ÜNNET KAVRAMI

Bu bölümde açıklığa kavuşturulacak hususlar:

Sözlükte sünnetin tanımı,

Kur’ânı Kerim’de sünnetin anlamları,

Nebevî sünnette sünnetin bazı anlamları; Peygamber Sallallahü aleyhi vesellem’ın hadisi, ashab, tabiîn ve selefi salihe göre sünnet kavramı:

1 Kur’ânı Kerim’in dışında bir delil olarak sünnet.

2 Peygamber Sallallahü aleyhi vesellem’ın sahib olduğu ilim, amel, hidayet ve mutlak olarak getirdiği herşey demek olan sünnet.

3 Peygamber Sallallahü aleyhi vesellem’ın bid’at ve dinde sonradan uydurulan şeylerin karşıtı olan teşrî buyurduğu ve takrir ettiği şeyler anlamında sünnet.

4 Bazan nafile demek olan sünnet.

5 İlim ve amel hususunda selefin durumu hakkında (ittiba: onlara uymak) anlamı ile kullanılan sünnet.

6 Dinin esasları ve akide meseleleri anlamında sünnet.

7 Müteahhirûna göre sünnet kavramı.

8 “Hadis” anlamında sünnet.

9 Nafile ve müstehablar anlamıyla sünnet. 

Sözlükte Sünnet[1]:  

Sözlükte sünnet “senne, yesinnu, yesunnu, sennen: sünnet kıldıkılar, sünnet kılmak” şeklinde. Sünnet kılınana “mesnun” denilir. “Senne’lemra: O işi açıkladı” demektir.

Sünnetin bir diğer anlamı sîyret (yaşayış tarzı) tabiat ve gidilen yol demektir. Allah’tan gelen sünnet de O’nun hükmü, emri ve yasakları demektir.

Böylelikle aşağıdaki hususların sünnetin sözlük anlamları arasında yer aldığı sonucuna varıyoruz:

1 Sîyret (yaşayış tarzı) ve yol: İster güzel, ister çirkin olsun Peygamber Sallallahü aleyhi vesellem’ın şu hadisinde bu anlamda kullanılmıştır:

“Kim güzel bir sünnet ortaya koyarsa, onun ve onunla amel edenlerin ecri ona verilir. Kim de kötü bir sünnet ortaya koyarsa...”[2]

İbn Manzur “Lisanu’lArab”da şöyle demektedir: “Hadisi şerifte sünnet ve bu kökten türeyen lafızlar defalarca kullanılmıştır. Bunun asıl anlamı yol ve sîyrettir.”[3]

2 Cilalamak ve süslemek: Senne’şşey’e yesunnuhû sennen, sennenehû: onu cilaladı ve süsledi demektir.[4]

Sünnet: Cilalı oluşu, parlaklığı ve düzgünlüğü sebebiyle yüz demektir. Mesnûn da: Cilalanmış anlamındadır.[5]

3 Takviye (güçlendirmek, pekiştirmek): Arablar: Ekşi bitkiler develere yol almaya karşı güç verir (yesunnu). Tıpkı bilemenin bıçağın keskin tarafını güçlendirdiği gibi[6] derler.

“Yesunnu” fiilinden “essinân” güç kuvvet demektir.[7]

4 Açıklamak: Allah’ın sünneti, O’nun hükümleri, emri ve yasakları demektir. Allah bunları insanlara sünnet kıldı: Bunları açıkladı, demektir. Allah bir sünnet ortaya koydu: Dosdoğru bir yolu açıkladı, anlamındadır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

”Bu önce geçenlerde Allah’ın geçerli kıldığı sünnetidir.” (elAhzab, 33/38, 62)

Görüldüğü gibi bu buyrukta, Allah bunu sünnet kıldı, ifadesi onu açıkladı demektir.[8]

Bu sözlük anlamlarından, sünnetin şer’î bir terim olarak: Peygamber sallallahü aleyhi vesellem’ın genel çerçevesi ile söz, fiil ve takrirlerinde izlediği sîret (yaşayış tarzı) ve yol anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Nitekim sözlük anlamı ile bu kullanımların bir çoğu Kur’ânı Kerim ve hadisi şerifte de ileride açıklanacağı üzere geçmiş bulunmaktadır. 

Kur’ânı Kerim ve Sünnette “Sünnet”: 

Sünnetin manası Kur’ânı Kerim’de, hadiste ashabı kiramdan ve selefi salihten gelen rivayetlerde (eserlerde) çeşitli şekillerde kullanılmış bulunmaktadır. Bunların çoğunluğu da Peygamber sallallahü aleyhi vesellem’ın söz, fiil ve takrirlerinde yaptığı teşrîler ile bütün hallerinde izlediği sair hidayet ve rehberliği anlamlarında kullanılmıştır. 

Kur’ânı Kerim’de “Sünnet”in Bazı Anlamları 

1 Kur’ânı Kerim’de “sünnet” lafzı yol, sîret, geçmişlerin izledikleri yol anlamında kullanılmıştır. Bu yol kimi zaman övülen bir yol olabilir, bu da hak ve hidayet yoludur. Yüce Allah’ın şu buyruğunda bu anlamda kullanılmıştır:

”Allah size açıkça bildirmek, sizi sizden öncekilerin sünnetlerine iletmek... ister.” (enNisa, 4/26)

Yani yüce Allah sizden öncekilerin yollarına iletmek ister. Bu da onların öğülmeye değer olan yollarıdır.[9]

“Sünnetullah: Allah’ın sünneti” bazan yerilen bir işe karşılık Allah’ın cezası anlamında kullanılmıştır. Bu da onun peygamberlerine karşı gelip, sapıklık ve batıl içerisinde kalmaya devam eden ümmetlerin helak edilmesi demektir. Yüce Allah’ın şu buyruğu bu kabildendir:

”Eğer (şirke) dönerlerse, kendilerinden öncekilerin sünneti muhakkak devam etmiş olur.” (elEnfal, 8/38)[10]

Yani sıratı müstakimi bırakıp, başka yolları izledikleri için Allah’ın onları helak etmesi gerçekleşmiştir, geçip gitmiştir.

Yüce Allah’ın şu buyruğunda da bu anlamdadır:

”Öncekilerin sünneti de geçmiş bulunduğu halde...” (elHicr, 15/13)[11]

Bu da yalanlamaları üzerine yüce Allah’ın o kavimleri helak etmekte sünnet kıldığı yol anlamındadır.

2 “Sünen” lafzı geçmiş ümmetlerin karşı karşıya kaldığı defalarca tekrarlanan hadiseler ve olaylar anlamında da kullanılmıştır. Yüce Allah’ın şu buyruğunda bu anlamdadır:

“Sizden evvel birçok sünnetler gelip geçmiştir. Onun için yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonları nice oldu görün.” (Âli İmrân, 3/137)

Yani yüce Allah’ın peygamberleri yalanlayan ümmetler hakkında sünnet olarak kıldığı birtakım olaylar sizden önce geçip gitmiş bulunmaktadır.

3 “Sünnetullah” lafzı O’nun hükmü asla geri kalmayan, değişmez kazası anlamında da kullanılmıştır. Yüce Allah’ın şu buyrukları bu türdendir:

”Bu daha önce geçenler hakkında Allah’ın sünnetidir. Sen Allah’ın sünnetinde asla bir değiştirme bulamazsın.” (elAhzâb, 33/62)

“(İşte bu) Allah’ın öteden beri süregelen sünnetidir. Sen Allah’ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın.” (elFeth, 48/23)

“(Bu) senden önce gönderdiğimiz peygamberler için de uyguladığımız sünnetimizdir. Sen bizim sünnetimizde hiçbir değişiklik bulamazsın.” (elİsra, 17/77)

O halde burada sünnet yüce Allah’ın hükmettiği ve kesin olarak hükme bağladığı sabit, değişmez adet anlamındadır.[12] Son iki anlamı birbirine yakındır.

4 Kur’ânı Kerim’de İbrahim (a.s)’ın yaptığı şu dua birkaç defa tekrarlanmış bulunmaktadır:

”Rabbimiz onların arasından kendilerinden onlara âyetlerini okuyan, onlara kitabı ve hikmeti öğreten... bir peygamber gönder.” (elBakara, 2/139)

Yüce Allah peygamberi Muhammed Sallallahü aleyhi vesellem’a şöyle buyurmaktadır:

“Allah sana kitabı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediklerini öğretmiştir.” (enNisa, 4/113)

Bir başka yerde de yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

”O ümmiler arasında kendilerinden onlara karşı onun âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Halbuki daha önceden apaçık bir sapıklık içinde idiler.”  (elCuma, 62/2)

O halde (burada sözü edilen) “kitab” Kur’ânı Kerimdir. “Hikmet” ise sünnettir.[13]

Aynı zamanda hikmet ile nitelendirilen sünnet, burada Peygamber Sallallahü aleyhi vesellem’ın hidayeti, sözü, fiili ve sîyreti anlamındadır.


[1] Bk. elKamusu’lMuhit, IV, 238239; Lisanu’lArab, XIII, 220225, Muhtaru’sSıhah, 317.

[2] İbn Manzur, Lisanu’lArab, XIII, 235, “Senene” maddesinde böylece kaydetmiş olup, Müslim, Zekat, 1017’de şu lafızla rivayet etmiştir: “Kim İslamda güzel bir sünnet ortaya koyarsa (senne) ona onun da ecri, ondan sonra da onunla amel edenlerin ecri hiçbirisinin ecirlerinden bir şey eksiltilmeksizin verilecektir. Kim de İslamda kötü bir sünnet ortaya koyarsa (senne)...”

[3] Lisanu’lArab, XIII, 225.

[4] Lisanu’lArab, XIII, 223; elKamusu’lMuhit, IV, 238.

[5] Lisanu’lArab, XIII, 224.

[6] Lisanu’lArab, XIII, 220.

[7] Lisanu’lArab, XIII, 221.

[8] Lisanu’lArab, XIII, 225.

[9] Bk. İbn Kesir, Tefsir, I, 411, enNisa, 4/26. âyetin tefsiri; eşŞevkanî, Fethu’lKadir, I, 452 aynı âyetin tefsiri.

[10] Ayrıca bk. eşŞevkanî, Fethu’lKadir, bu âyetin tefsiri.

[11] Ayrıca bk. eşŞevkanî, Fethu’lKadir, bu âyetin tefsiri.

[12] Bk. İbn Kesir, Tefsir, III, 49, elİsra, 17/77. âyetin tefsiri.

[13] İbn Kesir, Tefsir, I, 475 ve I, 162; Ayrıca bk. eşŞevkanî, Fethu’lKadir, V, 225, bu âyetin tefsiri; İbn Teymiye, Mecmuu’lFetâvâ, III, 363.