esulullahın mal varlığı
Dünya ve dünyalıklar, hakikatte gelip geçici, değersiz şeyler olduğundan, Hak teâlâ, Habibini, dünya ve geçici dünya malı biriktirme ve düşüncesinden koruyup, ona mal sıkıntısı, zenginlik derdi vermediği herkesin malumudur. Resul-i Ekrem'in malik olduğu malı kısaca şöyle:
Babası Abdullah vefat edince, beş deve ve bir sürü koyun miras kalmıştı. Sekiz yaşına gelinceye kadar develeri dedesi Abdülmuttalib'in yanında idi. O vefat edince yirmibeş yaşına kadar amcası Ebu Talib'in yanında kaldı. Evlenip, kırk yaşında peygamberliği bilidirilince, hanımı Hadice-i Kübra hazretleri bütün malını Resulullah'a vermişti. Sonra Hazret-i Ebu Bekir de bütün malını vermişti. Bütün bunları İslâmiyetin yayılmasında kullandı.
Medine'ye hicretten sonra, gazaya başladıklarında, bizzat ve vasıtalı olarak yapılan gazaların ganimet mallarının beşte biri, ayrıca hicretin yedinci yılında Hayber'in fethinde Fedek çiftliğinin yıllık mahsulünün yarısı, Cenab-ı Hak'ın emriyle kendisinin mülkü idi.
Yalnız geçim hususuna gayet az şey ayırıp, diğerini fukaraya sadaka ederdi. Çoğu zaman borçla geçinirdi. Hatta vefat ettiği zaman, çelik zırhları otuz kile arpa karşılığında bir Yahudide rehin idi.
Elbiseleri için bildirildi ki, çeşitli ve ayrı zamanlarda biri beyaz, biri siyah elbise ve birkaç beyaz fitilli takkeleri var idi. Bazan üstüne tülbend sarar, bazan türbendsiz yalnız onu giyer, bazan da takkesiz tülbend kullanırdı.
Mübarek saçları çok olduğundan bazan başı açık ve yalın ayak hastaların hatırını sormaya giderdi. Bir kulaklı başlıkları var idi ki, harb zamanında onu giyerdi. Tülbendinin boyu yedi arşın olup, başına sarar, arkalarına bir karış kadar taylasan uzatırdı.
Ekseriya beyaz ve yeşil renkli elbiseyi tercih eder, giyerdi. Kırmızı ve siyah da giydiği olmuştur. Harblerde, Cumalarda, bayramlarda ve elçiler geldiğinde giyecek, yakalı elbise ve ridaları ve ayrı ayrı zamanlarda birkaç kaftanı vardı. Biri yeşil sündüs idi. Dışına sündüs, ya'ni pamuklu gibi bir kumaş kaplanmış kürk, mıhyer ve yün gibi bazı şeyleri giymiştir.
Velhasıl bazan dikilmiş giyer, bazan ehram gibi bir örtü kuşanırdı. Hep aynı ve bir çeşit elbiseye bağlı değildi. Giymek için ne bulursa giyerdi. Dünyayı sevmemek için de, çoğu zaman yamalı ve eski, modası geçmiş elbiseler giyerdi.
Dikilmiş elbiselerinin yeni, yani kol ağzı dar ve bileklerine kadar, boyu topuk kemiklerinin üstüne kadar idi. Elbise üzerine sarmak için deriden bir kuşağı vardı. Uzunluğu dört arşın bir karış bir ridası vardı. İki sarı, iki siyah mestleri olup, mübarek ayakkabıları, arab adeti üzere üstü na'lin gibi tasmalı deriden olup, altı kat kat deri idi