fendimizin (sav) Zeyneb Bint-i Cahş'la Evlenmesi

Peygamber Efendimizin (sav) Zeyneb Bint-i Cahş'la Evlenmesini Serrişte Edenlere Nasıl Cevap Verilebilir?

Efendimizin halasının kızıdır. Vaka şudur. Efendimiz Aleyhisselatü vesselamın yaptığı vazifeler arasında bir tanesi de kölelik mevziini bir biçime koymak, şekle sokmak idi. İnsanları hürriyete kavuşturma, kölelik kapısını kapama, ve bu müessesenin işlemesine meydan vermeme, ve fakat insanları da aynı zamanda hürriyete, serbestiyete alıştırma. İnsanların dimağından da bunları silme. Dünyaya teşrif buyurdukları devrede kölelik hükümferma idi. Devletler yığın yığın insanları esir alıyor, ve her devletin içindeki çeşitli yerlerdeki pazarlar açılıyor ve insanlar behaim gibi o pazarlarda satılıyorlardı. Esir olan insanlar da esirlik ve kölelik mevzuuna, bu işe alışmışlardı. Hatta bu esirleri hürriyete kavuştursanız, hürriyet havasını bilemiyorlardı. Hür bir insan hususi ve şahsi teşebbüsleriyle hayatını devam ettirir. Halbuki esir insan hep direktiflerle hareket etmiştir. Mesela, hür bir insan kendi bağında kendi işleyecek, çalışacak, aileye sahip olacak bakacak. Esir bir insan daima emir ve direktif aldığından dolayı kabiliyet ve istidadı inkişaf etmemiş, aşağılık duygusu içinde, hürriyete kavuşturulduğu zaman dahi Efendisinin yanına gidiyor, "ben senden ayrılmak istemiyorum" diyordu. Köleliğin bir böyle bir yönü vardır.

İkincisi: Halkın zihninde esaret mevzuu, çirkin bir mefhumdu. Bir insanın evveliyatı kölelik ise şayet daima mahkum bir mazarla bakıyordu. O hor ve hakir görülüyordu. Efendimiz (sav), evvela esirliği kaldırmak, esirleri hürriyete kavuşturmak; saniyen esirleri aşağılık duygusundan kurtarmak, salisen halkın dimağında esirin hor ve hakir görülmesi meselesini silmek ve en başta kendinden başladı. Zeyd ibn-i Harise (ra), Efendimiz (sav) tarafından Mekke'de alınmış sonra hürriyete kavuşturmuş sonra da "Zeyd benim evladımdır" buyurmuştu. Vakıa Cenab-ı Hak "Vemâ ceale idayâeküm evladeküm" evlatlarınız sizin öz evladınız değildir, bu sizin ağzınızla söylediğiniz bir sözdür, geçerli değildir. Yani yabancıdır o. (Ahzab süresi, 33/34) buyurmak suretiyle yabancının birisine babam demesi, birisinin yabancıya oğlumdur demesi; ama büyüklük manasına denebilir mahsur yok; mahzurları vaz' ediliyordu. Efendimiz (sav), Zeyd'i hürriyete kavuşturdu. Fakat Zeyd eskiden bir esirdi. Onun için halkın kafasından bunu silebilmek için, Zeyneb binti Cahş'ı Hz. Zeyd ile evlendirdi. Mekke'nin asil bir kadınıydı. Çok cömertti. Efendimizin zevceliği hayatında da bu civanmertliğini devam ettirdi. Hatta Hz. Aişe onu takdir ederken, şöyle der; Efendimiz (sav) buyurdular ki: "Sizden bana ilk defa kavuşacak eli uzun olandır". Buyururlar ki: "Biz ellerimizi ölçerdik, kimin eli uzun diye, biz meseleyi anlamamışız" Eli uzun Türkçe'de hırsız demektir. Sağa sola elini uzatan demektir, bir idyum olarak. "Sonra öğrendik ki eli uzun olan Zeyneb binti Cahş'mış." Çünkü eliyle örgü örerdi o, başka imkana sahip değildi. Onunla fakir kızlara dağıtırdı, çeyiz yapardı. Hiç bir şey yapamasa, ipi sadaka idi. Ve Hz. Ömer (ra) ona sadaka gönderdiğinde; "Allah'ım bana bir daha nasip etme Ömer'in hediyelerini" dedi ve Allah (cc) ertesi seneyi göstermedi, irtihal-i dâr-ı bekâ yaptı. Öyle büyük bir kadındı. Böyle alabildiğine asil, ve soylu ve zengin bir aileden olan Zeyneb binti Cahş'ın Zeyd ile evlendirmek suretiyle halkın nazarında köle mefhumunu sildi Efendimiz (sav).

Ama bu bir yönüyle tutmadı. Hz. Zeyneb bu işe hazır değildi. Onun için kocasına itaat etse dahi Efendimizin emriyle. Mesela, ailesine Efendimiz Aleyhissalatü vessellam "ben Zeyneb'i istiyorum" deyince, "sana mı ya Resûlullah" deyip sevindiler. "Hayır" dedi "Zeyd'e istiyorum." Kimse sesini çıkarmadı. "Başüstüne dediler yâ Resûlullah" Zeyneb de öyle dedi. Fakat sadece itaatla meydana gelen bir evlenme, evde huzur temin etmez. Evde huzur, kocanın ve hanımın imtizac etmesiyle, birinin erkek efendi, diğerinin kadın efendi olmalarıyla, kendi sahalarını bilmeleri ile imtizac, anlaşma, meveddet, mürüvvet, muhabbet teessüs eder ve ev cennet köşesi olur, Hz. Zeyd'in evi olmadı. Zeyd o da asil bir ailedendi ama, köleliğe paçayı kaptırmış, esir olmuş, cenderelerden geçmiş, bu meseleyi bir türlü hazmedemiyordu. Zeyneb kaş göz ediyordu mütemadiyen. Belki bazen elinde olmayarak hafife alıyordu. Bilemiyoruz bu mevzuda. Onun için huzursuz bir aileydi. Ama Hz. Zeyneb esasen, rivayet ettiği hadisleriyle sonra büyük kadınlık alemine yapacağı hizmetleriyle, Efendimizin mahremi olması uygun idi. Efendimiz (sav) ise, öyle bir şeye hiç yanaşmıyor, aklının köşesinden bile geçirmiyordu. Aklının köşesinden geçirseydi ilk talebte Efendimiz istiyor zannettiler, ona verirlerdi. Çocukluğundan beri de Efendimiz (sav) Zeyneb'i biliyordu. Buna rağmen Zeyneb'e talip olmamıştı. Olsaydı vereceklerdi ve Allah da (cc) yasak etmemişti. Ama Efendimiz (sav) ayrı bir vazife yapıyordu.

Bununla beraber murad-ı İlahî başkaydı ki, Ahzab Süresinde Kur'an açık diyor yani. Allah'ın bildiği bir mesele vardı, Allah (cc) öyle olmasını istiyordu, ama adeta Efendimiz (sav) saklıyordu bu meseleyi. Ve çok ağır geliyordu Peygamberimize. Cahiliye devrinde bir insan birine evladım dedi mi, hakikaten onun evladı sayılıyordu. İşte bir de bunu yıkacaktı. "Evlatlıklarınız evladınız değildir" Cahiliye devrinde evladım dediği yabancı bir tanesi evladı olurdu, miras alırdı ondan ve onun hanımıyla çoluğuyla berikinin yakınları evlenemezdi. İşte bir de bunu yıkacaktı pratik hayatta. Hz. Zeyd tatlik etti, Zeyneb (ra) Hazretlerini. Ve geldi, yâ Rasûlullah dedi ben tatlik ettim Zeyneb'i. Bu arada bir kısım tefsircilerin uygunsuz ifadeleri, bunu bir mesnede dayanmadığı için reddediyorum. Ve Cenab-ı Hak mele-i alâda, mele-i alâ'nın şehadetiyle, Hz. Zeyneb'i Efendimize tezvic etti. Ezvac-ı tahirat arasında Allah (cc) tarafından adeta nikahı kıyılan bir kadın varsa o da Hz. Zeyneb'dir.

Hz. Aişe der ki; Efendimiz şayet vahiyden bir şey ketmetseydi, Zeyneb'le izdivacını ketmederdi, o kadar ağır geldi. Fakat Allah'ın fermanına, boyun kıldan incedir deyip katlandı. Tutup eliyle başkasına verdiği kadını Allah (cc) "sen onunla evleneceksin" dedi. O kadar ağır geldi ki fakat ferman-ı İlahî karşısında sesini çıkarmadı. Kalbine dahi dikkat etti, aman buna karşı bir isteksizlik olur diye. En ağır bir meseleydi, serrişte edilecek bir tarafı yok. Bu işin bir yönü. Ben vakayı tarihiyesini naklettim. Ezvac-ı tahiratın arasında, Efendimiz'den (sav) sonra da bir müddet yaşadı, ezvac-ı tahirat arasından ilk O'na vasıl olan da o oldu.

Şimdi bu hadise, pek çok meselelere vesile oluyordu.

1- Kölelik mefhumunun dimağlardan silinmesine vesile oluyordu. Asil bir kadın, evveli esir olan bir erkekle evlenebilir. Pratik hayatta Efendimiz (sav) bunu gösteriyor.

2- Cahiliye devrinde evlatlıklar evlat olarak kabul ediliyor, Allah (cc) evlatlığın evlat olmadığını, onun alacağı bir kadının babalığı tarafından alınabileceği hususunu, prensibini vaz'ediyor, cahiliyeye ait bu yanlış anlayışı kaldırmış oluyor.

3- Şeriat küfüv meselesini vaz'etmiş oluyor burada. Kadınla erkek arasında denklik olması, küfüv diyoruz buna. Denk olma durumu olmazsa imtizaç ve huzurun olmayacağı hususunu anlatıyor. Hz. Zeyneb, Efendimiz'e (sav) denkti ama fakat Hz. Zeyd'e denk değildi. İçtimaî muhiti, neşet ettiği muhit itibariyle Hz. Zeyneb âlî ruhlu bir kadındı.

4- Hazreti Aişe gibi, Hz. Zeyneb, Ümmü Seleme, Bunlar ezvac-ı tahiratın arasında, ilim erbabı kadınlardır. Kadınlığa ait ahkam ve fıkıh bu üç dört tane kadın tarafından daha ziyade kadınlık alemine intikal etmiştir. Hz. Hafsa bir de, Hz. Ömer'in kızı. Efendimiz'in (sav) saadet hanesinde bulunması gerekiyordu ki, dine ait ahkamı emsali kadınlık alemine intikal ettirsin. Hz. Zeyd'in evinde bir şey öğrenemeyecekti Hz. Zeyneb.

5- Bir de bu büyük kadınların esas liyakatları, umumî durumları kalbî hayatlarının inkişaflarıyla, cennette ancak Efendimiz'e (sav) zevce olma durumları vardı ki, bir insan kimin nikahı altında olarak ahirete intikal ederse, onun zevcesi olacaktır. Binaenaleyh ancak ahirette Efendimize zevce olabilecek durumdaydı, veyahud Zeyd'e zevce olma durumları yoktu. Bu mevzuyu tenvir için Bahari'de bir hadis görüyoruz. Efendimiz (sav) buyuruyor ki: "Hz. Meryem''i mana aleminde, öbür alemde bana tezvic ettiler". Yani bu yönüyle, Hz. Mesih'in babalığı oluyor Efendimiz (sav). "Hz. Asiye'yi bana tezvic ettiler" diyor. Kameti kıymeti çok yüce olduğundan devr-i risaletpanahî'ye kadar on eş ve küfüv olabilecek, cennette bir zevc çıkmamış ona. Ancak onlara zevc olabilecek Efendimiz'dir (sav). İşte Hz. Aişe gibi, Hz. Zeyneb gibi, Hz. Hafsa gibi kadınlar da böyle kamet-i bâlâ olduklarından dolayı, ancak Efendimize zevce olabilirler onlar, başkasına olmazlar.

Bu gibi yönleriyle mesele ele alınınca, serrişte edilecek bir tarafı kalmaz.

Bir diğer husus da şu; aklıma parça parça hutur ediyor; Efendimiz'in (sav) evlenmelerinde jeopolitik bir durum da vardır. Bir kadını bir aileden almak süretiyle, o kabileye, o aileye akraba olur. Cibilli karabet sebebiyle Efendimiz'in (sav) hâmisi haline gelirler. Böylece çeşitli kabail ve tavaiften Efendimiz birer zevce almak suretiyle, Allah'ın emri ve izniyle, bütün kabail ve tavaif cibilli olarak Efendimizi tutmuş, bunların kuvvetiyle Efendimiz kuvvetli hale gelmiştir. Bu da meselenin ayrı bir yönü.