öz Güzeli

Söz güzeli deyince akla ne gelir? Elbette tuğba misal meyveleri aşağıda, kökü gökte bir ağaç... Çünkü böyle tarif ediyor Kur'ân güzel sözü. Biz bunu biraz çevirdik ve makalemize başlık olarak Söz Güzeli diye koyduk.

Söz güzeli nedir? Hangi söz güzeldir bunun burada tartışmasını yapacak değilim. Ama güzel sözün birkaç özelliğini burada anlatmadan geçemeyeceğim.

Söz duru ve akıcı olacak önce. Yani yalın olacak... Her insanın anlayabileceği kadar yalın. Tumturaklı laflar olmayacak... Sözün sahibi debdebeli söyleyelim derken şatafat bulanıklığına girmeyecek.. Billur bir su gibi. Yeni açmış bir gül kadar taze.. Şafak kadar masum ve yeni doğacak güzide bir güne gebe...

Meryem yüzlü bir günü, Îsâ nefesli bir gülü ve Muhammedî (sallâllahu aleyhi ve sellem) bir soluk gibi dupduru bir suyu hatırlatmalı söz...

Anlaşılır olacak, duru olacak ama sanat ve estetikten uzak mı kalacak? Hayır böyle bir şey söyleyemeyiz.

Elbette sanat olacak, elbette estetik olacak.

Ama bunları yaparken fazla kelime kullanma lüksüne girilmeyecek. Yani israfı kelam edilmeyecek.

Özlü sözler, vecizeler nasıl kısa ve kestirmeden mânâyı insan kalbine akıtır, aynen öyle..

Sözün özlü olması ve özlü olduğu kadar da çok mânâ ve içerikle insanlara bir şölen sofrası gibi gıda sunması önemlidir. Kestirmeden söyleyelim derken kaş yaparken göz çıkarmamalıyız. Bu özlülük asla kelime kısırlığından ileri gelmemeli.. Belki kelime haznesi geniş ve bol olmalı yazanın. Ama onları kullanırken fazla olanları atmalı ve özlü bir şekilde meramını anlatmalı. Ta ki iki türlü israftan kaçınılmış olsun. Birincisi yazarken kişinin fazla zaman harcaması ve yorgun düşmesi, ikincisi okuyanın zamanının alınması ve yorgun düşürülmesi...

Zira okuyucu alacağını almak ve o sözden mânâyı bal gibi emebilmek için belki epey süre uğraşacak ve kendini yıpratacak.. Bu konuda "Aman neleri israf etmiyoruz, sen de tutmuşsun kelime israfından söz ediyorsun" denebilir. Ama ben bu konu israf kaldıran bir şey olmadığı için gündeme getiriyorum. Belki bir yol yapımında bir taş fazla olsa göze çarpmaz, ya da bir bina yapımında bir tuğla veya hariçten bir sütun gözü tırmalamayabilir. Ama söz binasında ve sözden örülmüş bir yolda bu girinti ve çıkıntılar oldukça dikkat çeker ve insan ruhunu rahatsız eder... Aslında hiçbir şeyde israf güzel bir şey değildir, belki de çirkinliğin özünü teşkil eder. Ama anlayan anlar.

Her şeyin yerli yerinde olduğu bir ev içi döşemesinde insanı rahatsız edecek bir şey yoktur. Ve insan böyle fazlalıklardan arındırılmış sanat ve estetik taşıyan şeylere meftuniyetini her zaman ikrar eder. Bir tabloda renk uyumsuzluğu yanında kullanılan fazla boya veya renk dikkati hemen çeker ve bedii zevki küstürür.

Bir sedef kakmacılıkta, bir oyma işçiliğinde, bir ahşap işinde en küçük bir malzeme fazlalığı dikkati çeker. Ama bunu o işten anlayan bilir. Yoksa işten anlamayan ve meseleyi bilmeyen bir kişi için işlenmemiş bir kütük ile nakış nakış işlenmiş bir tahta arasında fark yoktur. Çünkü bilgi yok, kriter yok veya kişi karşılaştırma gücüne sahip değil.

Madem bütün sanatlarda bu böyledir.

En nazik konu olan iletişim, konuşma sanatı ve yazma meselesinde de bu kural ve kanun geçerlidir. Belki de her şeyde olduğu Mektup, deneme, şiir, roman gibi bütün sözlü ve yazılı edebiyatta bu konu dikkatle üzerinde durulması gerekli bir meseledir.

Mesela bir mektubu ele alalım.

Mektupta yazan şöyle diyor.

"Ey habersiz dostum!
Gurbete gelince hiç üzülme.
Yardımın çok olacak çok;
Yardımın yarısı kadar olur."

Bu sözde dikkat edersek bir kişinin gurbete gideceği ve orada bekleyenin ise ona üzülmemesi gerektiğini vurgulaması konu ediliyor.

Ama kısa ve kestirme...

Birinci cümlede habersiz kelimesi iki anlama gelmekte. Birinci anlamı "Senden haberimiz yok, bize hiç haber vermedin" anlamında, ikinci anlamı "Senin geleceğin yerden ve bizlerden ve buradaki görevinden haberin yok." anlamı taşımakta.

En son cümledeki "Yardımın yarısı kadar olur." cümlesindeki yardımın kelimesi "Senin bize yardımın" anlamına geldiği gibi geniş mânâsıyla "Yardım meselesi, yardım işi" anlamına da gelmekte...

Mesela bir şiirden örnek verecek olursak:

"Muştu vermiştir ulumuz;
Ne bir engel ne de taş var.
Yolumuz açık yolumuz,
Yolumuz sonsuza kadar."

Burada ise yalınlık söz konusu. "Yolumuz" kelimesi üç kere tekrar edilmesine rağmen şiirin anlamını bozmuyor. Hem şiire akıcılık, anlaşılırlık, hem duruluk ve yalınlık kazandırıyor.

Burada da kelime israfı yok. Yolumuz kelimesinin üç kez tekrarı da bu israfı yok etmiş. Bir kelimeden üç kez yararlanmak israf değil iktisattır.

Birinci ve ikinci yolumuz kelimeleri aynı anlama gelmesine rağmen son mısradaki yolumuz kelimesi hem toparlayıcı hem de daha kapsamlı bir yol imajı ortaya koyuyor.

Bir başka şiirde ise;

"Yakînim var, yakînim var
Güneydoğu ülkesinde bir yerde
Güneydeki güneyde.
Hasta şimşekler gibi gezen
Bir seyyahım şimdi ben
Ona hasret içinde..."

Bu şiirde de ilk mısraındaki "Yakîn" kelimeleri ayrı ayrı anlamlara geliyor. Birinci "Yakınım" kelimesinin Osmanlı dönemindeki söylenişi. Ama yakın, dost, akraba, arkadaş, sırdaş gibi anlamlara geliyor. İkinci söylenişinde ise "Yakîn" bilgi anlamında kullanılıyor. Böylelikle şair aynı kelimeyi farklı anlamlarda kullanarak hem düşünceyi yormamış, hem de anlatacağı şey için kelime israfına girmemiş oluyor.

Hasta şimşekler gibi deyimi ise yakınlarından uzakta kalmış bir kişinin özlem ateşiyle yanması ve dolanıp durması ve asla teselli bulamaması gibi bir imajı ortaya koyuyor.

En son "Güneydeki güneyde" sözüyle de hem yakının "Güneydeki yakın" olduğu belirlenmiş ve ikinci "Güneyde" sözü onu kuvvetlendirmiş oluyor. Hem de güney artı güneyde gibi bir alt güneyi, daha uzak bir yeri işaret etmesi akla geliyor.

“Güneydeki güneyde" sözüyle şiire farklı bir gizem katılmış gibi...

Evet dostlar. Söz Güzeli Kur'ân'dır. Ama onu örnek alan kişiler de güzel söz söyleyebilmeli. Hem de mektup, deneme, hikâye, makale, roman, hitabet her şeyde, ama her şeyde. İsraftan kaçınmak, duru ve yalın söylemek bu hususta temel kaide olmalı. Yoksa söz güzel değil çirkin olur da kimse farkına varmaz, ya da varırlar da eleştirmeye değer bulmazlar...

Vesselâm...

Selim YİĞİT