fendimizin Mucizelerine Misaller - 1
Mirâc mu’cizesi
Ay’ın ikiye yarılması mu’cizesi
Yemeklerin bereketlenmesi
Su mu’cizeleri
Hasta ve yaralıların şifâ bulmaları

Mirâc mu’cizesi

İsrâ Sûresi 1’nci âyet’te, “Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye, (Muhammed) kulunu, Mescid-i Haram’dan çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. O, muhakkak Semî’dir, Basîr’dir.”

Necm Sûresi âyet 8-11’de ise “Sonra yaklaştı ve sarktı; iki yay aralığı kadar, belki daha da yakın. (Allah O anda) kuluna vahyedeceğini vahyetti. (Muhammed’in) gözüyle gördüğünü (gönlü) yalanlamadı” buyurularak, Mirâc hâdisesine işaret edilmektedir. Ayrıca, hadîs kitaplarında bu kudsî yolculuğun teferruatı zikredilmektedir.

Allah, ubûdiyetiyle mâhiyetini inkişâf ettiren ve mübârek rûhu gibi cismi de letâfet ve ulviyet kesbeden Rasûlü’nü, lütfûyla huzûruna almış ve müşahedesiyle ni’metlendirmiştir. Kulluğunun bir semeresi ve neticesi olan Mirâc yolculuğunda Efendimiz (sav), kendisini çepeçevre saran kanun ve sebepleri aşarak, beşeriyete ait perdeleri geçip uzun mesâfeleri bir hamlede kat’etmiş, yıldızları, sistemleri birer merdiven, birer basamak, birer atlama taşı gibi kullanıp, Rabb’ini görmeğe mâni buudları geride bırakmış, cismen ve rûhen vardığı makamdan Cenâb-ı Hakk’ı müşahede etmiştir. Peygamberlerle selâmlaşmış, melekleri görmüş, Cennet’i ve güzelliklerini, Cehennem’i ve azâmetini temâşâ etmiştir.

Ümmetine anlatacağı mes’eleleri ciddî bir itminân ve yakîn içinde anlatsın; gıyâben inandığımız şeyleri müşahedesi olarak bize intikâl ettirsin; hatta Allah’ı görsün ve görmeğe dayalı olarak da “vardır” desin; melekûtu, melekleri, Cennet’i, Cehennem’i görsün ve bildirsin diye çıktığı Huzûr (cc)’dan bir saatine bin yıllık dünya hayatının kâfi gelmediği Cennet’i temâşâ edip ve bir anlığına bin yıllık Cennet hayatının kâfî gelmeyeceği Cemâlullah’la müşerref olduktan sonra; Kur’ân’a ait bütün mes’elelerinin hakikatlarını, temessül keyfiyetlerini, bütün ibâdetlerin ma’nâ ve hikmetlerini anlamak, anlatmak ve Risâlet vazifesini tamamlayıp, Ümmeti’ni karanlıklardan kurtarıp nûra çıkarma yolunda, Kendisine her türlü işkencenin yapıldığı bir anda, yeniden yeryüzüne dönmüştür. Dönerken de, mü’minlerin mirâcı olan namazı da hediye getirmiştir.

Buraya kadar, O’nun yüzlerce mu’cizesinden sadece nümûneler serdetmeğe çalıştık. Tafsilâtı selef-i sâlihinin nurlu eserlerinde...

 

Ay’ın ikiye yarılması mu’cizesi

Abdullah b. Mes’ud anlatıyor:

Bir defa biz Mina’da Resulullah (sav)’le birlikte iken, ansızın Ay iki parçaya ayrıldı. Bir parçası dağın arkasında, bir parçası da önünde idi. Bunun üzerine Resulullah (sav) bize:

“Şâhid olun” buyurdular (1).

(1) Buharî, Menâkıb, 27; Müslîm, Kitab-ı Sıfatı’l-Münafikîn ve Ahkâmihim, 44; Müsned, I/377.

 

Yemeklerin bereketlenmesi

Enes b. Malik anlatıyor:

Ebu Talha Ümmü Süleym’e dedi ki: Ben Resulullah (sav)’ın sesini zayıf işittim, anladım ki O aç. Senin yanında birşey var mı? Ümmü Süleym:

-Evet dedi ve arpa ekmeğinden bir parça çıkardı. Sonra kendisinin bir baş örtüsünü alarak bir kısmına ekmeği sardı. Sonra onu benim elbisemin altına koydu. Bir kısmıyla da beni sardı. Sonra beni Resulullah (sav)’a gönderdi. Ben ekmeği götürdüm ve Resulullah (sav)’ı mescidde otururken buldum. Beraberinde bir cemaat vardı. Başlarında durdum. Resulullah (sav):

“Seni Ebu Talha mı gönderdi?” diye sordu.

-Evet dedim.

“Yemek için mi?” dedi.

-Evet, cevabını verdim. Bunun üzerine Resulullah (sav) yanındakilere:

“Kalkın” dedi ve yürüdü. Ben de önlerinde yürüdüm ve Ebu Talha’ya gelerek haber verdim. Ebu Talha:

-Ey Ümmü Süleym Resulullah (sav) cemaatle geldi. Halbuki bizde onları doyuracak birşey yoktur, dedi. Ümmü Süleym:

-Allah ve Resulü bilir, cevabını verdi. Derken, Ebu Talha giderek Resulullah (sav)’ın huzûruna çıktı. Resulullah da (sav) onunla beraber gelerek eve girdiler. Müteakiben Resulullah (sav):

“Neyin varsa getir, ey Ümmü Süleym” dedi. O da bu ekmeği getirdi. Resulullah (sav) emir buyurarak ekmeği parçalattı. Üzerine de Ümmü Süleym, tulumundan yağ sıkarak onu katıkladı. Sonra bu ekmek hakkında Resulullah (sav) Allah ne dilediyse onu söyledi. Sonra:

“On kişiye izin ver” dedi. Ebu Talha da onlara izin verdi. yediler ve doydular, sonra çıktılar. Sonra (tekrar):

“On kişiye izin ver” buyurdu. Böylece cemaatin hepsi yediler ve doydular. Bu cemaat yetmiş yahut seksen kişi idi (2).

Buharî ve Müslim’deki bir rivâyette Abdurrahman b. Ebu Bekr şöyle anlatıyor:

(Bir seferde) Hz. Peygamber Efendimiz (sav)’le beraber, yüz otuz kişiydik. Hz. Peygamber (sav):

“Sizden birinizin yanında yiyecek var mı?” diye sordu. Bir de baktık, bir adamın yanında bir ölçek zâhire veya bunun gibi bir şey bulunuyormuş. Hemen hamur karıldı. Sonra uzun boylu müşrik bir adam bir sürü koyun sürerek (yanımıza) geldi. Peygamber (sav) ona:

“Satılık mı, hediyye mi? -yahut hibe mi?- diye sordu.

Adam:

-Hayır. Bilakis satılık, dedi. Ve ondan bir koyun satın aldı. Koyun kesildi. Resulullah (sav) ciğerinin kızartılmasını emretti. Allah’a yemin ederim yüz otuz kişiden her birine o koyunun ciğerinden bir parça verdi ve orada bulunmayanların da hissesini ayırdı. Sonra eti iki çanağa koydu. Hepimiz yedik ve doyduk. Kaplardaki yemek (sanki hiç dokunulmamış gibi) duruyordu. Buharî’nin Cabir b. Abdullah’dan rivâyetine göre benzer bir hâdise Hendek Vak’ası sırasında cereyan etmiştir. Buhâdisede yemek yiyen sahabi sayısı bin’dir (3).

(2) Buhari, Eyman, 22; Müslim, Eşribe, 142. 

Su mu’cizeleri

Peygamber (sav) ashâbı ile birlikte Zerva’da içinde su bulunan bir kap istedi; avucunu suya koydu. Derken, parmaklarının arasından kaynamaya başladı. Ve bütün ashabı abdest aldılar. Râvi demiş ki: Ben:

-Kaç kişi idiler ya Ebu Hamza? (Hz. Enes’in künyesi) diye sordum.

-Üçyüz kişi kadardılar, cevabını verdi.

Hudeybiye de Resulullah (sav)’a susuzluktan şikayet olundu. Bunun üzerine Resulullah (sav) ok mahfazasından bir ok çıkardı. Sonra onlara bu oku Semed kuyusuna koymalarını emretti. Vallâhi o anda kuyunun suyu çoşmağa başladı. Suyun bu feverânı Ashâb oradan dönünceye kadar onları suya kandırmak için devam etti (4). 

Hasta ve yaralıların şifâ bulmaları

Buharî ve Müslim’in naklettiğine göre, Hayber’de Resulullah (sav):

“Ali b. Ebi Talib nerede?” diye sordu. Ashâb:

-Ya Resulallah! O gözlerinden rahatsızdır dediler.

“Hemen ona haber gönderin” buyurdu. Ashâb hemen Hz. Ali’yi getirdiler.

Resulullah (sav) mübârek tükrüğünü onun gözlerine sürdü ve kendisine duâ etti. Hz. Ali, derhal iyileşti. Hatta hiç ağrısı yokmuş gibi oldu...(5)

(3) Buharî, Et’ime, 6; Hibe, 8; Müslim, Eşribe, 175.
(4) Buharî, Şurût, 15. 

Osman b. Huneyf anlatıyor:

Resulullah (sav)’a a’mâ bir adam geldi. “Ya Nebiyallah! Allah’a gözlerimi açması için dua eder misiniz?” dedi. Resulullah da:

-Dilersen senin için bu duayı erteliyeyim; o ahirette senin için daha faziletlidir; ama istersen dua edeyim. A’mâ:

-Allah’a dua edin, dedi. Peygamber Efendimiz (sav) güzelce abdest alıp iki rek’at namaz kıldıktan sonra, ona öğreteceği duayı okumasını emretti. A’mâ, Resulullah’ın emrini aynen tatbik etti ve iyileşti (6).