aşkalarının fikirlerine değer verirdi
Resulullah efendimiz, iştişareye, danışmaya önem verirdi. Kur'an-ı kerimde Resulullah efendimize istişare etmesi emir olundu. Resulullah efendimiz de bu emre uyarak sahabilerle istişarede bulunmuştur. Hz. Ebu Hüreyre bu konuda şunları söylemiştir: "Resulullahtan daha fazla istişare eden hiçbir kimse görmedim"
Bedir savaşı başlamadan önce konakladığı yeri uygun bulmayan Hubab bin Münzir Resulullah efendimize gelerek şunları söyledi: "Ya Resulallah! Burası sana Allah'ın konaklamanı emrettiği, ileri gitmemiz veya geri çekilmemiz caiz olmayan bir yer midir? Yoksa sizin şahsi takdiriniz midir, savaş ve hile için tedbir olarak düşünülmüş bir yer midir?"
Resulullah efendimiz kendi takdiri olduğunu söyledi. Bunun üzerine Hubab "Ya Resulallah! Burası karargah için uygun bir mekan değildir. Sen insanları buradan kaldır. Kureyş'in konacağı yerin yakınındaki su başına gidip konalım..." dedi.Resulullah efendimizimiz Hubab'a "Doğru söyledin" dedi ve onun tavsiyelerini uyguladı.
Resulullah efendimiz İslâmı mümkün olduğunca çok insana ulaştırmayı gaye edinmişti. Bunun dışındaki her şey o hedefi gerçekleştirmek için bir vasıta idi. O, her sıkıntıya bu gaye uğruna katlanmıştır.
Resulullah efendimiz faaliyetlerinde adalet ve ahlakı esas almıştır. Savaşta taktik olarak uygulamak zorunda kaldığı durumlar dışında, insanlar arasında fark gözetmeksizin herkese adil ve ahlaki davranmış, ahde vefa göstermiştir.
İçte barış ve huzuru, dışta da emniyeti sağlamak Resulullah efendimizin temel hedeflerinden biriydi. Nitekim Cahiliye döneminde kabileler arasında savaşlar, kanlı soygunlar, kervan baskınları ve kan davaları eksik olmazken, Resulullah efendimiz döneminde bunlar büyük çapta önlenmiştir.
Resulullah efendimiz insana değer verirdi. Düşmanı imha değil, hep kazanmayı gaye edinmiştir. Düşmanın gücünü mahvetmeksizin, daha sonra bu gücü kullanmayı düşünmüştür. Onun on yıl süren Medine döneminde İslâm, yaklaşık iki milyon kilometrekarelik bir alana yayılmıştır.
Bu kadar hızlı gelişme, yayılma ve değişim, Beni Kurayza hariç tutulursa, kaba bir hesapla düşman tarafından ikiyüzonaltı kişinin ölmesi ve Müslümanlar tarafından da yüzotuzsekiz kişinin şehit edilmesi karşılığında gerçekleşmiştir.
Efendimiz, insanlara meziyet, liyakat ve değerlerine göre muamelede bulunmuştur. Ne kadar azılı düşmanı olusa olsun, bir kişi İslâma girdiğinde onun haysiyet ve şerefini muhafaza etmiştir.
Peygamberimiz Müslüman olan kabilelere içlerinden birisini yeniden vali tayin ederken onların ehil olmalarına ve hatta öyle ki, ayrıntı sayılabilecek ahlaki özelliklerine bile dikkat etmiş ve bunları değerlendirmiştir.