âvâ-yı Nübüvvetin Edasında Gece İbadeti
İlk nazil olan sureler arasında yer alan Müzzemmil ve Müddessir surelerine, tebliğ ve irşad erlerinin geceleri kalkıp Rableri karşısında kemerbeste-i ubudiyet içinde olmaları gerektiği gerçeği etrafında örgülenmiş vahiy nakışları denebilir.

Gece ibadeti bir ölçüde inziva, halvet, teveccüh ve tebettül manaları da ihtiva eder. Zaten, bu tabirlerin bazıları Kur'an'a aittir. Nitekim, Kur'an "Ve tebettel ileyhi tebtila" (Müzzemmil/8) yani "Allah'tan başka herşeyle alakanı keserek kendini tamamen O'na ver! Ve sadece O'nun ilmi, O'nun irade ve meşieti, O'nun kudretinin tecellileri ile yasa!" diyerek bu hakikate işaret etmektedir. Bu ise, ancak insanin kendini o ise hazırlaması, iradi olarak uykusunu, sıcak döşeğini terk etmesi ile gerçekleşebilir.

Efendimiz (sav), zaten peygamberliği öncesi belli ölçüler içinde inziva yaparak Rabbisine yakınlaşma yollarını araştırıyor, iç alemini, o temiz duygularını ve Hakk'a acık gönlünü, günebakan çiçekler gibi, sürekli mukabele ufuklarında gezdiriyordu. Yine O, rüyalarla berzahı derinliklere açılmanın, ledünni düşüncelerle baş başa kalmanın yanında, ukba hayatinin kapılarını aralayacak, Rabbisine kurbetini hızlandıracak, akdes ve mukaddes feyizlerin sağanak sağanak üzerine yağmasına vesile olabilecek en çalımlı teşebbüslerde bulunuyordu.

İnziva Ve Ruhi İhzariye

Bu surede acık iki önemli husus var: Birincisi, İnsanlığın İftihar Tablosu'nun sevk-i İlahinin insiyakları içinde inzivaya yönelmesi. İkincisi de, dava-yi nübüvveti yüklenecek biri olarak, gelecekteki misyonunu ifa edebilmesi için böyle bir ruhi ihzariyenin şart olması. Bunları biraz daha açacak olursak; Allah (cc), basta Resul-u Ekrem (sav) olmak üzere, hemen her büyük insani, hep şevkin rabbaniliğiyle yönlendirmiştir. Mesela; İmam Gazali, belli bir donemde kendini ulum-u aliye-yi İslamiyeye vermiş, ömrünü hem tekke hem de medreselerde geçirmiş ve derken "İhya" gibi feyyaz bir kaynakla hayatinin gayesini noktalamış. İmam Rabbani senelerce, Hindistan’ın değişik kesimlerinde gezmiş-dolaşmış, okumuş-düşünmüş riyazet yapmış, ötelere acilmiş, Müslümanların itikatlarını sağlam zemine oturtacak dünya kadar faaliyetlerde bulunmuş ve yepyeni bir düşünce çağlayanı meydana getirmiş. Bediüzzaman, kendisinin de lahikalarda "tahdis-i nimet" nevinden anlattığı gibi, ömrünün ilk yıllarını tekke ve medreselerde geçirmiş; o ustun dimağ ve zekası ile medreselerde okutulan metinler arasında dolaşmış, dini ilimler ve fenni bilgilerle haşr-u neşr olmuş, tekkenin ruhunu yudumlaya yudumlaya yetişmiş ve bir gün gelmiş milletin imanını kurtarma mevkiine yükselmiş. Yani o, kendi döneminde, birbirinden kopuk gibi gözüken malumatları hazmetmiş, onu tefekkürle besleyerek, malumatı mahz-i marifet haline getirmiş. Çok genç yasında ülke müdafaasına koşmuş, cephelerde mücadele etmiş, ayni anda talebeleriyle ders okumuş ve derken hapishane, mahkeme ve zindanlarda omur tüketerek hep büyüme yollarında yürümüştür.

İşte Allah Resulü (sav) de, bu ihzariye döneminde sürekli lahut aleminin dilini öğrenmeye çalışmış, berzah alemiyle diyaloga geçmiş, iç murakabe, iç müşahede ve bir nevi riyazatla, eşyanın perde arkasına nüfuz edebilme menfezleri açmış ve bu uzun hazırlığın arkasından da peygamberlik vazifesiyle serfiraz kılınmıştır.

Vazifeye Muvafık İbadet

Simdi, bu noktada insanlığın kurtuluşu ile alakalı fevkalade önemli bir göreve getirilen bir insanin, bütün gece uyuması, o önemli vazifenin gerektirdiği sorumlulukla uyuşmaz. Öyleyse bu vazife ile muvazzaf olan kişi geceleri kalkıp Rabbisine ibadet etmeli, hem öyle bir etmeli ki, tam onun vazife ve misyonuna muvafık olsun. İşte, bunlara işaretle Kur'an diyor ki: "Az bir kısmı hariç, bütün gece kalk, namaz kil. Gecenin yarısı veya bunun birazı ya da çoğu olsun." (Müzzemmil/2-3) Neden? Zira böylesi bir misyon insani normları asan bir fevkaladelik ister. Zaten böylelerinin hayatları da hep fevkaladelikler içinde cereyan etmektedir. Daha doğrusu etmek zorundadır. Mesela, bu konuda bize birşey denecekse şöyle denir: Yatsıyı vitir namazı dahil kıldıktan sonra, sabah namazına kalkma niyeti ile yatarsanız, uykudaki soluklarınız bile ibadet olur. Ama Peygamber'e "Gecenin pek azı müstesna, kalk, Rabbin huzurunda kemerbeste-i ubudiyet içinde dur" denilir. Çünkü yüklendiği misyon onun öyle olmasını gerektirmektedir.

Gecenin Yarısı

Ayet-i kerimedeki "nisfehu", gecenin yarısı demektir. Ayetin devamında bunun biraz azaltılması, veya çoğaltılması emri yer alıyor. Gecenin hesaplanması şöyledir: Mesela; Güneş saat 6'da batıyor, sabah da 6'da doğuyorsa, bu bütün gecenin 12 saat olduğunu gösterir. Öyleyse gecenin yarısı 6 saat demektir. Ondan azı 5, ondan çoğu da en az 7 saat olur. Ve Allah Rasulu (sav), vahyin ilk tayflarının, O'nun nübüvvet semasını aydınlattığı ilk günden, yaslandığı donem, hatta hayat-i seniyyelerinin sonuna kadar böyle bir ibadet telakkisini devam ettirmiştir. Geceleri ayaklarının altı şişinceye kadar namaz kılmış, şayet herhangi bir mazereti sebebiyle gece ibadetini aksatmışsa, onu gündüz katlayarak kaza etmiştir. Bunu ifade sadedinde Busayri ne güzel söyler: "Ben o peygamberin sünnetine karşı vefasız davrandım ki, o ayakları şişmeden yatmıyordu."

Kur'an'ı Tane Tane Oku

“Kur’an’ı tane tane oku” (Müzzemmil/4) beyanına gelince; yine Kur’an’ın tabiriyle "tertip" Kur’an’ın harflerinin her birisinin hakkinin verilerek, Kur’an duygu ve düşüncenin vicdanda duyularak okunması demektir. Bediüzzaman Hazretleri'nin Mesnevisinde belirttiği gibi, Kur’an’ı, Allah'tan duyuyor, Cibril'den işitiyor veya Allah Resulü’nden dinliyor gibi dinleme, okuma ve anlama, Allah Resulü’nün veya bizlerin memur olduğu kıraatten üç ayrı buut... Bir başka ifadeyle tertip; insanin Kur’an’ı kendi düşünce, tasavvur ve tahayyül mekanizmalarından geçirerek, vicdanında duyarak, lahutiliğin yamaçlarında gezerek ve hissederek okuması demektir. öyle ki insan, okuduğu ayetin her kelimesini telaffuzda, susuz bir insanin suyu yudumladığı zaman hissettiği şeyi hissetmeli ve duymalıdır. Ne var ki, bu bir seviye isidir ve herkese de müyesser değildir.

Bugün çoklarının okuduğu şekilde Kur'an okuma, tertip değildir ve onun insan vicdanında ürperti hasıl etmesi, ayetlerinin yeni yeni şeyler ilham etmesi insani duygu ve düşüncede ya da amel ve aksiyonda yeniliklere taşıması mümkün değildir. Öyleyse Kur'an 'in hakkini vermek için bizler de, bir ölçüde; "Ey örtüsüne bürünen Nebi. Kalk, inkar et" (Müddessir/1-2) ayetini peygamberlikten tecrit düşüncesi içinde kendimize nazil oluyor gibi okuyabiliriz, okumalıyız da...

Gecenin ihya edilmesinin ehemmiyeti adına da şunlar söylenebilir: Gece, melekut aleminin kapılarının aralanması, semavi birtakım menfezlerin açılması ve öteleri müşahede etme zeminidir. Bediüzzaman’ın tespitiyle, teheccütle gecenin ihya edilmesi, berzah alemini aydınlatan bir projektördür. Zaten Abdullah b. Ömer’in rivayet ettiği bir hadis de, bu mevzuda ışık tutar. Mealen diyor ki Abdullah b. Ömer: "Herkes rüya görür ve gelir Allah Resulü’ne anlatırlardı: "Ben bu gece rüyamda, bunu gördüm.." Ben de Çok arzu ederdim -ki, Rabbanidir bu zat.. onlar akıllarına ne gelirse Çok defa Allah onu dua kabul buyurur, buyurur ve arzu ettiği şeyleri onlara lütfeder- berzah aleminin kapıları bana da aralansın. Ben de bir kısım şeyler göreyim; görüp sonra da İnsanlığın İftihar Tablosu'na anlatayım; O da Bunları tabir etsin. Bir gün rüyamda gördüm ki, iki zat beni kollarımdan tuttu, derdest bir halde, derin, alevli bir kuyunun basına getirdiler. O derince kuyunun içinden adeta bir hortum gibi döne döne alevler yükseliyordu.

Vakumunu bile yutacak kadar korkunçtu. Anladım ki bu, cehennemdir. Beni basına getirdiklerinde, oraya atacaklar diye Çok korktum. Allah'a sığınıp, "Ya Rabb" diye yalvarmaya başladım. Birisi bana dedi ki: "Korkma! Senin için endişe edecek bir şey yok. Sen oraya girmeyeceksin." Sonra uyandım, kalktım ablam Hafsa'ya rüyamı anlattım. Bunu Resulullah'a bir sor, tabiri nedir? dedim. Allah Resulü buyurdular ki: "Abdullah b. Ömer ne güzel bir insandır ama, keşke geceleri ihya etse!"

Burada berzah aleminin dehşetinden kurtulma yolunun gösterildiği açıktır. O da geceleri ihya etmektir. Zaten gönüllerin diri ve canlı olması da bir yönüyle gecelerin canlı olmasına bağlıdır.

Bu hakikate hayatında erken uyanmış ve o engin ansiklopedik kültürüyle dikkatleri üzerine çekmiş, hemen her sahada söz sahibi olan İbrahim Hakki hazretleri ne güzel söyler:

"Ey dide nedir uyku, gel uyan gecelerde
Kevkeblerin et seyrini, seyran gecelerde
Bak hey'eti alemde bu hikmetler seyret
Bul Sani'ini ol ana mihman gecelerde
Çük gündüz olursun nice ağyar ile gafil
Ko gafleti dildardan bari utan gecelerde.
Az ye, az uyu, hayrete var, fani ol andan
Bul Beka ol ana mihman gecelerde."

Ve sonra "Ey hakk-i nihan aşk oduna yan gecelerde."

Ben Ona Koşarak Giderim

Görüldüğü gibi eşyanın melekut cihetine vakıf olma, insanlığın irşadıyla yakından alakalıdır. Aslında bu; 'kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir zira' yaklaşırım..., o bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim' hadisi zaviyesinden de değerlendirilebilir.

Evet, insanlığın kurtuluş mesajını taşıyan Nebiler Serveri (sav) kendi iradesiyle -çerçevesi her ne ise- Allah'a yaklaşmaya azmetmiş, Allah da kendi azamet ve rahmetinin enginliği ölçüsünde ona yaklaşmıştır. Ama burada dikkat edilecek bir husus var ki, o da her zaman insanlığın kurtuluşunu arayan Allah Rasûlü bunu berzaha açılmakta, eşyanın melekut cihetine ıttılada aramış.. aramış ve onun için de geceleri ihya etmiş. Zaten öyle yapılması da gerekmez miydi? Madem O'nun yükü herkesten fazlaydı, Öyleyse gazapları anlasa da anlamasa da, hatta anlamak istemese de, hep anlat diyordu. böyle bir hizmette müessir olmak da her zaman Rabb'le irtibatın kavi olmasına bağlıydı.

Bir O, Bir de Siz Bileceksiniz

Ve yine gece kalkışının hikmeti adına, değerlendirilebilecek ayrı bir beyan "şüphesiz gece kalkışı, tam bir uyuma ve sağlam bir kıraate daha elverişlidir." Evet, gece, enginliği ve nesnesi, insanin ayağını yere sağlam basması, dediğini duyması, yaşadığını hissetmesi adına önemli bir ortamdır. Geceler, insanin dediği herşeyi, vicdanında hem de derinlemesine duyabileceği bir zemindir. Gündüzler öyle değildir. gündüz insan değişik islerle meşgul olur, dünyevi meşgalelerle haşr-u neşr olduğundan her zaman dediğini hissedemeyebilir. böyle bir şey İnsanlığın İftihar Tablosu için, bizim anladığımız ölçüde söz konusu olmasa bile bendeleri gibi sıradan insanlar için her zaman bahis mevzuu olabilir. öyle ise, usulcülerin esasına dayanarak diyebiliriz ki; Allah, Resulü’nün şahsında bize: "Siz gündüz sununla bununla meşgul ola ola gafil bir hayat yaşıyor, elin-alemin size bakışına göre davranıyorsunuz. Halbuki esas olan gecedir. Yani hiç kimsenin olmadığı bir zemin ve zamanda, sadece Allah'a yönelerek hicranla yanıp yakılacak ve seccadenize baş koyup, gözyaşı dökeceksiniz. Ve bunu, bir O, bir de siz bileceksiniz ki, iste bu, değerler ustu değere sahip bir ibadettir.

Tebliğ Erlerinin Alması Gereken Dersler

Günümüzde tebliği is edinenlerin bundan alması gereken dersler nelerdir?" denilecek olursa; Peygamberlik Hz. Muhammed (sav) ile son bulmuştur. Ama O'nun davası, ilelebet devam edecektir. Kimlerle? Dava-yi nübüvveti omuzlayan varislerle. İhtimal Hz. Üstad’ın "Biz o şahıslara zemin hazırlıyoruz" dediği ve yukarıda bizim de işaret ettiğimiz varislerle.. ve yine ihtimal, bunlar sizler olabilirsiniz. Eğer bunlar sizler iseniz veya bizler isek Nebilerin eda ettiği misyonu eda edebilmek için onların geçtiği köprüden geçmek zorundasınız ve zorundayız. Bu ayni zamanda bir vecibedir ve kaçınılmaz bir zarurettir.

Öyleyse geceler ihya edilecek, melekut aleminin kapıları aralanacak ki, o yüce söz etrafında donup duran bu ağır yük ifa edilebilsin. Her zaman kayma zemini üzerinde bulunan, beşeri hırsları, kaprisleri, nefret ve kinleri ile isin içinde bulunan zayıf insanlar, bu lazimelerinden sıyrılarak değişik sahalardaki imtihanlara karşı mukavemet edebilsin; edebilsin ve kazanma kuşağında zarara uğrayanlardan, kaybedenlerden olmasın!.

Evet, Allah öteden beri peygamberlerle temsil edilen bu davayı ve bu kudsiler hizmetini, hep yeni insanlara temsil ettirmiştir. Bayat düşünceli pörsümüş ruhlarla değil. İşin önünde görünse bile bir turlu olamayan -olma ile görünme arasında sera-Süreyya farkı kadar bir fark var- insanlara değil. Aktiviteden yoksun, hiçbir zaman aksiyon ve hamle insani olamamış kimselere değil. Zaten bir dava böyle insanlara kalınca, Allah (cc) "Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven bir toplumu getirecektir" (İbrahim, 14/19), "Allah dilerse sizi yok eder ve yerinize yeni bir halk getirir" (Maide, 5/54) ayetlerinin gereğine göre, sizi alır-oturur, ter-u taze, gecesi ve gündüzü ile bu isi, hayatinin gayesi yapmış, gözlerini her açıp kapayışında insanlığın irşadını düşünen nesiller getirir. İnşallah bugün böyleleri binlercedir, milyonlarcadır..

Çün Gündüz Olursun Nice Ağyar İle Gafil

Öyleyse; Dava-yi nübüvvetin varisleri de gece ibadetlerini, Mukteda-yı Küll, Rehber-i Ekmel Hz. Muhammed (sav) gibi yapmalı.. ve herkes kendi vicdanında;

"Çün gündüz olursun nice ağyar ile gafil
Ko gafleti dildardan utan gecelerde"

demeli.. geceyi ihmal etmişse o gün hicabından başını yukarı kaldırmamalı.. Hz. Adem'in, cürüm islediğini zannettiği andan itibaren yaptığı gibi, hep aşağıya bakmalı.. ve süt dökmüş kediler gibi hep kuyruğunu kısmalı, "ayıp benim gibi insana kalkıp bu geceyi ihya etmedim, öyle ise sırtımda benim olu bir gece var" demeli.. birkaç tane böyle olu gece olursa galiba ben de olup gidecek ve bir olu de ben olacağım, düşüncesinde olmalı.. zaten isin doğrusu da budur; Evet, sırtında bunca cenazeyi taşıyan birinin iflah olması oldukça zordur. Biraz ürpertici olsa da, benim, Allah'in (cc) en sevgili kuluna söylediği bu sözleri, Kur'an hadimlerine karşı söylemem fazla görülmemelidir. Barla'da, o yaslı kadının sözünü hep hatırlarım. Üstad Hazretleri'nin evini ziyaretine gittiğimizde o kadın aynen şöyle demişti: "Ah Hocaefendi, ah Hocaefendi! (Üstad’ı kastediyor) Sabahlara kadar o çam ağacının başında arı gibi vızıldar dururdu. Biz sabaha kadar onun uyuduğuna şahit olmazdık."

Eğer sevdiğiniz, saygı duyduğunuz insan bu ise, yapmayanlara sözüm, müsaade ederseniz su olsun! "Fe eyne tezhebun?" "Öyleyse nereye gidiyorsunuz?"

Geceleri İhya Edenler Hizmetten de Dur Olmazlar

Ve son bir husus; bin bir tecrübe ile sabittir ki gecelerini ihya edenler, gündüzlerinde de küheylanlar gibi koşmuşlardır. Benim şimdiye kadar bu vasıflarıyla hiç çizgi değiştirmeden hayatlarını sürdüren, Ankara'da, İstanbul’da, İzmir’de tanıdığım dünya kadar insan var. 24-25 senedir baslarını bu eşikten hiç mi hiç kaldırmadılar ve gece hayatlarını hiç mi hiç aksatmadılar, tabii, hizmetten de hiç dur olmadılar.

Gece hayatında zikzak yapanlar, gündüzleri de hizmet hayatlarında zikzak çizerler. Bazen önde koşar gibi gözükürler ama, zorluk ve sıkıntılarla karsılaşınca hemen geri dururlar. Evet onlar tazyik, meşakkat ve zorluğun en küçüğüne bile dayanamazlar. Diğerlerine gelince, onlar tanıdığım günden bu yana hep engin bir ruh hali içinde, ırmak olup çağladı, gündüzleri de küheylanlar gibi çatlayıncaya kadar koştular. Bugün Asya bu papatyalarla baharını yaşıyor. Balkanlar bu kir çiçekleriyle bahar solukluyor. Pasifik ülkeleri, Avrupa ve Amerika.. hasılı dünyanın dört bir yani bu kar çiçekleriyle baharı yaşayıp yaza hazırlanıyor. Rabbimden dileğim hepimizi böyle kir çiçeği, kar çiçeği yapsın, yamaçlarımızı, ova ve obalarımızı İslam’ın geleceği adına bu ufuk noktayı yakalayanlarla güzelleştirsin, arlarda baharların sokun etmesine bizi ve onları vesile kılsın.