ur'anı kerimi sadece Resulullah anladı
Resulullaha gönderilen, Kur'an-ı kerimin mu'cize olması yönlerinden biri de şudur: Onu okuyan ve dinleyen, okumaktan ve dinlemekden asla usanmaz. Ne kadar çok okursa ve dinlerse, okudukca ve dinledikce muhabbeti ve tat alması artar.
Halbuki, insanların sözleri ne kadar edebi, fasih ve belig olursa olsun, birkaç defa okunup dinlendikden sonra tat alınmaz olur ve usanç ve sıkıntı vermeğe başlar.
Kur'an-ı kerimin bir mu'cize yönü de, ihtiva ettiği ilim ve manaların çok derin olmasıdır. Arab dili kaidelerine göre ve arab lisanıyla nazil olduğu halde, temamını arablar ve hiç kimse anlayamaz. Ondaki ilmleri ve ma'rifetleri, Resulullah peygamberliği bildirildikden ve Kur'an-ı kerim nazil oldukdan sonra bilmiş ve anlamıştır.
Mesela hazret- i Ömer, bir yerden geçerken, Resulullahın, Ebu Bekir-i Sıddika birşey anlattığını gördü. Yanlarına gidip dinledi. Sonra, başkaları da, gördü ise de, gelip dinlemeye çekindiler.
Ertesi gün, Hz. Ömeri görünce, "Ya Ömer, Resulullah, dün size bir şey anlatıyordu. Bize de söyle, öğrenelim" dediler. Çünkü, daima, "Benden duyduklarınızı, din kardeşlerinize de anlatınız! Birbirinize duyurunuz!" buyururdu.
Hz. Ömer, "Dün Ebu Bekir, Kur'an-ı kerimden anlıyamadığı bir ayetin ma'nasını sormuş, Resulullah, ona anlatıyordu. Bir saat dinledim, birşey anlıyamadım" dedi.
Çünkü, Ebu Bekirin yüksek derecesine göre anlatıyordu. Hz. Ömer, o kadar yüksek idi ki, Resulullah, "Ben, Peygamberlerin sonuncusuyum. Benden sonra Peygamber gelmiyecektir. Eğer, benden sonra Peygamber gelseydi, Ömer Peygamber olurdu" buyurdu.
Böyle yüksek olduğu halde ve arabiyi çok iyi bildiği halde, Kur'an-ı kerimin tefsirini bile anlıyamadı. Çünkü, Resulullah, herkese, derecesine göre anlatıyordu.
Ebu Bekirin derecesi, ondan çok daha yüksekti. Fakat, bu da, hatta Cebrail dahi, Kur'an-ı kerimin ma'nasını, esrarını, Resulullaha sorardı. Resulullah efendimiz, Kur'an-ı kerimin hepsinin tefsirini Eshabına bildirdi.
Bunun için, Kur'an-ı kerimin hakiki manasını anlamak, öğrenmek istiyen bir kimse, din alimlerinin kelam ve fıkıh ve ahlak kitablarını okumalıdır. Bu kitabların hepsi, Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden alınmış ve yazılmıştır. Kur'an tercümes, meali diye yazılan kitablar, doğru mana veremez. Okuyanları, bunları yazanların fikrlerine, düşüncelerine ve maksadlarına esir eder ve dinden ayrılmalarına sebep olur.
Kur'an-ı kerimin hakikatının nihayeti yoktur. İnsan ne kadar yüksek derecelere ulaşırsa ulaşsın, Kur'an-ı kerimde bildirilen ma'rifetleri kısaca anlamaktan da acizdir. Nerede kaldı ki, tafsilatıyla anlamaya kadir olabilsin. Ondaki ilahi sırlar, ilimler ve ma'rifetler nihayetsizdir. O apaçık bir nur ve öyle sağlam bir dayanakdır ki, geçmişte ve gelecekte onu batıl kılacak yoktur.