fendimiz mi (sav), Yusuf mu (as) Zahir de Güzeldi?

Bir Hadisi Şerifte Yusuf'a (as) Bütün İnsanların Güzelliğinin Yarısı Verildiği Söyleniyor. Acaba Efendimiz mi (sav), Yusuf mu (as) Zahir de Güzeldi?

Bu belki dini bir şey değil yani,Yusuf'a (as) insan "çok güzel değildi" dese bir şey olmaz ama Peygamber olduğu için su-i edep olur, bir nebiye karşı,nebilere karşı çok saygılı olmak lazım.Efendimiz (sav) esas vücut yapısı itibarıyla şemail de gördüğümüz kadarıyla edası, endamı eksiksiz, kusursuz bir insandı,bir bakıma bir erkek güzeliydi.Fakat Yusuf (as) şekil,şemail olarak Resulü Ekrem'den (sav) bu nokta da daha ileri olabilir. Çünkü Efendimiz'de (sav) zayıf bir hadis-i şeriflerinde; "Yusuf daha güzeldir ben şirinim" buyuruyor.

Asıl mesele Resul-ü Ekrem'in (sav) içteki derinliği ile Yusuf (as) içteki derinliği meselesidir.Efendimiz bizi böyle konuşmadan,hususiyle seleflerimizi,sahabe ve Tabiini böyle konuşmadan men etmiş. Ama O öyle men edecek,O kendi vazifesini yapıyor,ben de kendi vazifemi yapacağım, ben de konuşacağım.Diyor ki,"Beni Musa'ya tafdil etmeyin (Buhari Müslim) "Yunus bin Metta'ya beni tercih etmeyin" diyor.O ashabı arasında, Peygamberler arasında şu şundan daha faziletli, bu bundan daha faziletli şeklinde birini diğerine tercih etme meselesini reddediyor. Öyle bir tasvirin kendi hakkında yapılmasını hiç kabul etmiyor.O tevazu gösterdiği nispette zaten büyüdü, büyüyecekti.Allah ruhunu büyük yaratmış,o büyüklüğü meydana getirebilecek bir nüve vardı mahiyetinde, O hiç suistimal etmedi,o nüvenin kendisi için mukadder olan akıbete gelebilmesi için lazım gelen her şeyi yaptı.Meliklikle ve fakru zaruret içinde Nebi olma arasında muhayyer bırakıldığı zaman tereddüt etti tabi,acele karar vermedi.Cibril'in yüzüne baktığı zamanda tevazu işaretini gördü ve tevazu etti.Melikler masalarda oturuyor, sandalyelerde oturuyorlardı, ama O yerde bir köle gibi oturuyordu,kölelerle beraber düşüp-kalkıyordu.İnsanlardan kendini bir insan sayıyordu. Halk arasında o kadar imtiyazsız görünüyordu ki,Sahabe-i Kiramın ciddi ihtiramı olmasa,Resulü Ekremi onların arasında seçmek, tanımak mümkün değildi.Hele ilk zamanlarda Hz.Ebubekir ile oturduğu zaman halk Hz.Ebu Bekir'e tazim ediyordu, bilemiyorlar,tefrik edemiyorlardı.Sonra kalkıp başında yelpaze sallayınca, altta oturanın Nebi (sav) üsttekinin O'nun hizmetçisi olduğu tebeyyün etmişti. Resulü Ekrem'in (sav) bir içe doğru derinliği,bu noktada hiç kimse O'nunla boy ölçüşemez,O varsın edebinin,tevazusunun muktezası "Beni Musa'ya taftil etmeyin " desin, ama biz biliyoruz ki kainatın mayesi O'ydu, biz biliyoruz ki O olmasaydı Musa'da olmayacaktı,İsa'da olmayacaktı, Yusuf'ta olmayacaktı.! Resul-ü Ekrem'in bu siret güzelliği mübarek suretine de aksetmişti,ibadetü taatı,Allah karşısındaki durum ve vaziyeti şeklin ve şemailin şeffaf perdesi arkasında O'nun asıl mahiyetini gösteriyordu, asıl bakanlar da O'nun bu mahiyetine bakıyordu.Şemailin verasında O'nun bu ulvi mahiyetini göremezseniz,Hz. Muhammedi (sav) göremezsiniz.O'nu çıktığı yumurtanın kabuğunda aramamak lazım, O'nu etrafa neşrettiği envarda aramak lazım.Yaptığı inkilapta aramak lazım,Hak'kın katındaki nazında, niyazında aramak lazım. Nazla gidip niyazla dönüşünde,dudağının tebessümle süslenişinde aramak lazım.Şemailler bir nikaptır, bir perdedir, o ihramın altında iki cihanın efendisi yatmaktadır, sahabi O'nu görmüştü,0'nun yatışında, kalkışında işte o hakikat-i Ahmediyye (asm) vardı. Buna bir yönüyle kalple bakılır, basiretle müşahade edilir, belki şimdiye kadar tasavvuf yoluyla gidiliyordu.Tefekkür yoluyla, fikri ameliyetle Hz.Muhammed'in (sav) bu cephesine nazar edilir.

Binaenaleyh bu müşkil soru karşısında Yusuf (as) şekliyle güzel dediği zaman, Yusuf aleyhisselam mı acaba daha güzel, daha şirindi, insanın aklına öyle gelir.Bütün güzellikler, Büsayri'nin dediği gibi; "Keennehu fadlu şemsin hum kevakibuha yüshirna envarıha linnası fizul-emin" O'nun sair yıldızlarla güneşin arasındaki münasebet gibi, Nebi'lerle bir münasebeti vardır.O olmadığı zaman güneşler, yıldızlar gibi Onlar arzı didar etmiş,görünmüşlerdi.Zuhur edince sadece kainatta O görünmeye başladı.Gündüzün güneşi gibi O görünmeye başladı,O her şeydi. Bütün Nebi'ler O'nun nurundan iktibas etmişlerdir, O olmadığı zaman hiçbir Nebi'de belki nur olmayacaktı.Nübüvet ağacının sonunda bir meyve gibi zuhur etti.Ne tahliliyiz ki, Cenab-ı Hak bizi de O'na ümmet eyledi.Evet bunu, bu hususu,bu derin hususu kalbim olsaydı da size nakledebilseydim.Resulü Ekrem'in iç güzelliğini ve O'nun o cisminin maddesinin şeffaf perdesini delip,ehl-i kalbe,ehli nazara aksedişini, ibadetü taatın ve Allah'a kulluktaki incelmenin, zarafetin,O'nun yüz hatlarında okunuşunu,ciddi vekarın içinde çok şeyin dökülüşünü ve bunda esasen insanın içini okşayan tatlı güzelliği, bunu intikal ettirebilmek için, bunu tatmak,duymak,buna doymak lazımdır. Ama herhalde bu vadide fikir verebilmek için bir şeyler söylemiş oldum.