölümünün tefsirinde ihtilaf edilmiştir. 19 ve 20 numaralı rivayetlerde, bu konu açıklanmaktadır.

[22] Abdullah (r.a.) bu sözü ile, îsrâ sûresinin (78.) ayetini kastediyor. Bu âyeti kerîme işaret yolu ile beş vakit namazı ifade etmektedir:

Güneşin meyli, öğle ve ikindi namazlarına; karanlığın basması, akşam ve yatsı namazlarına; Fecr Kur'an'ı (Kur'ane'1-Fecr) da, sabah namazına işa­rettir.

[23] Buhari, Mevakitu's-Salat, 9/14; Müslim, Mesâcid, 3/200; Şeyban-î, 222.

[24] Yani seferde iken kılamadığıdört rekatlık bir namazı, evinde iki rek'at, evinde kazaya bıraktığı namazı, seferde dört rek'at kılar. Yani seferde iken kılamadığıdört rekatlık bir namazı, evinde iki rek'at, evinde kazaya bıraktığı namazı, seferde dört rek'at kılar.

[25] Ebû Hanife'ye göre, bir gün ya da daha az bir süre baygın kalan bir kişi, bay­gın haldeyken geçen namazları kaza eder. Daha fazla baygın kalmışsa ge­çirdiği namazları kaza etmez. (Bâcî, Münteka, c.l, s.24)

[26] Burada Resûlullah (s.a.v.)'ın uyandıktan sonra derhal namaz kılmayıp bi­raz gittikten sonra namaz kılmasının iki sebebi olabilir: a- Bilâl (r.a.)'ın, ezan ve ikameti ile bir kısım kişiler uyanmamış olabilirler, hepsinin uyanmasını sağlamak maksadiyle yola düşmüşlerdir. b- O vadide uyuyup kalmalarına şeytan sebep olmuştur. Şeytan olan bir vadiyi terk edip şeytan olmayan bir yere gitmek gayesiyle derhal namaz kılmamışlar, bir süre gittikten sonra kılmışlardır. Ancak biz, şeytanın bu­lunduğu yeri bilemeyeceğimiz için, hatırladığımız yerde namazımızı kıl­malıyız. (Bâcî, Münteka, c.l, s.30)

[27] Taha süresindeki 14. ayeti kerîmenin bir meali de şöyledir: «Beni hatırla­man için namaz kıl.»

[28] Bu hadis, mürseldir; Müslim'de (Mesâcid, 5/309) mevsûl olarak yer almıştır. Ayrıca bkz. Şeybanî, 184.

[29] Resulü Ekrem bu sözü ile şu ayete işaret ediyor: «Allah (insanların) ölümü zamanında ruhları alır, ölmeyenlerin de uykuları sırasında. Böyle Ölümü­ne hükmettiği kimseninkini alıkor, diğerini belli bir vakte kadar gönderir. Bunda muhakkak düşünen insanlar için ibretler vardır.»» (Zümer sûresi, 42) «Uyku küçük ölüm» denilmesinin sebebi de budur.

[30] Bütün Muvatta râvîlerinin ittifakiyle hadis mürseldir.

[31] Hadis mürseldir. Ebû Ömer'in dediğine göre İmam Malik ve başkalarının bir çok yolla rivayet etmiş oldukları muttasıl hadisler bunu takviye eder. «Sıcağın şiddeti, cehennemin nefesindendir» Buharı, Mevakitu's-Salât, 9/9; Müslim, Mesâcid, 5/180.

sözü sıcakların şiddetinden kinayedir. Asr-ı Saadette mescidin büyük kısmının üzeri açıktı. Namazı da kızgın kumun üzerinde kılıyorlardı. Bunlara bir de gölgede 40-50 dereceyi bulan Hicaz'ın sıcaklarım eklersek, güneş tepede iken öğle namazının ne kadar zor kılınacağını düşünebiliriz. Böyle zamanlarda öğle namazını bi­raz geciktirmek (mekruh vakte bırakmamak şartıyla) müstehaptır.

[32] Buharf, Mevakitu's-Saîât, 9/9; Müslim, Mesâcid, 5ft80,185; Şeybanî, 183.

[33] Hadis mürseldir. Müslim, (Mesacid, 5/71) muttasıl olarak rivayet etmiştir.

RABBİM BÜTÜN KARDEŞLERİMİZ BÜTÜN KÖTÜLÜKLERDEN KORUSUN GÜNAHLARIMIZI AFFETSİN DOGRU YOLU BULMAYI NASİP ETSİN AMİN . . .
Back to Top
kaptan View Drop Down
Yönetici
Yönetici

kardeşlik dostluk iyilik ibadet

Joined: Mayıs 18 2007
Location: Karabük
Status: Offline
Points: 1644
Post Options Post Options   Thanks (0) Thanks(0)   Quote kaptan Quote  Post ReplyReply Direct Link To This Post Posted: Kasım 09 2008 at 06:45

1- NAMAZ VAKİTLERİ KİTABI. 1

1. Namaz Vakitleri 1

2. Cuma Namazının Vakti 3

3. Farz Namazın Bir Rek'atına Yetişmek. 4

4. «Güneşin Dönmesi Ve Gecenin Karanlığı» Âyetinin Tefsiri 4

5. Namazı Geciktirenler Ve Kaçıranlar. 5

6. Uyuya Kalıp Namazı Kaçırmanın Hükmü. 5

7. Çok Sıcakta Namazı Geciktirmek. 6

8. Sarmısak Kokusuyla Mescide Girmenin Ve Namazda Ağzı Kapatmanın Caiz Olmayışı 7

 

 

 

1- NAMAZ VAKİTLERİ KİTABI

 

1. Namaz Vakitleri

 

1. îbni Şihab (Ez-Zührî)'den:

Ömer b. Abdülaziz bir gün (ikindi) namazını geciktirdi. O sıra­da huzuruna giren Urve b. Zübeyr (onu uyarmak için) şu hadisi nakletti:

«— Kûfe'de bir gün Mugire b. Şube[1] (ikindi) namazını geciktirmişti. O sırada yanına girmiş olan Ebû Mes'ûd el-Ensârî:

— Bunu neden yaptın Mugire? Hatırlamıyor musun, birgün Cebrail gelmişti de öğle namazını kılmıştı. Sonra Resûlullah ta kılmıştı. Sonra (ikindi) namazını kıldı, Resûlullah da kıldı. Sonra (akşam) namazım kıldı, Resûlullah da kıldı, daha sonra (yatsı) na­mazını kıldı, Resûlullah da kıldı. Daha sonra da sabah namazını kıldı, Resûlullah da kıldı. Ondan sonra da (Cibril): «Bunlarla em-rolündün, buyurdu.» demişti.[2]

Bunun üzerine Ömer b. Abdülazız:

«— Urve, ne dediğini iyi düşün; Resûlullah'a namaz vakitleri­ni bildiren Cibril mi idi?» diye sordu. Urve de:

«— Beşir b. Ebî Mes'ûd, babasından böyle rivayet etti» dedi.[3]

 

2. Urve der ki: Âişe (r.a.) bana: «Resûlullah (s.a.v.) ikindi na­mazım, güneş henüz odamın duvarında yükselmeden kılardı.»[4] dedi.[5]

 

3. Atâ b. Yesâr anlatıyor:

Bir adam Resûlullah'ın huzuruna gelerek, sabah namazının vaktini sordu. Resulü Ekrem (s.a.v.) cevap vermedi. Ertesi gün sa­bah namazını şafak atınca kıldı; Bir gün sonra da, ortalık ağarınca kıldı.[6]

Daha sonra da:

«— (Sabah) namazının vaktini soran nerede?» buyurdu. Adam:

«— Benim Ya Resulallah» deyince;

<r— Bu iki vaktin arasındaki zamandır.» buyurdu.[7]

 

4. Âişe (r.a.) der ki: Resûlullah (s.a.v.) sabah namazım kıldık­tan sonra kadınlar, örtülerine bürünmüş olarak evlerine döner­lerken henüz karanlıktan tanınmıyorlardı.[8]

 

5. Ebû Hüreyre (r.a.), Resûlullah'm şöyle buyurduğunu riva­yet etti: «Güneş doğmadan sabah namazının bir rek'atma yetişebilen kimse, sabah namazını kendi vaktinde kılmış :>lur. Güneş batmadan da ikindi namazının bir rek'atma yetişebilen ikindiyi kendi vaktinde kılmış olur.»[9]

 

6. Abdullah b. Ömer'in âzadlısı Nâfi der ki: Ömer b; el-Hattab r.a.) valilerine şunu yazdı: «Bana göre en önemli vazifeniz namaz-ır. Kim onu —devam ederek— vaktinde kılarsa, dinini korumuş lur. Kim de namazlarını ihmal ederse, diğer vazifelerini haliyle

aha çok ihmal eder.»

Daha sonra dâ şunları yazdı:

«Öğle namazını, bir şeyin gölgesi fey-i zevalin[10] dışında bir ar­ın oluşundan itibaren, gölgeniz bir misli oluncaya kadar kılın.

İkindi namazını, henüz güneş yüksekte, beyazken kılın. Namaz­dan sonra, güneş batmadan önce bir atlının iki veya üç fersah[11] gi­debileceği kadar bir zaman olsun.

Akşamı, güneş batınca kılın.

Yatsıyı, kırmızılığın (akşam şafağının)[12] kaybolmasından iti­baren gecenin üçte birine kadar kılın.[13] Yatsıyı kılmadan yatanla­rın gözüne uyku girmesin .Yatsıyı kılmadan yatanların. gözüne uyku girmesin. Yatsıyı kılmadan yatanların gözüne uyku girme-Rİn_ Sabah namazını, vıldızlar batmadan parlakken kılın.»

 

7. Ebû Süheyl rivayet eder:

Hz. Ömer (r.a.) Ebû Mûsâ el-Eş'ari'ye şöyle yazdı: Öğle nama­zını, güneş tepeden dönünce (zeval vaktini müteakip), ikindiyi gü­neş parlakken, sararmadan, akşamı güneş batınca kıl. Yatsıyı ya-tmcaya kadar geciktir. Sabah namazını yıldızlar henüz azalma­dan parlakken kıl ve sabah namazında, Mufassal sûrelerden iki sûre oku.[14]

 

8. Urve de şöyle rivayet eder:

Ömer b. el-Hattab, Ebû Mûsâ el-Eşari'ye şöyle yazdı: ikindi namazını güneş beyaz ve parlakken, yani bir atlının akşama ka­dar üç fersah gidebileceği kadar bir vakit varken lal. Yatsıyı gece­nin üçte birine kadar, hattâ gece yarısına kadar geciktirebilirsin. Ancak, sakın gafillerden de olmayasın.

 

9. Abdullah b. Râfi, Ebû Hureyre'ye namaz vakitlerini sordu. O da «Sana söyleyeyim: Öğle namazını, gölgen boyunca oldu­ğunda, ikindiyi, gölgen boyunun iki misli olduğunda, akşamı güneş batınca, yatsıyı akşamla gecenin üçte biri arasında, sabah namazını da henüz karanlıkken kıl» dedi.[15]

 

10. Enes b. Malik (r.a.) der ki:

İkindi namazını kılardık, cemaatten bazısı Amr b. Avf oğulla­rının yurduna gider, henüz onların ikindi namazı kılmakta olduk­larını görürdü.[16]

         .                                                             

11. Enes b. Malik (r.a.) der ki: ikindi namazını kıldıktan sonra Küba'ya giden kimse oraya vardığında güneş hâlâ yüksekte bulu­nurdu.[17]

 

12. (Tabiinden) Kasım b. Muhammed der ki: Ashab'a yetiş­tim. Onlar Öğle namazını hava biraz serinleyince kılıyorlardı.

 

2. Cuma Namazının Vakti

 

13. Ebû Süheyl, babası Malik1 ten rivayet eder: Cuma günü Akü b. Ebî Talib'in keçesi mescidin batı duvarının dibine konuyor­du. Duvarın gölgesi keçeyi tamamen kaplayınca, Hz. Ömer gelip Cuma namazını kıldırıyordu.

Ebû Süheyl'in babası Malik devam ederek der ki:

Cuma namazından sonra gidip Öğle uykusuna yatıyorduk.[18]

 

14. Ebû Selit'in oğlu rivayet eder: Osman b. Affan (r.a.) Cuma namazını Medine'de, ikindi namazını da «Melel»'de kıldı.[19]

îmam Malik der ki: Bu, Cuma namazının zevalden sonra ilk vaktinde hemen kılındığını ve sür'atlice Melel'e gelindiğini ifade eder.

 

3. Farz Namazın Bir Rek'atına Yetişmek

 

15. Ebû Hureyre'den: Resûlullah (s.a.v.): «(Cemaatle Kılman) Namazın bir rek'atına yetişen, cemaata yetişmiş olur» bu­yurdu.[20]

 

16. Abdullah b. Ömer şöyle derdi:

(İmamla) rukûa yetişemezsen, secdeye de (dolayısıyle o reka­ta) yetişememiş olursun.

 

17. Abdullah b. Ömer ve Zeyd b. Sabit: «Kim imamla rukûa ye­tişirse secdeye, (dolayısıyle o rekata) yetişmiş olur.» derlerdi.

 

18. Ebû Hureyre der ki: Bir rek'ata yetişen secdeye (namaza) yetişmiş olur. Fatiha'yı kaçıran kimse ise, birçok hayrı kaçırmış olur.

 

4. «Güneşin Dönmesi Ve Gecenin Karanlığı» Âyetinin Tefsiri [21]

 

19. Abdullah b. Ömer der ki: «Güneşin dönmesi, batıya doğru yönelmesidir.»

 

20. Abdullah b. Abbas (r.a.) der ki: «Güneşin dönmesi,» gölge­nin batıdan güneye dönmesidir. Gecenin karanlığı, gecenin başla­ması ve karanlığın tamamen basmasıdır.[22]

 

5. Namazı Geciktirenler Ve Kaçıranlar

 

21. Abdullah b. Ömer'in (r.a.) rivayetine göre, Resûîullah (s.a.v.): «ikindi namazını kaçıran kimse, ailesini ve malını zayi etmiş gibidir» buyurdu.[23]

 

22. Yahya b. Saîd rivayet eder:

Ömer b. El Hattab (r.a.) ikindi namazından dönerken, nama­za gelmeyen birine rastladı ve:

«ikindi namazına niçin gelmedin?» dedi. Adam özür beyan et­ti. Bunun üzerine Hz. Ömer de: «Ziyandasın!» dedi. [24]

Yahya der ki: imam Malik, "Ziyandasın" ifadesini açıklamak üzere şöyle der: "Her şeyin bir karşılığı ve ziyanı vardır, denir."

 

23. însan namazı vaktinde de, vakti geçmiş olarak da kılar. Vakti kaçmış namazı kılması, aile efradı ve malından daha üstün ve faziletlidir.

Yahya'ya göre îmam Malik der ki: Seferde unutarak nama­zını geciktiren kimse, vakit çıkmadan evine gelirse namazı tam kılar. Vakit çıktıktan sonra gelirse, sefer namazı -yani iki rek'at-olarak kılsın. Çünkü kazaya bıraktığı gibi kılar.

Malik der ki: Memleketimizde (Medine'de) halkın ve ulemâ­nın böyle yaptıklarını gördüm.

Malik der ki: Şafak (akşam şafağı), bata ufkundaki kırmızılık­tır. Akşamdan sonra batıda gözüken kırmızılık kaybolduktan sonra, akşam namazının vakti çıkmış, yatsının vakti girmiş olur.

 

24. Nafi rivayet eder: Abdullah b. Ömer (r.a.) bayıldı, kendin­den tamamen geçti. Ayıldıktan sonra da namazını kaza etmedi.

îmam Malik der ki: Kanaatime göre -Allah bilir- bütün vakit baygın kalmıştır. Yoksa namaz vakti çıkmadan aydan kimse mut­laka namazını kılmalıdır.[25]

 

6. Uyuya Kalıp Namazı Kaçırmanın Hükmü

 

25. Saîd b. el-Museyyeb rivayet eder: Resûlullah (s.a.v.), Hay-ber fethinden dönüşünde gece yola devam etti. Gecenin yarısın­dan çoğu geçince biraz uyuyup dinlenmek için konakladı. Bilal'e:

«—Uyuma, bizi sabah namazına kaldır» buyurdu ve uyu­du. Ashab da uyudu. Bilâl bir süre bekledikten sonra —sabaha karşı— devesine dayandı, gözleri uykuya daldı. Güneş doğup yüz­lerine vuruncaya kadar ne Resûlullah (s.a.v.), ne Bilâl, ne de As­hab uyandı.

Resulü Ekrem birden heyecanla uyanınca, Bilâl:

«— Ya Resulallah; Seni uyutan (Allah) beni de uyuttu.» dedi. Bunun üzerine Resûlullah hareket emri verdi. Savaşçılar devele­rini kaldırıp yola düştüler. Biraz gittikten sonra Resûlullah (s.a.v.) Bilal'e emretti. Bilâl kaamet etti. Resulü Ekrem cemaate sabah namazım kıldırdı.[26] Namazdan sonra da: «Namazı unutup

kılamayan onu hatırlayınca kılsın. Çünkü Allah Teâlâ ki-tabmda *Beni hatırlayınca namazı kıl[27] buyurur» dedi.[28]

 

26. Zeyd b. Eşlem rivayet eder: Resûlullah bir gece Mekke yolunda konakladı. Kendilerini namaza kaldırması için de Bilâl'i vazifelendirdi ve uyudu. Ashab da uyudu. (Bir süre sonra) Bilâl da uyudu. Ancak güneş doğunca uyanabildiler. Uyanıp telâşa düşün­ce Resûlullah (s.a.v.) hemen bineklerine binmelerini, o vadiden çıkmalarını emretti, ve: «Bu vadide şeytan vardır» buyurdu. (De­velerine ve atlarına) bindiler. Vadiyi geçtikten sonra, Resûlullah (s.a.v.) inmelerini ve abdest almalarını emretti. Bilâl'a da ezan okumasını veya kamet getirmesini söyledi. Resûlullah namazı kıldırdı, cemaate döndü. Korku ve heyecanlarını görünce onlara:

«Ey insanlar! Şüphesiz ruhumuzu Allah aldı (Bizi Allah uyuttu). Dileseydi ruhumuzu bize başka bir zamanda iade

ederdi. Bizi daha erken uyandırırdı.[29] Sizden kim uyuya-kalır, yahut unutur da namazı kılanı azsa uyanınca, nama­zını vaktinde kıldığı gibi kılsın» dedikten sonra, Ebû Bekr'e dönerek: «Bilâl namaz kılıyordu, şeytan geldi onu yatırdı, ninni ile uyutulan çocuk gibi onu uyuttu.» dedi. Daha sonra Hz. Peygamber Bilâl'i çağırdı. Bilal, Resûlullah'm (daha önceden) Ebu Bekr'e haber verdiği şeylerin aynısını kendisine anlatınca, Ebu Bekr «Gerçekten senin Allah'ın Resulü olduğuna şahadet ederim» dedi.[30]

 

7. Çok Sıcakta Namazı Geciktirmek

 

27. Atâ b. Yesar'dan:

Resûlullah (s.a.v.): «Sıcağın şiddeti, cehennemin nefesin-dendir.. Sıcak şiddetlenince namazı (biraz te'hir edip) ha­va biraz serinleyince kılın» dedi ve devam etti: «Cehennem Rabbine şikâyet ederek: Yarabbi! Ateşim birbirini yedi, de­di. Rabbi de ona senede iki nefes alma izni verdi: Bir nefes yazın, bir nefes kışın.»[31]

 

28. Ebû Hureyre'den: Resûlullah (s.a.v.) «Sıcak şiddetli olunca (öğle) namazını biraz te'hir edin; serin vakte bıra­kın, zira sıcağın şiddeti, cehennemin nefesindendir.»

buyurdu.

Sonra şu hadisi zikretti: «Cehennem, Rabbine şikayette bulundu. O da, senede iki nefes izin verdi: Bir ne­fes kışın, bir nefes de yazın.»[32]

 

29. Ebû Hureyre'den: Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: «Çok sıcakta namazı biraz te'hir edin. Zira sıcaklığın şiddeti, ce­hennemin nefesindendir.»33

 

8. Sarmısak Kokusuyla Mescide Girmenin Ve Namazda Ağzı Kapatmanın Caiz Olmayışı

 

30. Said b. El Müseyyeb'ten:

Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: «Şu bitkiden (sarmısak-tan) yiyen mescitlerimize girip bizi sarmısak kokusuyla rahatsız etmesin.»

îmam Malik, Abdurrahman'dan rivayet eder: «Salim b. Ab­dullah namazda ağzını bir atkıyla kapatan birini görünce, ağzını kapatan bu atkıyı sertçe çekip, açardı.»[33]

 



[1] O zamanlar Mugîre b. Şube, Hz. Ömer tarafından Küfe valisi olarak tayin edilmişti.

[2] Yani hergün namazı, bu beş vakitte kılmakla emrolundun. Diğer bir rivayet­te Cibril: «Sen bunu tebliğ ile.emrolundun,» dedi.

[3] Buhari, Mevakîtu's-Salât, 9/1; Müslim, Mesâcid, 5/166,187.

[4] Güneş doğduğunda ışıkları önce odanın tabanına vurur, Güneş batıya ufağa indikçe odanın duvarına yükselir. Âişe validemiz, yukarıdaki sözüyle Resû­lullah (s.a.v.) ikindi namazım ilk vaktinde kılardı, demek istiyor.

[5] Buhari, Mevakitu's-Sâlat, 9/1; Müslim, Mesâcid, 5/167; Şeybanî, 3.

[6] Sabah namazının vakti, şafak söktükten sonra başlar, güneşin doğması yak-laşıncaya kadar^kıhmr, demektir.

[7] Bu hadis, mürseldir; Enes'ten ise mevsûl olarak gelmiştir. Nesaî, Ezan 7/12.

[8] Buharı, Mevakitu's-Salât, 9/37; Müslim, Mesâcid, 5/232.

Hz. Âişe: Sabah namazının erken kılındığını söylemek istiyor. Resulü Ek­rem (s.a.v.) çoğu zaman sabah namazını erken kılar, bazan da geç kılardı. İmam Şafiî (rahimehullah) erken kılınmasının efdal olduğunu söyler, îfirîam Ebu Hanîfe Hazretleri de -cemaatin çoğalması için-, ortalık biraz ağannca kılınmasını tavsiye eder. Bu hadisten Asrı Saadette kadınların camiye devam ettikleri anlaşılıyor.

[9] Buharî, Mevakîtu's-Salât, 9/28; Müslim, Mesâcid, 5/232. Ebu's-Seâdât tbnül-EsSr der ki: Namaza yetişmeyle ilgili bu hüküm; bu iki namaza mahsus olmayıp, bütün namazlara şâmil olduğu halde, bilhassa bu iki vaktin bildirilmesinin sebebi şudur: Bu iki vakit gündüzün başlangıç ve sonudur. Namaz kılan kimse namazın bir kısmını kıldıktan sonra güneş doğsa, veya batsa vakit çıktı ve namaz bozuldu sanır. Aynı zamanda güneş doğarken ve batarken namaz kılınması yasak edilmiştir. Eğer Hz. Peygam­ber (s.a.v.) ikindi ve sabah namazlarının birer rek'atlanna yetişenin nama­zının sahih olduğunu bildirmese idi, namaz kılan kimse bu iki vaktin çıkma­sıyla namazlarının bozulduğunu sanırdı. İşte bu yanlış anlamaya meydan vermemek için, Resulü Ekrem özellikle bu iki vakti açıklamıştır.

Bu hadisi şeriften iki sonuç çıkar:

1. Vaktin sosunda yalnız bir rekâtı kılınan namazın tamamı kaza değil eda sayılır, Neufflpıamazın, bu derece dar bir vakte kadar kasten geciktirilme- sini ulemanın caiz görmediğini söylemiştir.

2. Özürlü bir kişinin özrü, vaktin sonunda bir rek'at kılınabilecek kadar bir zaman içerisinde kalksa o vaktin namazı o kişi üzerine borç olur. Sonra kaza etmesi gerekir. Şayet Özür devam etmiş olsaydı üzerine borç olmayacaktı. Bujtonuda âlimlerin görüşleri şöyle özetlenebilir:

a- Alimlerin çoğunluğu birinci maddedeki görüşe sahiptirler,

b- Bir kısım âlimler de rek'atların hepsinin kaza olacağı görüşündedirler,

c- Bazıları da vakit içerisinde kılman bir rek'at eda, diğer rek'at veya rek'at-lar kazadır, derler.

d- Ebû Hanife'ye göre -ikinci maddede olduğu gibi- hadisi şerif özürlü kişile­rin durumunu açıklamaktadır. Burada söz konusu olan Özürler delilik, ba­yılma, hayız, lohusalık vs.dir. Bu özürlerden biri kendisinde olan bir şahıs, özüründen vaktin sonunda bir rek'at kılınabilecek bir zaman içerisinde kur-tulursa, o vaktin namazının bu kişi tararından kaza edilmesi gerekir. Ayrıca Ebû Hanife, bir rek'atı vakit içinde, diğer rek'atı güneş doğarken kılınan sa­bah namazının batıl olacağı görüşündedir. Fıkıh usulündeki şu kaide de Ebû Hanife'yi desteklemektedir: Kâmil bir vakitte kılınması farz olan bir namazın, mekruh bir vakitte kılınması caiz değildir. Bundan başka 'Özür1 vakit daha çıkmadan kalkarsa, o vaktin namazı borç olur. Yukarıda bir rek'at olarak ifade edilmesi ekseriyete göredir. (Bkz. el-Menhel).

[10] Fey-i zeval, güneş tam tepede iken herhangi bir cismin en kısa gölgesidir. Bir Arşın, takriben 60 santimdir.

[11] Bir Fersah, üç mildir. Bir mil, takriben 1609 metredir.

[12] Şafak (akşam şafağı, gurup), akşamdan sonra ufukta gözüken kırmızılık­tır.

[13] Yatsı namazı tan yeri ağarıncaya (fecr-i sadık doğuncaya) kadar kılınabi-lir. Fakat yatmadan önce kılınması sünnet ve efdaldir. Bu yüzden Hz. Ömer yatsıyı kılmadan yatanları kınıyor ve onlara beddua ediyor.

[14] Mufassal sûreler, Hucurât'dan Abese'ye kadar olan, sûrelerdir. Bakara'dan Tevbe'ye kadar, «Tıvâl» (uzun sûreler) «Tekvîr»'den «Nas»a kadar olanlara da «kısar» yani kısa sûreler denir.

[15] Ebû Hanife'ye göre, ikindinin vakti, gölge boyun iki misli olunca başlar. Şeybanî, 1.

[16] Buhari, Mevakitu's-Salât, 9/13; Müslim, 5/194. Ayrıca bkz. Şeybanî, 4. Amr b. Avf oğullarının yurdu, Mescid-i Nebeviye «iki mil» yani «4 kilomet­re» kadardı.

İmam Nevevî der ki: Aahab-ı kiramdan Amr b. Avf oğullan, tarla veya bah­çelerinde çalışırlardı. İşleri bitince toplanıp ikindiyi kılıyorlardı. Bu yüz­den namazları gecikiyordu.

Hanefî Mezhebine göre, güneş parlak beyazken ertelenerek kılınması efdaldir.

[17] Buharı, Mevakîtu's-Salât, 9/13; Müslim, Mesâcid, 5/193; Şeybanî, 3. «Kubâ», Medine'ye Üç mil uzaktadır.

[18] Şeybanî, 223.

Ashab-ı kiram geceleri az uyuyorlardı. Öğle sıcağında namazdan önce bi­raz yatıyorlardı. Bu uykuya «Kaylule» deniliyordu. Cuma günleri gusül ve sair temizlik işleriyle meşgul oldukları için öğle Uykusuna namazdan son­ra yatıyorlardı

[19] Meleî, Medine'ye 17 mil mesafededir. Bu hadis, Hz. Osman'ın cuma nama­zını geciktirmeden vaktinde kıldığını ve Melel'e çok süratli gittiğini ifade eder. Diğer günlerde sıcakların şiddetinden öğle namazını biraz geç kılı­yorlardı. Fakat cuma namazını hangi mevsim ve hangi memlekette olursa olsun vaktinde kılmak efdâldir

[20] Buhari, Mevakîtu's-Salât, 9/29; Müslim, Mesacid, 5/161.

[21] îsrâ sûresinin 78. âyetinde: «Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırmcaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl. Bir de sabah namazını.. Çünkü sabah namazı şahidlidir.» buyurulur. Ayetteki «Güneşin dönmesi, île gecenin karanlığı bastırıncaya kadar.» bölümünün tefsirinde ihtilaf edilmiştir. 19 ve 20 numaralı rivayetlerde, bu konu açıklanmaktadır.

[22] Abdullah (r.a.) bu sözü ile, îsrâ sûresinin (78.) ayetini kastediyor. Bu âyeti kerîme işaret yolu ile beş vakit namazı ifade etmektedir:

Güneşin meyli, öğle ve ikindi namazlarına; karanlığın basması, akşam ve yatsı namazlarına; Fecr Kur'an'ı (Kur'ane'1-Fecr) da, sabah namazına işa­rettir.

[23] Buhari, Mevakitu's-Salat, 9/14; Müslim, Mesâcid, 3/200; Şeyban-î, 222.

[24] Yani seferde iken kılamadığıdört rekatlık bir namazı, evinde iki rek'at, evinde kazaya bıraktığı namazı, seferde dört rek'at kılar. Yani seferde iken kılamadığıdört rekatlık bir namazı, evinde iki rek'at, evinde kazaya bıraktığı namazı, seferde dört rek'at kılar.

[25] Ebû Hanife'ye göre, bir gün ya da daha az bir süre baygın kalan bir kişi, bay­gın haldeyken geçen namazları kaza eder. Daha fazla baygın kalmışsa ge­çirdiği namazları kaza etmez. (Bâcî, Münteka, c.l, s.24)

[26] Burada Resûlullah (s.a.v.)'ın uyandıktan sonra derhal namaz kılmayıp bi­raz gittikten sonra namaz kılmasının iki sebebi olabilir: a- Bilâl (r.a.)'ın, ezan ve ikameti ile bir kısım kişiler uyanmamış olabilirler, hepsinin uyanmasını sağlamak maksadiyle yola düşmüşlerdir. b- O vadide uyuyup kalmalarına şeytan sebep olmuştur. Şeytan olan bir vadiyi terk edip şeytan olmayan bir yere gitmek gayesiyle derhal namaz kılmamışlar, bir süre gittikten sonra kılmışlardır. Ancak biz, şeytanın bu­lunduğu yeri bilemeyeceğimiz için, hatırladığımız yerde namazımızı kıl­malıyız. (Bâcî, Münteka, c.l, s.30)

[27] Taha süresindeki 14. ayeti kerîmenin bir meali de şöyledir: «Beni hatırla­man için namaz kıl.»

[28] Bu hadis, mürseldir; Müslim'de (Mesâcid, 5/309) mevsûl olarak yer almıştır. Ayrıca bkz. Şeybanî, 184.

[29] Resulü Ekrem bu sözü ile şu ayete işaret ediyor: «Allah (insanların) ölümü zamanında ruhları alır, ölmeyenlerin de uykuları sırasında. Böyle Ölümü­ne hükmettiği kimseninkini alıkor, diğerini belli bir vakte kadar gönderir. Bunda muhakkak düşünen insanlar için ibretler vardır.»» (Zümer sûresi, 42) «Uyku küçük ölüm» denilmesinin sebebi de budur.

[30] Bütün Muvatta râvîlerinin ittifakiyle hadis mürseldir.

[31] Hadis mürseldir. Ebû Ömer'in dediğine göre İmam Malik ve başkalarının bir çok yolla rivayet etmiş oldukları muttasıl hadisler bunu takviye eder. «Sıcağın şiddeti, cehennemin nefesindendir» Buharı, Mevakitu's-Salât, 9/9; Müslim, Mesâcid, 5/180.

sözü sıcakların şiddetinden kinayedir. Asr-ı Saadette mescidin büyük kısmının üzeri açıktı. Namazı da kızgın kumun üzerinde kılıyorlardı. Bunlara bir de gölgede 40-50 dereceyi bulan Hicaz'ın sıcaklarım eklersek, güneş tepede iken öğle namazının ne kadar zor kılınacağını düşünebiliriz. Böyle zamanlarda öğle namazını bi­raz geciktirmek (mekruh vakte bırakmamak şartıyla) müstehaptır.

[32] Buharf, Mevakitu's-Saîât, 9/9; Müslim, Mesâcid, 5ft80,185; Şeybanî, 183.

[33] Hadis mürseldir. Müslim, (Mesacid, 5/71) muttasıl olarak rivayet etmiştir.

RABBİM BÜTÜN KARDEŞLERİMİZ BÜTÜN KÖTÜLÜKLERDEN KORUSUN GÜNAHLARIMIZI AFFETSİN DOGRU YOLU BULMAYI NASİP ETSİN AMİN . . .
Back to Top
kaptan View Drop Down
Yönetici
Yönetici

kardeşlik dostluk iyilik ibadet

Joined: Mayıs 18 2007
Location: Karabük
Status: Offline
Points: 1644
Post Options Post Options   Thanks (0) Thanks(0)   Quote kaptan Quote  Post ReplyReply Direct Link To This Post Posted: Kasım 09 2008 at 06:45

1- NAMAZ VAKİTLERİ KİTABI. 1

1. Namaz Vakitleri 1

2. Cuma Namazının Vakti 3

3. Farz Namazın Bir Rek'atına Yetişmek. 4

4. «Güneşin Dönmesi Ve Gecenin Karanlığı» Âyetinin Tefsiri 4

5. Namazı Geciktirenler Ve Kaçıranlar. 5

6. Uyuya Kalıp Namazı Kaçırmanın Hükmü. 5

7. Çok Sıcakta Namazı Geciktirmek. 6

8. Sarmısak Kokusuyla Mescide Girmenin Ve Namazda Ağzı Kapatmanın Caiz Olmayışı 7

 

 

 

1- NAMAZ VAKİTLERİ KİTABI

 

1. Namaz Vakitleri

 

1. îbni Şihab (Ez-Zührî)'den:

Ömer b. Abdülaziz bir gün (ikindi) namazını geciktirdi. O sıra­da huzuruna giren Urve b. Zübeyr (onu uyarmak için) şu hadisi nakletti:

«— Kûfe'de bir gün Mugire b. Şube[1] (ikindi) namazını geciktirmişti. O sırada yanına girmiş olan Ebû Mes'ûd el-Ensârî:

— Bunu neden yaptın Mugire? Hatırlamıyor musun, birgün Cebrail gelmişti de öğle namazını kılmıştı. Sonra Resûlullah ta kılmıştı. Sonra (ikindi) namazını kıldı, Resûlullah da kıldı. Sonra (akşam) namazım kıldı, Resûlullah da kıldı, daha sonra (yatsı) na­mazını kıldı, Resûlullah da kıldı. Daha sonra da sabah namazını kıldı, Resûlullah da kıldı. Ondan sonra da (Cibril): «Bunlarla em-rolündün, buyurdu.» demişti.[2]

Bunun üzerine Ömer b. Abdülazız:

«— Urve, ne dediğini iyi düşün; Resûlullah'a namaz vakitleri­ni bildiren Cibril mi idi?» diye sordu. Urve de:

«— Beşir b. Ebî Mes'ûd, babasından böyle rivayet etti» dedi.[3]

 

2. Urve der ki: Âişe (r.a.) bana: «Resûlullah (s.a.v.) ikindi na­mazım, güneş henüz odamın duvarında yükselmeden kılardı.»[4] dedi.[5]

 

3. Atâ b. Yesâr anlatıyor:

Bir adam Resûlullah'ın huzuruna gelerek, sabah namazının vaktini sordu. Resulü Ekrem (s.a.v.) cevap vermedi. Ertesi gün sa­bah namazını şafak atınca kıldı; Bir gün sonra da, ortalık ağarınca kıldı.[6]

Daha sonra da:

«— (Sabah) namazının vaktini soran nerede?» buyurdu. Adam:

«— Benim Ya Resulallah» deyince;

<r— Bu iki vaktin arasındaki zamandır.» buyurdu.[7]

 

4. Âişe (r.a.) der ki: Resûlullah (s.a.v.) sabah namazım kıldık­tan sonra kadınlar, örtülerine bürünmüş olarak evlerine döner­lerken henüz karanlıktan tanınmıyorlardı.[8]

 

5. Ebû Hüreyre (r.a.), Resûlullah'm şöyle buyurduğunu riva­yet etti: «Güneş doğmadan sabah namazının bir rek'atma yetişebilen kimse, sabah namazını kendi vaktinde kılmış :>lur. Güneş batmadan da ikindi namazının bir rek'atma yetişebilen ikindiyi kendi vaktinde kılmış olur.»[9]

 

6. Abdullah b. Ömer'in âzadlısı Nâfi der ki: Ömer b; el-Hattab r.a.) valilerine şunu yazdı: «Bana göre en önemli vazifeniz namaz-ır. Kim onu —devam ederek— vaktinde kılarsa, dinini korumuş lur. Kim de namazlarını ihmal ederse, diğer vazifelerini haliyle

aha çok ihmal eder.»

Daha sonra dâ şunları yazdı:

«Öğle namazını, bir şeyin gölgesi fey-i zevalin[10] dışında bir ar­ın oluşundan itibaren, gölgeniz bir misli oluncaya kadar kılın.

İkindi namazını, henüz güneş yüksekte, beyazken kılın. Namaz­dan sonra, güneş batmadan önce bir atlının iki veya üç fersah[11] gi­debileceği kadar bir zaman olsun.

Akşamı, güneş batınca kılın.

Yatsıyı, kırmızılığın (akşam şafağının)[12] kaybolmasından iti­baren gecenin üçte birine kadar kılın.[13] Yatsıyı kılmadan yatanla­rın gözüne uyku girmesin .Yatsıyı kılmadan yatanların. gözüne uyku girmesin. Yatsıyı kılmadan yatanların gözüne uyku girme-Rİn_ Sabah namazını, vıldızlar batmadan parlakken kılın.»

 

7. Ebû Süheyl rivayet eder:

Hz. Ömer (r.a.) Ebû Mûsâ el-Eş'ari'ye şöyle yazdı: Öğle nama­zını, güneş tepeden dönünce (zeval vaktini müteakip), ikindiyi gü­neş parlakken, sararmadan, akşamı güneş batınca kıl. Yatsıyı ya-tmcaya kadar geciktir. Sabah namazını yıldızlar henüz azalma­dan parlakken kıl ve sabah namazında, Mufassal sûrelerden iki sûre oku.[14]

 

8. Urve de şöyle rivayet eder:

Ömer b. el-Hattab, Ebû Mûsâ el-Eşari'ye şöyle yazdı: ikindi namazını güneş beyaz ve parlakken, yani bir atlının akşama ka­dar üç fersah gidebileceği kadar bir vakit varken lal. Yatsıyı gece­nin üçte birine kadar, hattâ gece yarısına kadar geciktirebilirsin. Ancak, sakın gafillerden de olmayasın.

 

9. Abdullah b. Râfi, Ebû Hureyre'ye namaz vakitlerini sordu. O da «Sana söyleyeyim: Öğle namazını, gölgen boyunca oldu­ğunda, ikindiyi, gölgen boyunun iki misli olduğunda, akşamı güneş batınca, yatsıyı akşamla gecenin üçte biri arasında, sabah namazını da henüz karanlıkken kıl» dedi.[15]

 

10. Enes b. Malik (r.a.) der ki:

İkindi namazını kılardık, cemaatten bazısı Amr b. Avf oğulla­rının yurduna gider, henüz onların ikindi namazı kılmakta olduk­larını görürdü.[16]

         .                                                             

11. Enes b. Malik (r.a.) der ki: ikindi namazını kıldıktan sonra Küba'ya giden kimse oraya vardığında güneş hâlâ yüksekte bulu­nurdu.[17]

 

12. (Tabiinden) Kasım b. Muhammed der ki: Ashab'a yetiş­tim. Onlar Öğle namazını hava biraz serinleyince kılıyorlardı.

 

2. Cuma Namazının Vakti

 

13. Ebû Süheyl, babası Malik1 ten rivayet eder: Cuma günü Akü b. Ebî Talib'in keçesi mescidin batı duvarının dibine konuyor­du. Duvarın gölgesi keçeyi tamamen kaplayınca, Hz. Ömer gelip Cuma namazını kıldırıyordu.

Ebû Süheyl'in babası Malik devam ederek der ki:

Cuma namazından sonra gidip Öğle uykusuna yatıyorduk.[18]

 

14. Ebû Selit'in oğlu rivayet eder: Osman b. Affan (r.a.) Cuma namazını Medine'de, ikindi namazını da «Melel»'de kıldı.[19]

îmam Malik der ki: Bu, Cuma namazının zevalden sonra ilk vaktinde hemen kılındığını ve sür'atlice Melel'e gelindiğini ifade eder.

 

3. Farz Namazın Bir Rek'atına Yetişmek

 

15. Ebû Hureyre'den: Resûlullah (s.a.v.): «(Cemaatle Kılman) Namazın bir rek'atına yetişen, cemaata yetişmiş olur» bu­yurdu.[20]

 

16. Abdullah b. Ömer şöyle derdi:

(İmamla) rukûa yetişemezsen, secdeye de (dolayısıyle o reka­ta) yetişememiş olursun.

 

17. Abdullah b. Ömer ve Zeyd b. Sabit: «Kim imamla rukûa ye­tişirse secdeye, (dolayısıyle o rekata) yetişmiş olur.» derlerdi.

 

18. Ebû Hureyre der ki: Bir rek'ata yetişen secdeye (namaza) yetişmiş olur. Fatiha'yı kaçıran kimse ise, birçok hayrı kaçırmış olur.

 

4. «Güneşin Dönmesi Ve Gecenin Karanlığı» Âyetinin Tefsiri [21]

 

19. Abdullah b. Ömer der ki: «Güneşin dönmesi, batıya doğru yönelmesidir.»

 

20. Abdullah b. Abbas (r.a.) der ki: «Güneşin dönmesi,» gölge­nin batıdan güneye dönmesidir. Gecenin karanlığı, gecenin başla­ması ve karanlığın tamamen basmasıdır.[22]

 

5. Namazı Geciktirenler Ve Kaçıranlar

 

21. Abdullah b. Ömer'in (r.a.) rivayetine göre, Resûîullah (s.a.v.): «ikindi namazını kaçıran kimse, ailesini ve malını zayi etmiş gibidir» buyurdu.[23]

 

22. Yahya b. Saîd rivayet eder:

Ömer b. El Hattab (r.a.) ikindi namazından dönerken, nama­za gelmeyen birine rastladı ve:

«ikindi namazına niçin gelmedin?» dedi. Adam özür beyan et­ti. Bunun üzerine Hz. Ömer de: «Ziyandasın!» dedi. [24]

Yahya der ki: imam Malik, "Ziyandasın" ifadesini açıklamak üzere şöyle der: "Her şeyin bir karşılığı ve ziyanı vardır, denir."

 

23. însan namazı vaktinde de, vakti geçmiş olarak da kılar. Vakti kaçmış namazı kılması, aile efradı ve malından daha üstün ve faziletlidir.

Yahya'ya göre îmam Malik der ki: Seferde unutarak nama­zını geciktiren kimse, vakit çıkmadan evine gelirse namazı tam kılar. Vakit çıktıktan sonra gelirse, sefer namazı -yani iki rek'at-olarak kılsın. Çünkü kazaya bıraktığı gibi kılar.

Malik der ki: Memleketimizde (Medine'de) halkın ve ulemâ­nın böyle yaptıklarını gördüm.

Malik der ki: Şafak (akşam şafağı), bata ufkundaki kırmızılık­tır. Akşamdan sonra batıda gözüken kırmızılık kaybolduktan sonra, akşam namazının vakti çıkmış, yatsının vakti girmiş olur.

 

24. Nafi rivayet eder: Abdullah b. Ömer (r.a.) bayıldı, kendin­den tamamen geçti. Ayıldıktan sonra da namazını kaza etmedi.

îmam Malik der ki: Kanaatime göre -Allah bilir- bütün vakit baygın kalmıştır. Yoksa namaz vakti çıkmadan aydan kimse mut­laka namazını kılmalıdır.[25]

 

6. Uyuya Kalıp Namazı Kaçırmanın Hükmü

 

25. Saîd b. el-Museyyeb rivayet eder: Resûlullah (s.a.v.), Hay-ber fethinden dönüşünde gece yola devam etti. Gecenin yarısın­dan çoğu geçince biraz uyuyup dinlenmek için konakladı. Bilal'e:

«—Uyuma, bizi sabah namazına kaldır» buyurdu ve uyu­du. Ashab da uyudu. Bilâl bir süre bekledikten sonra —sabaha karşı— devesine dayandı, gözleri uykuya daldı. Güneş doğup yüz­lerine vuruncaya kadar ne Resûlullah (s.a.v.), ne Bilâl, ne de As­hab uyandı.

Resulü Ekrem birden heyecanla uyanınca, Bilâl:

«— Ya Resulallah; Seni uyutan (Allah) beni de uyuttu.» dedi. Bunun üzerine Resûlullah hareket emri verdi. Savaşçılar devele­rini kaldırıp yola düştüler. Biraz gittikten sonra Resûlullah (s.a.v.) Bilal'e emretti. Bilâl kaamet etti. Resulü Ekrem cemaate sabah namazım kıldırdı.[26] Namazdan sonra da: «Namazı unutup

kılamayan onu hatırlayınca kılsın. Çünkü Allah Teâlâ ki-tabmda *Beni hatırlayınca namazı kıl[27] buyurur» dedi.[28]

 

26. Zeyd b. Eşlem rivayet eder: Resûlullah bir gece Mekke yolunda konakladı. Kendilerini namaza kaldırması için de Bilâl'i vazifelendirdi ve uyudu. Ashab da uyudu. (Bir süre sonra) Bilâl da uyudu. Ancak güneş doğunca uyanabildiler. Uyanıp telâşa düşün­ce Resûlullah (s.a.v.) hemen bineklerine binmelerini, o vadiden çıkmalarını emretti, ve: «Bu vadide şeytan vardır» buyurdu. (De­velerine ve atlarına) bindiler. Vadiyi geçtikten sonra, Resûlullah (s.a.v.) inmelerini ve abdest almalarını emretti. Bilâl'a da ezan okumasını veya kamet getirmesini söyledi. Resûlullah namazı kıldırdı, cemaate döndü. Korku ve heyecanlarını görünce onlara:

«Ey insanlar! Şüphesiz ruhumuzu Allah aldı (Bizi Allah uyuttu). Dileseydi ruhumuzu bize başka bir zamanda iade

ederdi. Bizi daha erken uyandırırdı.[29] Sizden kim uyuya-kalır, yahut unutur da namazı kılanı azsa uyanınca, nama­zını vaktinde kıldığı gibi kılsın» dedikten sonra, Ebû Bekr'e dönerek: «Bilâl namaz kılıyordu, şeytan geldi onu yatırdı, ninni ile uyutulan çocuk gibi onu uyuttu.» dedi. Daha sonra Hz. Peygamber Bilâl'i çağırdı. Bilal, Resûlullah'm (daha önceden) Ebu Bekr'e haber verdiği şeylerin aynısını kendisine anlatınca, Ebu Bekr «Gerçekten senin Allah'ın Resulü olduğuna şahadet ederim» dedi.[30]

 

7. Çok Sıcakta Namazı Geciktirmek

 

27. Atâ b. Yesar'dan:

Resûlullah (s.a.v.): «Sıcağın şiddeti, cehennemin nefesin-dendir.. Sıcak şiddetlenince namazı (biraz te'hir edip) ha­va biraz serinleyince kılın» dedi ve devam etti: «Cehennem Rabbine şikâyet ederek: Yarabbi! Ateşim birbirini yedi, de­di. Rabbi de ona senede iki nefes alma izni verdi: Bir nefes yazın, bir nefes kışın.»[31]

 

28. Ebû Hureyre'den: Resûlullah (s.a.v.) «Sıcak şiddetli olunca (öğle) namazını biraz te'hir edin; serin vakte bıra­kın, zira sıcağın şiddeti, cehennemin nefesindendir.»

buyurdu.

Sonra şu hadisi zikretti: «Cehennem, Rabbine şikayette bulundu. O da, senede iki nefes izin verdi: Bir ne­fes kışın, bir nefes de yazın.»[32]

 

29. Ebû Hureyre'den: Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: «Çok sıcakta namazı biraz te'hir edin. Zira sıcaklığın şiddeti, ce­hennemin nefesindendir.»33

 

8. Sarmısak Kokusuyla Mescide Girmenin Ve Namazda Ağzı Kapatmanın Caiz Olmayışı

 

30. Said b. El Müseyyeb'ten:

Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: «Şu bitkiden (sarmısak-tan) yiyen mescitlerimize girip bizi sarmısak kokusuyla rahatsız etmesin.»

îmam Malik, Abdurrahman'dan rivayet eder: «Salim b. Ab­dullah namazda ağzını bir atkıyla kapatan birini görünce, ağzını kapatan bu atkıyı sertçe çekip, açardı.»[33]

 



[1] O zamanlar Mugîre b. Şube, Hz. Ömer tarafından Küfe valisi olarak tayin edilmişti.

[2] Yani hergün namazı, bu beş vakitte kılmakla emrolundun. Diğer bir rivayet­te Cibril: «Sen bunu tebliğ ile.emrolundun,» dedi.

[3] Buhari, Mevakîtu's-Salât, 9/1; Müslim, Mesâcid, 5/166,187.

[4] Güneş doğduğunda ışıkları önce odanın tabanına vurur, Güneş batıya ufağa indikçe odanın duvarına yükselir. Âişe validemiz, yukarıdaki sözüyle Resû­lullah (s.a.v.) ikindi namazım ilk vaktinde kılardı, demek istiyor.

[5] Buhari, Mevakitu's-Sâlat, 9/1; Müslim, Mesâcid, 5/167; Şeybanî, 3.

[6] Sabah namazının vakti, şafak söktükten sonra başlar, güneşin doğması yak-laşıncaya kadar^kıhmr, demektir.

[7] Bu hadis, mürseldir; Enes'ten ise mevsûl olarak gelmiştir. Nesaî, Ezan 7/12.

[8] Buharı, Mevakitu's-Salât, 9/37; Müslim, Mesâcid, 5/232.

Hz. Âişe: Sabah namazının erken kılındığını söylemek istiyor. Resulü Ek­rem (s.a.v.) çoğu zaman sabah namazını erken kılar, bazan da geç kılardı. İmam Şafiî (rahimehullah) erken kılınmasının efdal olduğunu söyler, îfirîam Ebu Hanîfe Hazretleri de -cemaatin çoğalması için-, ortalık biraz ağannca kılınmasını tavsiye eder. Bu hadisten Asrı Saadette kadınların camiye devam ettikleri anlaşılıyor.

[9] Buharî, Mevakîtu's-Salât, 9/28; Müslim, Mesâcid, 5/232. Ebu's-Seâdât tbnül-EsSr der ki: Namaza yetişmeyle ilgili bu hüküm; bu iki namaza mahsus olmayıp, bütün namazlara şâmil olduğu halde, bilhassa bu iki vaktin bildirilmesinin sebebi şudur: Bu iki vakit gündüzün başlangıç ve sonudur. Namaz kılan kimse namazın bir kısmını kıldıktan sonra güneş doğsa, veya batsa vakit çıktı ve namaz bozuldu sanır. Aynı zamanda güneş doğarken ve batarken namaz kılınması yasak edilmiştir. Eğer Hz. Peygam­ber (s.a.v.) ikindi ve sabah namazlarının birer rek'atlanna yetişenin nama­zının sahih olduğunu bildirmese idi, namaz kılan kimse bu iki vaktin çıkma­sıyla namazlarının bozulduğunu sanırdı. İşte bu yanlış anlamaya meydan vermemek için, Resulü Ekrem özellikle bu iki vakti açıklamıştır.

Bu hadisi şeriften iki sonuç çıkar:

1. Vaktin sosunda yalnız bir rekâtı kılınan namazın tamamı kaza değil eda sayılır, Neufflpıamazın, bu derece dar bir vakte kadar kasten geciktirilme- sini ulemanın caiz görmediğini söylemiştir.

2. Özürlü bir kişinin özrü, vaktin sonunda bir rek'at kılınabilecek kadar bir zaman içerisinde kalksa o vaktin namazı o kişi üzerine borç olur. Sonra kaza etmesi gerekir. Şayet Özür devam etmiş olsaydı üzerine borç olmayacaktı. Bujtonuda âlimlerin görüşleri şöyle özetlenebilir:

a- Alimlerin çoğunluğu birinci maddedeki görüşe sahiptirler,

b- Bir kısım âlimler de rek'atların hepsinin kaza olacağı görüşündedirler,

c- Bazıları da vakit içerisinde kılman bir rek'at eda, diğer rek'at veya rek'at-lar kazadır, derler.

d- Ebû Hanife'ye göre -ikinci maddede olduğu gibi- hadisi şerif özürlü kişile­rin durumunu açıklamaktadır. Burada söz konusu olan Özürler delilik, ba­yılma, hayız, lohusalık vs.dir. Bu özürlerden biri kendisinde olan bir şahıs, özüründen vaktin sonunda bir rek'at kılınabilecek bir zaman içerisinde kur-tulursa, o vaktin namazının bu kişi tararından kaza edilmesi gerekir. Ayrıca Ebû Hanife, bir rek'atı vakit içinde, diğer rek'atı güneş doğarken kılınan sa­bah namazının batıl olacağı görüşündedir. Fıkıh usulündeki şu kaide de Ebû Hanife'yi desteklemektedir: Kâmil bir vakitte kılınması farz olan bir namazın, mekruh bir vakitte kılınması caiz değildir. Bundan başka 'Özür1 vakit daha çıkmadan kalkarsa, o vaktin namazı borç olur. Yukarıda bir rek'at olarak ifade edilmesi ekseriyete göredir. (Bkz. el-Menhel).

[10] Fey-i zeval, güneş tam tepede iken herhangi bir cismin en kısa gölgesidir. Bir Arşın, takriben 60 santimdir.

[11] Bir Fersah, üç mildir. Bir mil, takriben 1609 metredir.

[12] Şafak (akşam şafağı, gurup), akşamdan sonra ufukta gözüken kırmızılık­tır.

[13] Yatsı namazı tan yeri ağarıncaya (fecr-i sadık doğuncaya) kadar kılınabi-lir. Fakat yatmadan önce kılınması sünnet ve efdaldir. Bu yüzden Hz. Ömer yatsıyı kılmadan yatanları kınıyor ve onlara beddua ediyor.

[14] Mufassal sûreler, Hucurât'dan Abese'ye kadar olan, sûrelerdir. Bakara'dan Tevbe'ye kadar, «Tıvâl» (uzun sûreler) «Tekvîr»'den «Nas»a kadar olanlara da «kısar» yani kısa sûreler denir.

[15] Ebû Hanife'ye göre, ikindinin vakti, gölge boyun iki misli olunca başlar. Şeybanî, 1.

[16] Buhari, Mevakitu's-Salât, 9/13; Müslim, 5/194. Ayrıca bkz. Şeybanî, 4. Amr b. Avf oğullarının yurdu, Mescid-i Nebeviye «iki mil» yani «4 kilomet­re» kadardı.

İmam Nevevî der ki: Aahab-ı kiramdan Amr b. Avf oğullan, tarla veya bah­çelerinde çalışırlardı. İşleri bitince toplanıp ikindiyi kılıyorlardı. Bu yüz­den namazları gecikiyordu.

Hanefî Mezhebine göre, güneş parlak beyazken ertelenerek kılınması efdaldir.

[17] Buharı, Mevakîtu's-Salât, 9/13; Müslim, Mesâcid, 5/193; Şeybanî, 3. «Kubâ», Medine'ye Üç mil uzaktadır.

[18] Şeybanî, 223.

Ashab-ı kiram geceleri az uyuyorlardı. Öğle sıcağında namazdan önce bi­raz yatıyorlardı. Bu uykuya «Kaylule» deniliyordu. Cuma günleri gusül ve sair temizlik işleriyle meşgul oldukları için öğle Uykusuna namazdan son­ra yatıyorlardı

[19] Meleî, Medine'ye 17 mil mesafededir. Bu hadis, Hz. Osman'ın cuma nama­zını geciktirmeden vaktinde kıldığını ve Melel'e çok süratli gittiğini ifade eder. Diğer günlerde sıcakların şiddetinden öğle namazını biraz geç kılı­yorlardı. Fakat cuma namazını hangi mevsim ve hangi memlekette olursa olsun vaktinde kılmak efdâldir

[20] Buhari, Mevakîtu's-Salât, 9/29; Müslim, Mesacid, 5/161.

[21] îsrâ sûresinin 78. âyetinde: «Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırmcaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl. Bir de sabah namazını.. Çünkü sabah namazı şahidlidir.» buyurulur. Ayetteki «Güneşin dönmesi, île gecenin karanlığı bastırıncaya kadar.» bölümünün tefsirinde ihtilaf edilmiştir. 19 ve 20 numaralı rivayetlerde, bu konu açıklanmaktadır.

[22] Abdullah (r.a.) bu sözü ile, îsrâ sûresinin (78.) ayetini kastediyor. Bu âyeti kerîme işaret yolu ile beş vakit namazı ifade etmektedir:

Güneşin meyli, öğle ve ikindi namazlarına; karanlığın basması, akşam ve yatsı namazlarına; Fecr Kur'an'ı (Kur'ane'1-Fecr) da, sabah namazına işa­rettir.

[23] Buhari, Mevakitu's-Salat, 9/14; Müslim, Mesâcid, 3/200; Şeyban-î, 222.

[24] Yani seferde iken kılamadığıdört rekatlık bir namazı, evinde iki rek'at, evinde kazaya bıraktığı namazı, seferde dört rek'at kılar. Yani seferde iken kılamadığıdört rekatlık bir namazı, evinde iki rek'at, evinde kazaya bıraktığı namazı, seferde dört rek'at kılar.

[25] Ebû Hanife'ye göre, bir gün ya da daha az bir süre baygın kalan bir kişi, bay­gın haldeyken geçen namazları kaza eder. Daha fazla baygın kalmışsa ge­çirdiği namazları kaza etmez. (Bâcî, Münteka, c.l, s.24)

[26] Burada Resûlullah (s.a.v.)'ın uyandıktan sonra derhal namaz kılmayıp bi­raz gittikten sonra namaz kılmasının iki sebebi olabilir: a- Bilâl (r.a.)'ın, ezan ve ikameti ile bir kısım kişiler uyanmamış olabilirler, hepsinin uyanmasını sağlamak maksadiyle yola düşmüşlerdir. b- O vadide uyuyup kalmalarına şeytan sebep olmuştur. Şeytan olan bir vadiyi terk edip şeytan olmayan bir yere gitmek gayesiyle derhal namaz kılmamışlar, bir süre gittikten sonra kılmışlardır. Ancak biz, şeytanın bu­lunduğu yeri bilemeyeceğimiz için, hatırladığımız yerde namazımızı kıl­malıyız. (Bâcî, Münteka, c.l, s.30)

[27] Taha süresindeki 14. ayeti kerîmenin bir meali de şöyledir: «Beni hatırla­man için namaz kıl.»

[28] Bu hadis, mürseldir; Müslim'de (Mesâcid, 5/309) mevsûl olarak yer almıştır. Ayrıca bkz. Şeybanî, 184.

[29] Resulü Ekrem bu sözü ile şu ayete işaret ediyor: «Allah (insanların) ölümü zamanında ruhları alır, ölmeyenlerin de uykuları sırasında. Böyle Ölümü­ne hükmettiği kimseninkini alıkor, diğerini belli bir vakte kadar gönderir. Bunda muhakkak düşünen insanlar için ibretler vardır.»» (Zümer sûresi, 42) «Uyku küçük ölüm» denilmesinin sebebi de budur.

[30] Bütün Muvatta râvîlerinin ittifakiyle hadis mürseldir.

[31] Hadis mürseldir. Ebû Ömer'in dediğine göre İmam Malik ve başkalarının bir çok yolla rivayet etmiş oldukları muttasıl hadisler bunu takviye eder. «Sıcağın şiddeti, cehennemin nefesindendir» Buharı, Mevakitu's-Salât, 9/9; Müslim, Mesâcid, 5/180.

sözü sıcakların şiddetinden kinayedir. Asr-ı Saadette mescidin büyük kısmının üzeri açıktı. Namazı da kızgın kumun üzerinde kılıyorlardı. Bunlara bir de gölgede 40-50 dereceyi bulan Hicaz'ın sıcaklarım eklersek, güneş tepede iken öğle namazının ne kadar zor kılınacağını düşünebiliriz. Böyle zamanlarda öğle namazını bi­raz geciktirmek (mekruh vakte bırakmamak şartıyla) müstehaptır.

[32] Buharf, Mevakitu's-Saîât, 9/9; Müslim, Mesâcid, 5ft80,185; Şeybanî, 183.

[33] Hadis mürseldir. Müslim, (Mesacid, 5/71) muttasıl olarak rivayet etmiştir.

RABBİM BÜTÜN KARDEŞLERİMİZ BÜTÜN KÖTÜLÜKLERDEN KORUSUN GÜNAHLARIMIZI AFFETSİN DOGRU YOLU BULMAYI NASİP ETSİN AMİN . . .
Back to Top
 Post Reply Post Reply
  Share Topic   

Forum Jump Forum Permissions View Drop Down

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.17
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.