ürklerde Peygamber Sevgisi

Türkler, İslâmiyeti kabul ettikten sonra, samimiyetle inanıp bağlandıkları bu dinin yayılmasında çok büyük hizmetlerde bulunmuşlar, kısa zamanda bu dinin asırlar süren öncüsü olmuşlardır. İlk kelime-i şehadet getirdikleri günden bugüne kadar da hayatlarını İslâm’a, Allah ve Peygamber sevgisine adamış bir millet olarak yaşamışlardır.

Türk milletinde Peygamber sevgisi o kadar derindir ki, her Müslüman-Türk, onun ismi anılınca saygı gösterir, salâvat getirir. Ona duyulan aşk öyle bir sevgi atmosferi oluşturmuştur ki, iman ve kahramanlık sembolümüz olan ordumuzun askerine "Mehmetçik" denilerek, Peygamberimizin adını hatırlatan bir isimlendirme yapılmıştır. Yeryüzünde Peygamber’in ismini, millî bir sembol haline getiren tek millet Türkler olmuştur.

Milletimiz, asırlardır Hz. Muhammed’e derin bir muhabbet beslemiştir. ona duyulan bu sevgi onun adını yaşatmak şeklinde de kendini göstermiştir.

Anadolu insanı, Hz. Peygamber’e olan sevgisinden ve bağlılığından dolayı çocuklarına, onu hatırlatacak isimler vermiş, erkek çocuklarına Ahmed, Mahmud, Hamid ve Mustafa gibi, ona nispet edilen adları koymuştur. Bu hususta bir inceliği de dikkate alarak, Hz. Peygamber’e karşı duydukları derin hürmet ve sevgi sebebiyle, onun adını, aynen almayı bir nevi saygısızlık kabul etmişler ve Muhammed adını Mehmed şeklinde söylemeyi uygun görmüşlerdir. Bu duygu ve hasret, kız çocukları için de geçerli olmuş, kız çocuklarına Hz. Peygamber’in eş veya kızlarının adı verilmiş, kültürümüzde Peygamberimize duyulan muhabbetin sembolü ve simgesi olan "Gül", Gül, Gülşah, Gülcan, Gülten, Gülben, Gülay, Gülsever vb. Peygamber’e duyulan sevgiyi ifade eden yüzlerce "Gül"lü adı dilimize kazandırmış; Ayşegül, Fatmagül, Nurgül vb. pek çok ismi de Peygamberimizin sembolüyle birleştirmiştir.

Bunun yanında hemen her mısrasıyla sevgiyi terennüm eden edebiyatımızda, Hz. Peygamber’e duyulan samimi sevgi ile, "Peygamber Edebiyatı" diyebileceğimiz kadar çok, çeşitli ve zengin türler oluşmuştur. Öyle ki, sadece onu anlatma ve övmeye tahsis edilen başta na't olmak üzere esmâ-i nebi, gazavât-ı nebi, ahlâku'n-nebi, hicretü'n-nebi, mevlid, mu'cizât, mi'râciye, hilye, şefaat-nâme, kırk hadis, binbir hadis gibi manzum - mensur pek çok tür teşekkül etmiş ve gerek bu türlerde gerekse başka türlerde (destan, ninni, mani, bilmece, mesnevi, hikâye) onu anlatan yüzlerce, binlerce eser kaleme alınmıştır.(1) Özellikle de bu sevgi halesi içinde yer alan birkaç beyitten yüzlerce beyte kadar uzayan binlerce na’t, milletimizin Hz. Peygamber’e olan derin, samimi, sonsuz sevgisinin göstergesidir. Na’t yazmak, okumak ve dinlemek, Türkler için muazzam bir zevk ve an’ane olmuştur.(2)

Peygamber aşkıyla yanıp tutuşan, Divân edebiyatının önemli şairlerden biri olan fieyh Galip (1757-1799), ona olan sevgisini şöyle dile getirir:

"Hutben okunur minber-i iklîm-i bekâda

Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-i cezâda

Gül-bâng-i kudûmun çekilir Arş-ı Hudâda

Esmâ-i fierîfin anılır arz u semâda

Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin efendim

Hakdan bize sultân-ı müeyyedsin efendim."

Sevgili’nin gerçek tutkunlarından biri olan Yunus Emre de, ona olan  özlemini şöyle ifade eder:

"Arayı arayı bulsam izini

İzinin tozuna sürsem yüzümü

Hak nasip eylese görsem yüzünü

Ya Muhammed cânım arzular seni."

Yine onun âşıklarından biri olan günümüz şairlerinden merhum Ali Ulvi Kurucu da:

"Ruhum sana âşık, sana hayrandır efendim,

Bir ben değil, âlem sana kurbandır efendim."

dizeleriyle, Hz. Peygamber’e olan sevgisini terennüm eder. (3)

Türk edebiyatında daha nice şairlerimiz, benzer gönül coşmalarıyla edebiyatımıza şaheserler kazandırmışlardır. Ayrıca bestelenen na’tlar, cami ve tekkelerdeki ibadetlere dahil edilmiş, levhalar halinde camilerimizi, evlerimizi, dükkânlarımızı süslemiştir.

 Hz. Peygamber’in aziz hatırasını yâdetmek, mübarek doğumunu anmak üzere Türk-İslâm dünyasında, çok sayıda manzum ve mensur eserler meydana getirilmiş, bir mevlid edebiyatı oluşmuş, bu maksatla merasimler tertip edilmiştir. Nitekim İslâm âleminde, Hz. Muhammed’in doğumu için yapılan ilk büyük resmî fakat samimi mevlid şenlik ve törenlerini başlatan Türkler olmuştur. Bu nedenle Hz. Muhammed’in doğum yıldönümünde şenlik yapıp, yaptığı şenliğe pek çok kişiyi davet eden, misafirlerini rengârenk çadırlarda, ikramlarla karşılayan ve bu törenlerde mevlid okutan ilk Türk emiri, Erbil Atabeyi Muzafferuddin Gökbörî (1190-1233) olmuştur.(4) 

Melik Gökbörî’nin resmi bir organizasyonla başlattığı bu mevlid merasimi geleneği, daha sonraki yüzyıllarda resmî ya da hususî olarak devam etmiş ve Osmanlılar döneminde farklı bir heyecana bürünmüştür.

Beşyüz yıla yakın zamandan beri, Müslüman Türk halkının dinî duygularına ilham kaynağı olan Süleyman Çelebi (?-1422)’nin ölümsüz eseri, "Vesîletü’n-Necât" adıyla bilinen Mevlid’in şöhreti, asırları ve ülkeleri doldurmuştur. Bugün bu eser Türkiyemizde halen, doğum, ölüm, düğün, sünnet gibi sosyal olaylarda ve mukaddes gecelerde, mûsikî makamlarıyla ve ilâhilerle birlikte zevkle okunmakta ve dinlenmektedir. Bütün bunlar, Türklerdeki engin ve sonsuz Peygamber sevgisinin tezahürleridir.

Osmanlıların, Hz. Peygamber’e duydukları muhabbet ve hürmetin izlerini birçok örnekle vermek mümkündür.

Osmanlı sultanları, Allah Resûlü’nün doğduğu, yaşadığı ve mübarek kabr-i şeriflerinin bulunduğu Hicaz bölgesine asırlarca hizmet etmiş, burada yaşayan halkı maddî yönden desteklemiş, Mekke  ve Medine’yi (Haremeyn) korumayı, bakım ve onarımını yapmayı dinî ve hayrî bir görev  saymış, her yıl devlet hazinesinden gönderdikleri para ve hediyeler anlamındaki surre ve bu hususta yapılan merasimlerden olan surre alayları(5) ile, Hz. Peygamber’e ve onun hayatını geçirdiği Hicaz bölgesine olan hayranlıklarını göstermişlerdir.(6)

Türklerdeki Hz. Peygamber sevgisi ve saygısı, şahsıyla sınırlı kalmamış, onun yakınlarına, yaşadığı yerlere, o yerlerin halkına  ve kullandığı eşyalara kadar, bu sevgi-saygı geniş tutulmuştur. Yüzyıllarca İslâm’ın bayraktarlığını yapmış bu necip millet,  Hz. Peygamber’den bize intikal eden, bugün Topkapı Sarayı’nda, Hırka-ı Sâadet Dairesi’nde hususî bir surette muhafaza edilen mukaddes emanetlere de ev sahipliği yapmanın şerefini taşımaktadır.(7) 

Milletimizin Peygamber sevgisi, dünden bugüne artarak devam ettiği gibi, bundan sonra da kıyamete kadar devam edecektir. Çünkü bu sevgi, necip milletimizin İslâm’a olan bağlılığının bir ifadesidir. 

1- Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, I, 92-93; Amil Çelebioğlu, "Türk Edebiyatı’nda Manzum Dinî Eserler", fiükri Elçin Armağanı, Ankara 1983, s. 158-159.

2- Doç. Dr. Emine Yeniterzi, Divan fiiirinde Na’t, TDV Yayınları, Ankara 1993, s. 38.

3- Doç. Dr. Emine Yeniterzi, Türk Edebiyatı’nda Na’tler, (Antoloji) TDV Yayınları, Ankara 1993, s. 51,93.

4- Banarlı, age., I, 48; Osman Çetin, "Tarihte İlk Resmî Mevlid Merasimleri", UÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi, II, (2), Bursa 1987, s. 73-76; Faruk Sümer, Muazzam Muzafferüddin Gökbörü, "Hz. Muhammed ve Gençlik", Kutlu Doğum Haftası,1992, TDV Yayınları, Ankara 1995, s. 1-4.

5- Bu konudaki ayrıntılı çalışma için bk. Münir Atalar, Osmanlı Devleti’nde Surre-i Hümâyûn ve Surre Alayları, DİB Yayınları, Ankara 1999.

6- Doç. Dr. Mefail Hızlı, "Arşiv Belgelerine Göre Osmanlılarda Hz. Peygamber Sevgisi, Diyanet İlmi Dergi,  Peygamberimiz  Hz. Muhammed (s.a.s.)-Özel Sayı, Ankara 2000, s. 520.

7- Geniş Bilgi için bk. Tahsin Öz, Hırka-i Saâdet Dairesi ve Emânât-ı Mukaddese, İstanbul 1953.

Dr. Ömer Menekşe / Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı