fendimizin Birden Fazla Evliliğinin Hikmetleri Nelerdir

Bu soru eski zamanın kâfir mülhidlerinin kafasını meşgul ettiği gibi,yeni zamanın münafıkları da bunu çok bahsederler.Resul-ü Ekrem' in (AS) etrafa neşrettiği nura, meydana getirdiği büyük inkilâba bakmazlar. Fransız İhtilâli kebirinden 20.asra kadar bütün beşeri tahavvüllerde Resûlü Ekrem'in (sav) fikirlerinin,getirdiği inkilâbın,o inkilâbın prensiplerinin,beşerin fikrî hayatında nasıl temel kaynaklar, mesnedler olduğuna hiç bakmazlar.Yani top yekün bir beşerle oynayan Hz.Muhammed'i (as) görmez,sadece “niçin çok kadınla evlendi” derler.

Resulü Ekrem (as) çok kadınla evlenmiştir.Böyle pak damene, kamet-i bâlâya dokuz kadın değil, dokuz yüz kadın olsaydı,hem kadınlar memnun olacaktı, hem de kendisi idare edecekti onu.Ama Allah emretti dokuz tane oldu. Bu dokuz tane, bir anda kâinatın fahrinin nikâhının altında bulunan kadınlardır.Bunu ben çeşitli yönleriyle size arz edeyim.

Evvelâ şuna dikkatinizi rica edeyim.Efendimizin (sav) izdivaçlarının hiç birinde şehevi ve beşerî bir duygu bahis mevzu değildir. Buna tarih şahittir.Evvelâ:Resulü Ekrem (as) takribi olarak ilk izdivacını yirmibeş yaşlarında yaptılar.Hayatına çok hanımların girme meselesi elli dört yaşından sonra başladı.O ana kadar yoktu.Bu sıcak memleketin, insanının elli dört yaşından sonra ayağa kalkması için kolundan tutulup kaldırılması lâzımdır. Resulü Ekrem (as) işte o dönemden sonra evlendi. Resulü Ekrem'in yirmi beş yaşına kadar evliliği olmamıştı. O devreye kadar Allah Resulünün hayatında yüz kızartıcı bir tek hadise sabit değildir. Eğer aleyhisselâtü vesselama isnâd edilebilecek bir şey olsaydı,ne eski zamanın kâfirleri,müşrikleri,ne de yeni zamanın müsteşrik ve münafıkları,bu meseleyi saklı bırakmaz-lardı, intişar ederdi. Müşrikler eğer aleyhisselatü vesselamın -hâşâ ve kella- iffetsizlik ifade eden küçük bir tarafını yakalayıverselerdi serrişte edeceklerdi.

Ben “hodri meydan” diyorum. Cahiliye devrinde yazılan bütün şiirler,İslam’ın hakkında yazılan bütün tenkitler, isnad ve iftiraların yanında müşrikler aleyhisselatü vesselamın hakkında -hâşâ ve kella- kadına düşkündür şeklinde bir söz kullanmamışlardır.Bu ne yirmibeş yaşına kadar hayatına isnad edilecek bir şey olmuştur,ne de ondan sonraki hayatına olmuştur.Aksine biz en mevsuk tarih kitaplarında,mağazi kitaplarında Hz.Hatice ile ilk karşılaştığı an,bir kadının karşısında buram buram ter döken bir nebiler nebisi görüyoruz.Utanıp yüzüne bakamamıştı Hz.Hatice'nin.Sonra zevcesi olmuş ve çocukları ondan olmuştu.Bu işin bir yönü.Bundan anlıyoruz ki aleyhisselatü vesselam, hâşâ şehvetine düşkün bir insan değildi.Öyleyse izdivaçlarda başka yönler,başka taraflar,başka maslahatlar vardı.

Saniyen; aleyhisselatü vesselam Hz.Hatice'yle 20 seneye yakın bir zaman beraber kaldı.Efendimiz 48 yaşındaydı.

Hz.Hatice takriben o senelerde vefat etti, O seneye “hüzün senesi” dendi.Ebu Talip de vefat etmişti.Hz.Hatice vefat ettikten sonra da Efendimiz Mekke'de kaldığı 5 sene içinde yine izdivaç yapmadı.Hicretin ikinci senesine doğru Hz.Aişe (ra) hazretleriyle izdivaç yaptı. Demek oluyor ki aleyhisselatü vesselam,evvelâ 48 yaşına kadar bir kadınla hayatını geçiyor.Ondan sonra 5 sene hayatında hiç bir kadın yok.Elli dört yaşına varıyor.Hz.Aişe o dönemdeki durumunu anlatırken, “nafile namazları oturarak kılardı.Çok uzattığı için ayakta,durmaya tahammülü olmazdı. Otururdu, okurdu okurdu okurdu,rükû edeceği zaman ayağı kalkar, rükua giderdi” buyuruyor.Şimdi düşünün bir insanı, elli dört yaşına kadar bir kadınla ve 4-5 senedir kimseyle izdivaç yapmadan iffet içinde hayatını geçiriyor.Namazı oturarak ancak kılabilecek hale geldikten sonra evlenen bir zata sen kalk deki “hayatında dokuz tane kadın vardı ve bunlar tamamen beşeri ve şehevi idi.”Mantıkla bunu telif edemezsin.

Öyleyse ne idi,aleyhisselatü vesselamın bu çok izdivaçlardaki maksadı? Bu çok değişik yönleri olan bir husustu. Aleyhisselatü vesselamın bu çok kadınlarla evlenmesinde ümmetini talim ve irşad vardı.Biz biliyoruz ki,Efendimizin (sav) hayatı içtimaiyedeki hayatı,aile içindeki hayatı, mesciddeki hayatı,tefekkür hayatı,konuşma hayatı tamamen ümmetine ders verme istikametinde geçti.Biz namazı O’nun namaz kılışından öğrendik.Orucu,oruç tutuşundan öğrendik. iftarı, iftarından, imsakı imsakından öğrendik.Halbuki aile hayatının yarısı tamamen kadınlara aittir.Sahabe-i Kiram mecliste yüzlerce idi. Vefat ettiği zaman meselâ 100.000 sahabe vardı.

Ağzından çıkan bir sözü bir çok insan duyuveriyordu.Ama kadınlık meselesine gelince aleyhisselâtü vesselamın, mahrem,aile hayatına ait meseleler; kadın nasıl lohusa olur.Nasıl aybaşı olur?Aybaşı olduğu zaman nasıl vazife yapacak? Lohusa olduğu zaman nasıl vazife yapacak ?Hayızdan nifastan kesildiği zaman durumu nasıl olacak ?Daha hayız durumuna gelmeden,çocukken,gençken,vaziyeti nasıl olacak?” Bütün bunlara dair o kadar çok ahkâm var ki mü'minin hayatıyla alâkalı. Doğrudan doğruya aleyhisselâtü vesselamın hânesinin içinde pratik hayat olarak bir kadın bunu yaşamazsa,kadınlığa ait ahkâm olamayacaktı. Aleyhisselâtü vesselamın zevceleri,esas vazifeleri itibariyle peygamberimizin talebeleri,tilmizleri, ve kadınlık alemininde mürşideleri, muallimeleriydi.

Fıkıh,hadis ilmine dair ilmin yarısının hemen hemen Ümmü Seleme gibi,Hz.Aişe gibi kadınlarla bize geçtiğini görürüz.Hz.Aişe o kadar dirayet,o kadar kiyasete sahip bir kadındı ki,çok küçük yaşta,5-10 yaşındayken o saadet hanesine girmiş,gözünü açmış o haneyi görmüş,çocukluktaki bütün cevvâl zekâsı aleyhisselâtü vesselama ait meseleleri kavramakla geçmiş.Efendimiz vefat ettiği zaman yirmi yaşında ya vardı ya yoktu. Ama bir ilim dağarcığı haline gelmişti.Bize tarih gösteriyor ki, Hz.Ömer devrinde,Hz.Ömer bile çok meseleleri Hz.Aişe’ye soruyordu. “Anacığım bu mevzuda aleyhisselâtü vesselam'dan ne duydun” diyordu. Mesbuk gibi tabiinin imamları, her gece Kur’an-ı Kerîmi iki kere hatmeden, yatsının abdestiyle 40 sene sabah namazını kılan Tavus-u Keysan gibi kimseler,onun kapısında yetişmiş kimselerdi.Daha sonraki Buhari,Müslimler devrine ilm-i hadis,ilm-i fıkıh, işte bu zâtlar vasıtasıyla intikal ediyordu.Ve bunların herbirisi de bir yolla Hz.Aişe'den ders alıyordu.Diğer zevceleri de buna kıyas ettiğiniz zaman anlayacaksınız ki, aleyhisselâtü vesselamın zevceleri daha ziyade o saadet hânesinde,birer talebe ve bize göre de birer mürşide ve muallimedir Evet bir yönüyle bunu böyle düşüneceğiz.

Aleyhisselâtü vesselamın,izdivaçlarında bir de bütün kabileler tarafından kendisinin destek görmesi,bütün kabilelerle izdivaç yoluyla akrabalık tesis etmesi,ve çok kuvvetli hâle gelmesi vardır. Bu çok hayatî bir meseledir.Meselâ bir insan,taşradan gelse, Bornova'da tek başına kalsa belki evine girecek çıkacak kimse olmayacaktır.

Belki ölse cenazesinden kimsenin haberi olmayacaktır. Müezzine gidip haber veren olmayacaktır.Ama bu adam buraya geldiğinde bir tanesiyle ya kızını verse, veya oğluna birinin kızını alıverse,onun akrabasıyla akraba olacak öbürüyle akraba olacak,zincirleme bir akraba zincirlemesi ortaya çıkacaktır.Cenazesi teşyi edilecektir.Hücum edildiği zaman korunacaktır.Ve millet icabında eğer büyük bir insansa cansiperane onu müdafaa etmeyi cana minnet bilecektir.Şimdi aleyhisselâtü ves-selamın durumunu düşünün.Mekke-yi Mükerreme'de kavmini,kabilesini bırakmış ,Medine-yi Tâhire'ye gitmiş.Medine-i tahirede bir taraftan Yahudi düşmanlığı var.Bir taraftan Medine'nin daha ziyade siyasi havasına o güne kadar hâkim,münafıkların düşmanlığı var.Bir tarafta Evs ve Hazrec kabileleri biat etmiş,ittibâ etmiş,iktidâ etmişler.Fakat böyle bir sıhriyetle akrabalık, onun peygamberlik şahsına nü-büvvetine Kur’an’a, imana, İslama, bağlılığın yanıbaşında, ayrıca cibilli bir bağlılık meydana getiriyor.Ben bütün mümin kardeşleri severim. Ama anne baba bir,nesebi kardeşim şayet mümin ise elimde olmayarak ona karşı daha fazla bağlılık izhar ederim.Bu beşeridir.Bunun önüne geçilmez.

Böyle bir rabıta,bir bağ teessüs ettiği zaman,bir de bakarsın ki sen,gönlünden başkasına ne kadar bağlı olursan ol,bu cibilli bağ ona galebe çalar,onun üstünde gelir. Aleyhisselâtü vesselam,Evsten bir kadın aldı.Bütün Evs kendisini Resulü Ekrem'in akrabası saydı. Hazreç'ten bir kadın aldı Bütün Hazrec şerefle serfirâz oldu."Aleyhisselâtü vesselam bizim damadımız oldu" dediler. Hayber'den bir kadın aldı.Yahudi bile kendisini Resulü Ekrem'e akraba saymaya başladı.Mukavkıs bir kadın gönderdi.Mısır havalisi oradaki kabileler: "bizde peygambere bir kadın verdik" dediler.Hz.Ömer aleyhisselâtü vesselamla bu noktada akraba oldu. Hz.Ebû Bekir akraba oldu. Aleyhisselâtü vesselam zevceleriyle teessüs eden bu akrabaları sayesinde, öyle kalabalık,öyle güçlü,ve canı gönülden öyle bağlı kuvvetli bir aile haline geldi ki,eşini göstermeye imkân yoktur. Bütün tarih boyunca başkalarıyla böyle akrabalık tesis etmek suretiyle o cemaat ve kabilelerin içine sızma,onların efkârlarını öğrenme,hedeflenildiği gibi,kuvvet kazanılma meselesi de hedef edinilmiştir.Biz bu yönüyle kuvvet kazanma yönünü,bir de onların içine sızma,durumlarını görme,öğrenme meselesini öğrenmiş olalım.Onlar Efendimiz'in hanesini öğrensinler,Efendimiz de onların hanesini öğrensin. Meselâ Hayber'den bir kadın alıyor aleyhisselatü vesselam.Safiyye binti Huyeyy İbni Ahtab.Bu Hz.Harun'un torunlarından bir kadındı.Oradaki Yahudilerin kızıydı.Kocası Hayber'de vefat edince Allah Resûlü (sav) onu da aldı.Fakat bütün Hayber halkı;“ bir peygamberin torunu olan bizler,başka bir peygambere damat olarak muvaffak olduk” diyorlardı.Ve artık aleyhisselatü vesselamın bir bakıma Hayber'den endişesi yoktu.O büyük plânını, büyük dâvasını başka sahalarda yürütüyordu.Bir bakıma sulh oluyordu onlarla.Demek ki aleyhisselatü vesselamın çok izdivaçlarının bir yönü de buydu.Bir kısacasını da şöyle arzedeyim. Resûlü Ekrem (as) bir anda dokuz kadın nikahı altında bulundu. Biz O 'nun hayatına baktığımız zaman, bu kadınların kendi aralarında çok ciddi bir imtizaçsızlık gösterdiklerini bilmiyoruz. Aleyhisselâtü vesselam'a karşıda bir küskünlüklerini bilmiyoruz. Zevc ve zevce arasındaki münasebet, zevceler arasındaki, kadınlar arasındaki münasebet bakımından öyle güzel örnek oldu, öyle güzel onları idare etti, öyle güzel bir ev siyaseti güttü ki; vefat ettiği zaman kadınların hepsi dünyaları yıkılmış gibi kabul ediyorlardı kendilerini.

Onların çok sıkıntılı hayat şartları vardı. Öyle ki Hz.Aişe yeğeni Urve’nin “Hala ne yerdiniz ? sorusuna

“İki tane siyah yerdik.”cevabını veriyor.Hurma yer, su içerdik yani.“Biz hilâli bir defa görürdük, geçerdi. Bir daha geçerdi, bir daha geçerdi de, evimizde Allah'a yemin ederim bir ocak yanmaz ve çorba kaynamazdı.”Bu kadar ağır şartlar altında yaşıyorlardı. Ama hiç şikayet etmediler.Ve nihayet Allah kadınları muhayyer bıraktı. Peygamberimiz'e şöyle ferman ediyordu: “Çağır o kadınları. De ki; “Dünya'yı ve Dünya hayatını istiyorlarsa,ben sizi salıvereceğim" de onlara. Gidin, istediğiniz gibi mes'ûd olun. Yok Allah'ı ve Resûlullah'ı istiyorsanız durum budur.

Hz.Aişe naklediyor “İlk defa beni çağırdı" diyor.Bana dedi ki “Seninle bir meseleyi meşveret edeceğim. Ama annene babana sormadan sakın karar verme.” "Nedir yâ Resûlullah?"

dedim Bana bu ayeti okudu. Dedim ki: "Ya Resûlullah Ben bu meselede mi anneme babama soracağım. Vallahi ben Allah'ı ve Resûlullah'ı isterim. Aç da olsam. Susuz da olsam.” Hz.Aişe yeminiyle anlatıyor;“ Allah'a yemin ederim ki, o dokuz tane kadından hangisini huzuruna aldı. Bu meseleyi kendisine arzettiyse, dediler ki; "Biz Allah'ı ve Resûlullah'ı isteriz Dünyayı istemeyiz."dediler. Yani bir ay, iki ay, üç ay, ocak yanmasın, çorba kaynamasın, yatağımız olmasın. Hurma lifinden mensuc hasır üzerinde yatalım. Ama Allah bizden hoşnut olsun.Resûlullah'la beraber olalım» Şimdi bu meseleden de anlaşılıyor ki Aleyhisselâtü vesselam, nübüvvetini, bu payeyi kullanarak hâşâ kadınları celb-ü cezbetmiş, arzusuna râm etmiş, hâşâ ve kellâ onları kullanmış değil. Belki herkes eğer kapı açık olsaydı koşacaktı. Kur’an-ı Kerîm bir yerde kesiverdi bu meseleyi. “Bundan sonra Nebî'ye kadın yasak” dedi. Kadını tebdil de yasak deyiverdi. Eğer o kapı açık olsaydı, yüzlerce kadın kendisini Resulü Ekrem'in (as) nikâhı altına sokmak arzu ediyordu. Ama Allah (cc) sınırlandırıyordu bunu. Şu anda hatırıma gelen lâtif bir nükteyi de size arzedeyim. Eğer kadınlar hakikaten Allah'ın ahirette kendilerine vereceği payeyi bilebilseler,hakikaten bin tane kadın (eğer cevazı da olsa) Resûlü Ekrem'in nikâhının altında ölmek için yarışa girmelidir. Öyle bir Sultan-ı Zişânın zevcesi olması, hayat arkadaşı olması, ve Kur’an- ı Kerim 'in ifadesinde şu payeye yükselmeleri “Nebi müminlere kendi canlarından daha artıktır. Eşlerine gelince onlar da sizin analarınızdır."

(Müminlerin anasıdır.) Aişe dediğim zaman anam kadar nazarımda aziz değilse ona karşı kendimi hürmetsiz sayarım. İşte bu kadar izzetli, pâyeli bir makamı ihraz et-mek için kadın niçin yarışa girmesin? Niye koşmasın? Ben meseleyi da-ha derinleştireyim. Aleyhissalatu vesselam’a kurbiyyetim kapısının önünde bir hav havcı olmak suretiyle olacaksa Vallahi, billahi, tallahi ben buna razıyım. Razıyım, değil ki kadını olmak. Siz gerisini kıyas edin artık. Hakikati nübüvveti idrak edememenin ifadesi sadece işte tiz perdeden itiraz-dır. Ama ben önce meselenin mantıkî yönünü arz etmeye çalıştım. Son deme gelirken his ve heyecanlarımın devreye girmesi benim ona karşı çok ta lâyık olmadığım halde ve hiçte o kamete uygun saygı gösteremediğim halde cüz'î bir saygımın ifadesidir. Allah bizi onun sevgisiyle, muhabbetiyle serfirâz etsin. Amin