er türlü sıkıntıya sabrederdi
Resulullah efendimiz, Arabistan yarım adasındaki, sert, inatçı insanları, çok güzel idare ederek ve cefalarına sabrederek, onları yumuşaklıkla ve itaate getirdi. Çoğu dinlerini bırakıp Müslüman oldu. Onun uğrunda mallarını, yurtlarını feda ettiler. Herkese karşı yumuşak olmasaydı, Peygamberlik heybetinden, büyüklük hallerinden, kimse yanında oturmaya ve sözünü dinlemeye takat getiremezdi.
Resulullah efendimizin kısa zamanda İslâmiyeti geniş bir alana yaymasının, kabul ettirmesinin çeşitli sebepleri vardır. Bunların başında, bizzat kendisinin, davet ettiği dine samimiyetle bağlanması ve bu dinin emirlerini kendi hayatına uygulamış olması gelmektedir. Gerçekten o, İslâmın insanlara emrettiği güzel ahlakı en iyi şekilde yaşamıştır. Farzları önce kendisi en güzel uygulamış, yasaklara önce kendisi uymuş ve en yakınlarına tatbik etmiştir.
Resulullah efendimizin başarıya ulaşmasının sebeplerinden biri de ümitsizliğe ve karamsarlığa kapılmaksızın çalışmalarını daima sabır, azim, inanç ve kararlılıkla sürdürmüş olmasıdır. O, davet esnasında sosyal ilişkilerini aralıksız bir şekilde sürdürmüş ve bu ilişkilerden büyük ölçüde istifade etmiştir. Mesela, Müslüman olanların yanında, henüz İslâma girmemiş bulunan akraba ve çevresiyle ilgisini ısrarla devam ettirmiştir. Toplum üzerindeki tesirlerini göz önüne alarak, kabile reislerine özel ilgi göstermiştir. Peygamberliğini bildirmek üzere toplantılar düzenlemiş, çarşı, pazar, panayır gibi, insanların toplu olarak bulunduğu her yerde tebliğ faaliyetini sürdürmüştür. İslâma davet için hiç kimseyi, hiçbir meslek sahibini hakir görmemiştir.
Resulullah efendimiz muhataplarını tanımaya büyük önem verir, onların duygularını, isteklerini ve fert olarak özelliklerini dikkate alır, kendilerine değer verir, ilgi gösterir, yakınlaşma teminine gayret ederdi. Muhataplarıyla ortak noktalarda birleşme esasından hareket ederdi. Faaliyetlerinde af, hoşgörüyü, saygıyı, yumuşaklığı, şefkat ve merhameti esas alır; kinden, öfkeden, sertlikten kaçınırdı. Kur'an-ı Kerimde Resulullah efendimizin İlahi bir lütuf sayesinde insanlara yumuşak davrandığı belirtilir; kaba ve katı kalpli olduğu takdirde insanların, çevresinden dağılıp gidecekleri kendisine bildirilir.
Resulullah efendimiz İnsanların kusurlarını yüzüne vurmazdı; yanlışları isim vermeden bildirirdi. Çünkü kişinin hatasını yüzüne vurmak, mahcup olmasına ve toplumdan uzaklaşmasına yol açar. Muhataplarının farklı tepkileri karşısında daima azim ve ümitle davetine devam etmiştir. Özellikle Mekke döneminde daveti kabul etmeyen kabilelerden kimisi kaba, kimisi kibar, kimisi kaçamak bir şekilde olumsuz cevap vermiştir. Fakat o, sebatla, ümitsizliğe kapılmadan, azimle gayret göstermiş, her fırsatta davetini tekrar etmiştir.