icret Denilince

Hicret, 622'de Peygamberimiz ve Mekkeli Müslümanların birlikte Mekke'den Medine'ye göç hadisesine verilen isim. Kısaca Hicret, birçok gerçeği içinde saklayan, hatırlatan anlamlı, hikmetli bir olay.

 Hicret Allah için yapılan büyük bir fedâkârlığın, kahramanlığın, ihlâsın, samimiyetin adıdır. Mü'minin gerektiğinde sadece maldan, mülkten değil, serden de vazgeçebileceğinin ispatıdır.

 İslâm en değerli, en yüce, en büyük bir nimet. Fiyatı ise yeri gelince büyük fedâkârlıkları dahi gerektirebilecek yüksek bir hakikat.

 İşte Sahabe Hicrette bunu göstermiştir.

 Hicret İslâmın daha geniş kesimlerde akislerinden ibarettir. Âdetâ taşlaşan, inatlaşan kalblere yeni bir yolla onları yumuşatarak hitap edebilme, hakikatleri, nakşedebilme operasyonudur. İnsanlar'ın hakikatleri kabulde daha başka ve çok yollar bulunabileceğinin göstergesidir. Dönüm noktası olan bu hadiseden sonra nice muannid ve azılı insan dine gelmemiş miydi?

 Hicet ezelî ve ebedî hakikatlerin er geç kabul göreceğinin, bıkmadan, usanmadan tebliğini insanların zaman zaman değişik dillerdende anlayabileceğinin, ümit kesmemenin güzel bir örneğidir. Sebat, sadakat, gayret ve cesaret sembolüdür.

 İhlâsta zirvelere çıkmaktır Hicret. Süheyb-i Rûmî gibi Allah ve Resûlünün rızasını kazanma uğrunda bütün varlığını fedâ ederek çok kârlı mânevî bir Hicret gerçekleştirebilmenin ifadesidir.

 Hicret günümüz Müslümanları için de mesajlar yüklüdür. Bir Müslümanın en önemli vazifesi İslâmı yaşamak, onu yaşanan bir din haline getirmektir. Farzları yapma, haramlardan kaçınmada zorlanan günün Müslümanı için harika bir nümunedir. Herşeye rağmen farklardan taviz ve fire vermemek, haramlara girmemek için gösterilecek hassasiyetin güzel bir örneğidir. 

Mü'minin görevi Allah'ın rızasını kazanmak değil midir? Bugün haramlardan kaçınmada titiz davranan, farzları eksiksiz yapma gayreti içine giren mü'min hicret ediyor demektir. Toplumun İslâmdışı davranışlarından bunalıp İslâmın yaşandığı bir iklime kendini atabilen, zorluklarına, sıkıntılarına rağmen kendine İslâm endeksli nurlu bir dünya kurabilen mü'min hicret gayreti içindedir.

 Onun bu hâli muhtaç gönüllerde aks-i sadâsını bulacak nice ölü kalblerin dirilmesine vesile olacaktır. İslâmı yaşamanın elde kor tutma gibi zorlaştığı günümüzde onu uygulama uğruna tenkit, horlanma, hatta işkenceleri göğüsleyebilme büyük bir fedâkârlık değil de nedir?

 Kıyamete kadar bütün asırların dini olan İslâm yozlaşan bir toplumda bütün hayatiyetiyle varlığını devam ettirebiliyorsa kıyamet de uzatılmış olacaktır. Kıyamet İslâmın toplumdan ve gönüllerden çıkma sonucu gerçekleşmeyecek midir?

 Bütün mesele İslâmın bir hayat dini olduğunu herşeye rağmen gösterebilmektir.