fendimizin Mucizelerine Misaller - 2
Hayvanatın Efendimiz (s.a.v.)’i tanıması
Dağların-taşların Peygamberimiz (s.a.v.)’e şehâdetleri

Efendimiz (s.a.v.)’in mu’cize olarak korunması

Hayvanatın Efendimiz (s.a.v.)’i tanıması

Efendimiz (sav) hicret esnasında Hz. Ebubekir (ra)’le mağaraya sığındıklarında, bir örümcek mağaranın girişini ağı ile kapatmış, Peygamberimiz (sav)’in peşinde olan müşrikler bu örümcek yuvasını görünce, burada insan olsaydı bu ağ bozulurdu diyerek geri dönmüşler (7). 

(5) Buharî, Fedâil üs-Sahabe, 9; Müslîm, Fedâil üs-Sahabe, 34.
(6) Tirmizi, Daavât, 119; Müsned, IV, 138; İbn Mace, İkame, 189.
(7) Müsned, I,348. 

Cabir b. Abdullah anlatıyor:

-Bir seferde Peygamber (sav)’le beraber bulunuyorduk. Derken, benim devem geri kaldı...

Bunun üzerine Resulullah (sav) onu dürttü. Deve sıçrayıverdi. Bundan sonra artık Resul-ü Ekrem’in sözünü işiteyim diye dizginini kasıyor, fakat onu durduramıyordum (8). 

Enes b. Mâlik anlatıyor:

Hayberli bir yahudi kadını Resulullah (sav)’a zehirli bir koyun getirdi, O da ondan yedi. Daha sonra kadın Resulullah (sav)’a getirildi. Resulullah (sav) kadına bunun sebebini sordu. Kadın:

-Seni öldürmek istedim, cevabını verdi. Resulullah (sav) da:

“Allah seni bana musallat edecek değildir.” (9). 

Ebu Davud’un rivâyetinde ise, koyunun, kendi kolunun zehirli olduğunu haber verdiği kaydı bulunmaktadır (10). 

Hz. Aişe (r.anh) anlatıyor:

Hücre-i Saadet’te bir kuş vardı; Rasulullah (sav) dışarı çıktığı zaman oynaşır, çırpınır, ileri-geri gider gelirdi. Rasulullah (sav)’ın içeri girdiğini hissedince sakinleşir; O evde olduğu müddetçe O’nu rahatsız etmemek için hiç yerinden kıpırdamazdı (11).  

(8) Buharî, Nikâh, 10,22; Müslim, Müsâkat, 112-113.
(9) Müslim, Selâm, 45.
(10) Ebu Davud, Diyât, 6. 

Enes b. Malik Anlatıyor:

Rasulullah (sav) insanların en güzeli, en cömerdi ve en cesuru idi. Bir gece Medine halkı gerçekten korktu da bir takım insanlar sesin geldiği tarafa gittiler. Resulullah (sav) ise dönerken, onlara rastladı. Sesin geldiği tarafa doğru onlardan önce gitmişti. Ebu Talha’nın çıplak bir atına binmiş, kılıç boynunda:

“Korkmayın! Korkmayın!” diyordu. Ebu Talha’ya da “Atını rahvan bulduk.” buyurdu. Halbuki, bu at hantallığı ile meşhurdu. O günden sonra o at hiç geçilmedi (12). 

Dağların-taşların Peygamberimiz (s.a.v.)’e şehâdetleri

Hz. Cabir anlatıyor: Resulullah (sav):

“Ben Mekke’de bir taş bilirim, Peygamber olarak gönderilmezden önce bana selam veriyordu. Ben onu şimdi de pekâlâ biliyorum” buyurdular (13). 

Abdullah b. Mes’ud (ra) anlatıyor:

“Biz, Resulullah ile beraber yemek yenirken yemeğin tesbihini işitiyorduk.” (14) 

(11) Müsned, VI,112;150.
(12) Buharî, Edeb, 39; Cihad, 117; Müslim, Fezâil, 48; Müsned, III,147.
(13) Müslim, Fedâil, 2; Dârimi, Mukaddime, 4.
(14) Buharî, Menâkib, 25; Müsned, I,460; Dârimi, Mukaddime, 5.

Müslim, Ebu Hureyre (ra)’dan rivâyet ediyor:

Rasulullah (sav), Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha ve Zübeyr (ra) Hira dağının üzerinde bulunuyorlardı. Derken, dağ lerzeye geldi (sevinç veya mehâbetden). Bunun üzerine Rasulullah (sav):“Sakin ol Hira, senin üzerinde bir Peygamber, bir sıddîk ve şehid bulunmaktadır.”(15) 

Efendimiz (s.a.v.)’in mu’cize olarak korunması

Câbir b. Abdullah (ra)’ın rivâyetine göre, Câbir (Zât-ür-Rika seferinde) Rasulullah (sav) ile beraber Necid tarafına gazâya gitmişti. Resulullah (sav) bu gazâdan döndüğü zaman Câbir de O’nunla beraber dönmüştü. Dönüşte, ağacı çok bir vadide Resulullah, istirahat için bineğinden inmişti. Sefer halkı da gölgelenmek üzere ağaçlık içine dağılmışlardı. Resulullah bir semûre ağacı altına inerek kılıcını o ağaca asmıştı. Câbir der ki: Biraz uyumuştuk ki, Resulullah (sav)’ın bizi çağırdığını işittik ve hemen yanına geldik. Bir de ne görelim Resulullah (sav)’ın yanında (müşriklerden) bedevi bir arab oturuyor. Bunun üzerine Resulullah (sav) (Bedevinin halini anlatarak) buyurdu ki:

“Şu bedevi arab ben uyurken (gelmiş), kılıcımı alarak kınından çekmiş. Bu sırada hemen uyandım. Kılıç kınından sıyrılmış olarak bunun elinde idi. Bu halde iken bedevi bana:

-Şimdi benden korkar mısın? diye sordu. Ben:

-Hayır korkmam dedim. Bedevi:

-Benim tecavüzümden şu anda seni kim koruyabilir? dedi. Ben de:

-Allah korur, dedim. Bu sırada Cibril bunun göğsüne bir yumruk vurmuştu da kılıç elinden düşmüştü. Bunun üzerine Resulullah kılıcı eline alarak arabiye:

-Şimdi seni benden kim kurtarabilir? buyurdu. Bedevi:

-Hiç bir kimse kurtaramaz, diye cevap verdi (16). 

(15) Müslim, Fedâil üs-Sahabe, 50. 

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor:

Ebu Cehl: (Secdeyi kastederek)

-Muhammed sizin aranızda hâlâ yüzünü toprağa sürtüyor mu? dedi.

Kendisine: Evet, cevabı verildi. Bunun üzerine:

-Lat ve Uzza’ya yemin ederim ki onu, bunu yaparken görürsem mutlaka boynuna basacağım. Yahut mutlaka yüzünü toprağa gömeceğim, dedi. Az sonra Resulullah (sav) namaz kılarken onun yanına vardı. Boynuna basmak niyetinde idi. Fakat birdenbire onu bırakıp geri döndüğünü ve elleriyle korunduğunu gördüler. Kendisine:

-Sana ne oldu? denildi.

-Gerçekten onunla benim aramda ateşten bir hendek,

korkunç bir şey ve bir takım kanatlar var, dedi. Resulullah (sav) de:

“Bana yaklaşmış olsaydı melekler onun birer birer uzuvlarını koparırdı” buyurdular (17). 

(16) Buharî, Megâzi, 31,33. Müslim, Fedâil, 13. Tecrid-i Sarih Terc. X, 235. 

Hz. Aişe (r.anh) anlatıyor:

“Peygamber Efendimiz (sav) , “Şüphesiz Allah seni insanlardan koruyacak” âyeti ininceye kadar (Ashâb’ı tarafından) korunuyordu. Bu âyetin nüzulünden sonra Peygamber (sav) ‘Ey insanlar artık dağılın beni Rabbim koruyor’ dedi. (18).