ki zıd şey, birlikte sevilemez
Peygamber efendimiz, gayri müslimlerle görüşmeye, onlarla alış veriş yapmaya müsaade ederdi, fakat onları sevmeyi, kalben muhabbet beslemeyi yasaklardı.
Çünkü, Allahü teâlâ mealen buyuruyor ki, "Kafirleri sevmek, Allahü teâlâyı sevmemektir. İki zıd şey, birlikte sevilemez." İki düşman, birlikte sevilemez. Bir kimse, seviyorum dese, fakat onun düşmanlarından uzak olmazsa, bu sözüne inanılmaz.
Maide suresi 51. ayette, "Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez." buyurulmuştur.
Al-i İmran suresinde mealen, "Kafirleri sevenleri, Allahü teâlâ, azabı ile korkutuyor." buyuruldu. Bu büyük tehdit, çirkinliğin çok büyük olduğunu gösteriyor. Halife hazret-i Ömer'e:
- Hıristiyan bir genç var. Hafızası çok kuvvetli, yazısı da çok düzgün, bunu kendine katip yaparsan çok iyi olur, dediler.
Kabul etmedi:
- Mü'min olmıyan birini dost edemem, dedi ve bu ayet-i kerimeyi okudu.
Ebu Musel Eş'ari, halife Ömer'e dedi ki:
- Yanımda nasrani bir katibim var. Çok işe yarıyor.
Hazret-i Ömer:
- Niçin, bir müsliman katip kullanmıyorsun? Maide suresindeki, "Ey mü'minler! Yahudi ve hıristiyanları sevmeyiniz!" ayetini işitmedin mi? dedi.
- Dini onun, katipliği benim.
- Allahü teâlânın hakir ettiğine ikram etme! Onun zelil ettiğini aziz eyleme! Allahın uzaklaştırdığına yaklaşma!
- Fakat ben Basra'yı onun yardımı ile idare edebiliyorum.
- Hıristiyan ölürse ne yapacaksan, şimdi onu yap! Hemen onu değiştir!.
Ayet-i kerimelerde buyuruldu ki:
"Ey mü'minler! Mü'min olmıyan kafirlerle dost, arkadaş olmayınız!"
"Allahü teâlâya ve ahiret gününe inanan, Allahın ve Resulünün düşmanlarını sevmez."
"Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları sevmeyiniz!"
"Ey iman edenler! Benim ve sizin düşmanlarımızı sevmeyiniz."
"Mü'minlerin erkekleri ve kadınları birbirlerini severler."
Bu ayet-i kerimeler de, kafirleri sevmeği haram etmektedir. Sevmemek de kalb ile olur.
Büyük İslâm alimi İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: İbrahim aleyhisselamın o büyük makamı bulması, Peygamberlerin ağacı olması, Allahü teâlânın düşmanlarından teberri ettiği, uzaklaştığı içindi. İnsanı Allahü teâlânın rızasına kavuşturacak şeylerden hiçbiri, bu teberri gibi değildir.