www.hz-muhammed.net Homepage
   
- Sadece  ve Sadece Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hakkında Konu Paylaşılmasına İzin Verilecektir.
- Kul Hakkını ve Telif Yasasını İhlal Edici İçerik Eklenmesi Yasaktır.
KUTLU DOĞUM AYI GELDİ.
Şimdi SLAVAT ve HATİM lerimizle; PEYGAMBER EFENDİMİZ'e VEFA ZAMANI
  2009 (Okunan) 2010 (Okunan)   2011 (Hedef) 2011 (Okunan) 2011 (Kalan)
Salavat 1.268.640 1.247.200   1.000.000 80.000  
Hatim 4 Hatim 6 Hatim   5 1. Hatim  
2011 Yılı Kutlu Doğum Ayı HATİM Kampanyamıza Katılır mısınız ?

2011 Yılı Kutlu Doğum Ayı SALAVAT Kampanyamıza Katılır mısınız ?

Forum Home Forum Home > EFENDİMİZ HZ.MUHAMMED (S.A.V) > Efendimiz Hz. Muhammed'in Mucizeleri
  New Posts New Posts RSS Feed - Dağ ve Taşlarla İlgili Mucizeler
  FAQ FAQ  Forum Search   Register Register  Login Login

Dağ ve Taşlarla İlgili Mucizeler

 Post Reply Post Reply
Author
Message
AFFEYLE_ALLAHIM View Drop Down
Yönetici
Yönetici


Joined: Ağustos 08 2006
Location: Elazığ
Status: Offline
Points: 649
Post Options Post Options   Thanks (0) Thanks(0)   Quote AFFEYLE_ALLAHIM Quote  Post ReplyReply Direct Link To This Post Topic: Dağ ve Taşlarla İlgili Mucizeler
    Posted: Eylül 01 2006 at 21:27
Peygamberimizi tanıyan ve emirlerine itaat edenler, sadece canlılardan ibaret değildi. Dağ ve taş gibi cansız şeyler de O'nun peygamberliğini tasdik etmişti, (onaylamıştı)
  Hazreti Ali, Hazreti Câbir ve Hazreti Ayşe Validemiz, üçü birden haber veriyorlar ki:
  "Peygamber Efendimiz dışarıya çıktığında, yolu üzerindeki ağaç ve taşlar, ona:
  — Esselamu aleyke Ya Resulallah" (selam sana ey Allah'ın Resulü) diyorlardı.
  Hazreti Ayşe Validemizin anlattığına göre, Efendimiz şöyle demişti:
  — Cebrail bana peygamberliği getirdiğinde, yanından geçtiğim bütün taş ve ağaçlar: "Sana selam olsun Ey Allah'ın Resulü" diyerek beni selamlıyordu.

* * *

  Peygamberimizin özel hizmetinde bulunan Hazreti Enes anlatıyor:
  "Peygamber Efendimizin yanındaydık. Avucuna küçük taşları aldığında, o taşlar tesbih etmeye (Allah'ı anmaya) başladılar. Peygamberimiz o taşları daha sonra Hazreti Ebubekir'in ovucuna koydu, yine tesbih ettiler. Hazreti Ömer'in eline verdi, tesbih etmeye devam ettiler. Sonra ondan alıp Hazreti Osman'a verdi. Taşlar yine tesbihe başladılar. Sonra o taşları benim ve Ebu Zer'in eline koydu. Taşlar sustular."

* * *

  Peygamberimiz, Hazreti Abbas ve dört oğlunun üzerini bir örtüyle örterken şöyle dua etti:
  "Ya Rab!.. Bu benim amcam ve babamın öz kardeşidir. Bunlar da onun çocuklarıdır. Ben onları bu örtüyle nasıl örtüyor ve koruyorsam, Sen de onları Cehennemden öyle koru"
  Birden evin kapısı, duvarları ve damı, "âmin, âmin" diyerek Peygamberimizin bu duasına iştirak ettiler.

* * *

  Hazreti Enes, Ebu Hureyre, Hazreti Osman ve daha dünyadayken Cennetle müjdelenen on kişiden biri olan Hazreti Sa'd, hep birlikte haber veriyorlar ki:
  "Efendimiz, Hazreti Ebubekir, Ömer ve Osman'la birlikte Uhud Dağına çıkmıştı. Uhud Dağı, ya onların büyüklüğünden, ya da böyle bir ziyaret karşısındaki sevincinden dolayı heyecanlanıp yerinden kımıldadı. Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle ferman etti:
  — Dur ey Uhud!.. Şüphesiz ki üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve iki de şehit var.
  Bildiğiniz gibi Hazreti Ebubekir'in lâkabı, yani sonradan takılan adı, "Allah ve peygamberine çok sadık ve bağlı" mânâsına gelen "Sıddık" idi. Efendimiz, yukarıdaki sözüyle onun bu özelliğini doğrularken, Hazreti Ömer ve Osman'ın da şehit edileceğini haber veriyordu. Sonunda da öyle oldu.

* * *

  Efendimiz Mekke'den Medine'ye hicret ederken, Allah düşmanı olan putperestler onları takip ediyordu.
  Peygamberimiz, o sırada Sebir Dağı üzerindeydi. Dağ:
  — Ya Resulallah, dedi. Lütfen benim üzerimden ininiz. Eğer kâfirler sizi benim üzerimdeyken vururlarsa, korkarım ki Allah beni cezalandırır.
  Bunun üzerine Hira Dağı çağırdı:
  — Ya Resulallah, bana gel.
  Bugün hacca veya Umreye giderek bu dağları ziyaret eden müslümanlardan bazıları, yukarıdaki sırdan ötürü Sebir Dağında korku, Hira Dağında ise emniyet (güven) hissi duyduklarını ifade ederler.
  Bu hadiseden anlaşılır ki, o koca dağlar bile Allah'ın kullarıdır. Peygamber Efendimizi tanır ve severler, başıboş değillerdir.

* * *

  İbni Abbas ve İbni Mesud, birlikte haber veriyorlar: "Mekke'nin fethedildiği gün, Kabe ve etrafında, dip taraflarından taşlara bağlanmış vaziyette üç yüz altmış tane put bulunuyordu. Peygamber Efendimiz, elindeki ucu kıvrık değneği o putlara çevirerek:
  — Hak geldi, bâtıl (yalan ve yanlışlar) yok oldu. Muhakkak ki bâtıl, yok olup gidicidir, dedi. Peygamberimiz, elindeki değneği hangi puta yöneltirse, o put devriliyordu. Putun yüzüne işaret ettiyse, put arka üstü düşüyor, arkasına işaret ettiğinde ise, yüz üstü yuvarlanıyordu. Hepsi tek tek devrilerek parçalandılar.

* * *

  Efendimiz, peygamberlik vazifesiyle görevlendirilmeden önce, amcası Ebu Talip ve arkadaşlarıyla birlikte ticaret yapmak üzere Şam tarafına gidiyordu. Yol üzerindeki bir kiliseye yaklaştıklarında, insanların içine hiç çıkmayan Bâhira adlı bir rahip, onların yanına geldi ve o zamanlar henüz oniki yaşında olan Efendimiz'e işaret ederek şöyle dedi:
  "Bu çocuk, şu âlemin (bütün kâinatın) reisidir ve peygamber olacaktır."
  Kureyşliler sordular: "Nereden biliyorsun?"
  O rahip dedi ki:
  "Siz buraya gelirken, baktım ki üstünüzde bir parça bulut var. Siz nereye giderseniz o da sizinle geliyor ve bu çocuğun üstünde alçalıp ona gölge yapıyor. Hem bütün taş ve ağaçlar, ona secde eder gibi bir vaziyet içine giriyor. Bu ise sadece peygamberlere yapılır."
  Bâhira, Yahudi bir rahip olmasına rağmen çocuk yaştaki Muhammed'i tanımış ve O'nun beklenen son peygamber olduğunu anlamıştı. Çünkü Yahudilerin mukaddes kitabı olan Tevratta, asırlar sonra gelecek olan bu yüce peygamberin özellikleri belirtiliyordu. Rahip Bâhira, bundan dolayı diğer Yahudilerin de Efendimizi tanıyabileceğinden ve O'na zarar vereceklerinden korktuğu için, Ebu Talip'ten Efendimizi Mekke'ye götürmesini istedi. Ebu Talip te onu dinleyerek geri döndü.

* * *

  Bazı mucizeleri, sahabelerin ağzından dinlemiştik. Aşağıdaki mucizeyi ise, bizzat Allah'ın kelâmından (Kur'andaki sözlerinden) dinleyeceğiz:
  İslâm ordusunun Allah düşmanları ile yaptığı ilk savaş olan Bedir Harbi, sayısız harikalarla doluydu. Efendimiz, bu harp sırasında yerden bir avuç toprak aldı ve:
  "Yüzleri kara olsun" diyerek düşman ordusu üzerine fırlattı.
  Efendimizin söylediği bu söz, Allah tarafından bütün kafirlerin kulağına tek tek ulaştırılırken, atmış olduğu o bir avuç toprak da, yine Allah tarafından her bir düşman askerinin gözüne girerek onların kaçmasına sebep oldu. Halbuki düşman ordusu, bu mucizeden biraz önce müslümanlara hücum etmekteydi.
  Yüce Rabbimiz, Bedir Harbindeki bu mucizeyi, Kur'andaki Enfal Suresi'nin 17. Ayetinde şöyle "(O toprağı) Attığın zaman sen atmadın, ancak Allah.attı."
  Rabbimizin Efendimize ihsan ettiği bu mucizenin aynısı, Huneyn Harbinde de yaşandı ve Allah düşmanları, Peygamberimizin attığı bir avuç toprakla perişan olarak kaçmak zorunda kaldılar.

* * *

  Bedir Harbinde yaşanan sayısız harikadan birisi de, Hazreti Ukkaşe ile ilgiliydi. Bu yüce sahabinin kılıncı, Allah ve Peygamber düşmanlarıyla savaşırken kırıldı. İslâmiyetin ilk yıllarındaki fakirlik sebebiyle de yedek silah yoktu.
  Efendimiz, Hazreti Ukkaşe'nin bu durumunu görünce, kendisine kılınç yerine uzunca bir değnek (sopa) verdi ve şöyle dedi:
  "Git bununla harp et."
  Hazreti Ukkaşe savaşmaya başladığında, o değnek Allah'ın izniyle uzun ve beyaz bir kılınca dönüştü ve "el-avn" (yardımcı) namıyla bütün sahabiler arasında şöhret buldu. Hazreti Ukkaşe, hayatı boyunca şeref duyduğu o kılıncı bir an bile yanından ayırmadı ve Yemâme Harbinde şehit düşünceye kadar o kılınçla savaştı.
  Yukarıdaki mucizenin bir benzeri de Uhud Harbinde yaşandı.
  Peygamberimizin halasının oğlu olan Hazreti Abdullah'ın kılıncı, müşriklerle (Allah'ın bir olduğuna inanmayanlarla) savaşırken kırıldı. Ve Peygamberimizin ona verdiği değnek (ağaç sopa), bir mucize eseri olarak kılınca dönüştü.
  Bu kılınçta Ukkaşe'nin kılıncı gibi şöhret bulmuş ve meşhur tarihçilerden İbni Seyyid'in belirttiğine göre, Hazreti Abdullah tarafından daha sonraları Buğay-ı Türkî namındaki bir adama iki yüz (altın veya gümüş) liraya satılmıştır.

Dikkat!!!Forumda Konu Kirliliği olmaması için;ekleyeceğiniz yeni konunun forumda ilgili kategori altına eklediğinizden lütfen emin olunuz.
Back to Top
ivieivio View Drop Down
Yeni Üye
Yeni Üye


Joined: Mart 19 2008
Location: İstanbul
Status: Offline
Points: 4
Post Options Post Options   Thanks (0) Thanks(0)   Quote ivieivio Quote  Post ReplyReply Direct Link To This Post Posted: Mart 19 2008 at 11:11
Allah içimizdeki Nefsimize Hakim olmamızı sağlasın inşallah...
Back to Top
 Post Reply Post Reply
  Share Topic   

Forum Jump Forum Permissions View Drop Down

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.17
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.