esulullahı sevmek farzdır
Resulullah'ı sevmek, bütün Müslümanlara farz-ı ayndır. O serverin sevgisi bir gönüle yerleşirse, İslâmiyet'i yaşamak, imanın ve İslâm'ın tadına, doyulmaz zevkine ermek, çok kolay olur. Bu sevgi, iki cihanın efendisine tam uymala sebeb olur.
Bu sevgi ile, Allahü teâlânın, Habibine ikram ettiği sonsuz ve anlatılması mümkün olmayan nimetlere ve bereketlere kavuşmakla şereflenilir. Küçük-büyük bir Müslümanı, doğrudan doğruya Resulullah'ın sevgisine götüren Ehl-i sünnet alimleri ve kitapları, bu bereketlerin senetleridir.
Resul aleyhisselamın mübarek ismini anan veya duyan mü'minin, Resulullah'ın şerefli meclisinde bulunuyormuş gibi; sükunet, edeb, kalb ve bedenle tazim üzere bulunması vaciptir.
Resulullah efendimizin mübarek sözlerinde ve işlerinden bildirilen birşeyi, O'nun şanını yükseltecek bir şey ile mukabele etmek, O'na tazimden ve hürmettendir. İnsanlar arasında aşağılık ve düşük bir mertebe için kullanılan kelimelerle, Resulullah'ı vasfetmemek de O'na tazimdendir.
Birçok yabancı kimse gelip, Resulullah'ı ilk gördüklerinde, daha söz, iş ve hallerine muttali' olmadan, sadece görmekle, hak peygamber olduğunu anlarlardı. Nitekim şairi Abdullah bin Revaha hazretleri, "Hiçbir mu'cizesi olmasa, kendisi mu'cize idi." demiştir.
Bazı alimler, Resulüllahın hüsnü cemalinin hepsini Allahü teâlâ bize göstermedi. Çünkü bütün güzelliği görünseydi, mübarek yüzüne gözler bakamazdı. Neş'eli olduğu zamanlar nurlu yüzü ayna gibi parlar, parlaklığı yanlarındaki duvarlara aksederdi. Gece karanlığında dışarıdan içeriye girenler, yüzünün nurunun aydınlığında yere düşmüş iğneyi görürlerdi.