roblemlerin Çözümünde Efendimiz
İnsanlığın İftihar Tablosu'nun, bütün beşerî hesapları karıştıran bir hesap muamması ve karışık hesapları çözen bir hesapküşâ olduğunu söylüyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Beşer, evvelki gün de, dün de, bugün de hep yanlış hesapların zebûnu olagelmiştir. Bu yanlış hesaplar üzerinde Allah Rasulü'nün negatif ve pozitif yaptığı şeyler vardır. Zaten İslam bu iki atkı üzerine örülmüş bir dantela gibidir; bir taraftan müspet şeyleri işaretle "şunları yapın, hayatınızı onlarla örgüleyin" der, diğer taraftan da "şu menfi, olumsuz şeyleri terk edin, onlardan kaçının" ferman eder. Ve yapılması gerekli olan şeyler; farz, vacip, sünnet olarak insanları, seviyeler üstü bir seviyeye ulaştırıp onları cennete ehil hale getirirken, yapılmaması gereken şeyler de, terk türünden birer sorumluluk olarak onların yükselişlerine yardım eder. Hatta yapılan o müspet şeylerle yer yer insanın içine "riya, süm'a" gibi şeyler girebilir, bazen gönlünde yaptığını başkalarına duyurma arzusu belirebilir -tabi şahsın durumuna göre bazen de bire on, bire yüz, bire bin sevap da kazanabilir- ama menfi şeyleri terk ederken onda riya, süm'a olmaz. Mesela bir harama bakacakken insanın "estağfirullah" deyip gözünü kapatması ve bir nefis muhasebesiyle arzularına ket vurması büyük sevaptır. İhtimal bunlar ahirette onun karşısına sürpriz olarak çıkacak, o da: "Ya Rabbi, ben böyle bir şey bilmiyorum.. nereden geldi bunlar?" diyecek... Halbuki onlar, onun iradesinin semeresi olarak kendisine verilmiştir. Çünkü elinde fırsat ve imkan varken bile içki içmemiş, uyuşturucu kullanmamış, faize, tefeciliğe girmemiş ve zina etmemiş.. dolayısıyla bütün bunlar, tıpkı kıldığı namaz, tuttuğu oruç, eda ettiği hac, verdiği zekat gibi onun amel defterinin hasenat hanesine yazılmıştır.

Evet insanlık, değişik dönemlerde bir kısım yanlışlara kilitlenmiş ama her dönemin cahiliyesi farklı farklı olmuştur. Mesela insanlar, Hz. Nuh döneminde Vedd, Suva, Yağûs, Yeûk ve Nesr gibi putlara inanmış. (Nuh, 71/23) Oysa ki Efendimiz'in ifadesiyle onlar, kendi dönemlerinin salih, milletlerine iyilik yapmış âbide insanlarıydılar. Ne var ki avam halk, önce onların birer resimlerini çizip onlara bakarak onların yaptıkları şeyleri hatırlatmak ve onları örnek almayı düşünmüşlerdi. Oysa ki daha sonra bu maksadı unutmuş ve o resimleri put haline getirmişlerdi. Yine Hz. Hud'un (as) cemaati kendilerine göre bir kısım tabular edinmiş, saplandıkları bataklıktan başlarını kaldırıp hakikati görememiş ve eşyanın perde arkasını sezememiş, varlık ve eşyaya takılmışlardı. Gelen peygamberler o problemleri çözmüş ve doğru olanı onlara göstermişti. Ama, bütün bunlar birer kavim ve kabile çapında değişimler, yeni ifadesiyle oluşum ve inkılaplardı. Hz. Musa'da da, Hz. Mesih'de de durum aynıydı.. nitekim Kur'an onların kavimlerine sözlerini hikaye ederken, "Ey kavmim, ey cemaatim.." ifadelerini kullanır. Efendimiz'de ise durum çok farklıdır. O, bütün insanlığa gönderilmiş bir peygamber olarak bunu açıktan ilan etmiş ve "Ben bütün insanlığa gönderilmiş bir peygamberim." Diyerek alem şümul bir elçi olduğunu ilanla işe başlamıştı.

Bu açıdan O (sav) bir taraftan hem kendi döneminde yanlış hesapları, yanlış kilitlenmeleri, yanlış beşeri merci ve müdahaleleri -ki onlar Hz. Mesih'ten sonra kendi dönemine kadar devam etmiş şeylerdi- çözmesi ve onları yeniden doğruya programlaması icap ediyordu, hem de kıyamete kadar yaşanabilecek kilitlenme ve düğümlenmelere karşı çözüm yolları ortaya koyması gerekiyordu. Gerçi kendisinden sonra ortaya çıkacak problemler büyük ölçüde tecrit ve içtihat ünvanları adı altında ele alınacak, müçtehitler ve müceddidler vasıtasıyla çözülecekti; tabii bunlar da yine onun ortaya koyacağı alem şümul kurallara, disiplinlere dayanılarak yapılacaktı. Öyleyse Allah Rasulü'nün hem çözmesi icap eden meseleler, hem de ileriye matuf hatırlatması gerekli şeyler çoktu ve her biri komplike meseleler idi. Nitekim kendi döneminde bütün hesaplar karışmış, herkes çözeyim derken düğüm düğüm üstüne oturtulmuş;mesela fert hayatı adına gerçek huzur ve saadete sevk edecek disiplinler unutturulmuş, insanlar hep başka yönlere tevcih edilerek iğfal edilmiş, aldatılmış; telkin edilen menfi şeyler onun demi damarı haline getirilmiş; mesela içkiyle kafanı bulamıyorsan biraz esrar kullanabilirsin -muhtemelen o gün başka uyuşturucular vardı- denilerek nefsani duyguları sürekli kamçılanmış ve adeta susuzluk çeken o insanlara iç de çatla dercesine deniz suyu sunulmuştu. Halbuki meseleyi tersten ele alacak olursak Gedâî'nin dediği gibi
Bak şu Gedâî'nin haline,
Bend olmuş zülfün teline,
Parmağın aşkın balına,
Bandıkça bandım bir su ver...

Kendilerine su diye takdim edilen şeyler, onların ciğerini daha da yakmış ve onlarda daha bir içme arzusu doğurmuştu; doğurmuş ve şehevânî duyguları teskin etme adına kendilerine sunulan bohemlik o cismânî duygularının tamamen kabarıp hayvanca bir hal almasına sebep olmuştu. Küçük meseleler onur-gurur meselesi yapılarak insanlar birbiriyle çatışmaya itilmiş ve bugün de bazı şom ağızlıların, "bu dünya yaşanılacak bir dünyadır; nereden çıkarıyorsunuz ahireti ve şu hayatı zehir ediyorsunuz.." dedikleri gibi o gün de,
Bir geçmiş günü beyhude yâd etme;
Bir gelecek gün için feryâd etme,
Geçmiş gelecek masal hep,
Eğlenmene bak ömrünü berbâd etme...

deyip Ömer Hayyam felsefesi içinde yaşamışlardı ki bütün bunlar birer yanlışa kilitlenmeydi. İşte Efendimiz'e ait önemli vazifelerden birisi de bu yanlışlıkları herkesin anlayacağı bir dille birer birer ortaya koymak, sonra da onların karşısına doğru alternatifler vaz etmekti ve işte bunu yaptı.

Netice itibariyle Efendimiz'in ister müspet adına yapıp ortaya koyduğu şeylerin yaygınlığı,isterse menfilik adına çözdüğü şeylerin herkesi meşgul edecek kadar ciddi olması ve onların bugün dahi hayatiyet ifade etmesi, onun bütün yanlışları çözen bir hesapküşâ olduğuna ap açık işaret etmektir.