ahillik ve inad yoluna gitmeyiniz
İslâmiyyetten önce Şamda İbni Heyyaban adında bir yehudi vardı. Bu yehudi Medineye gelip yerleşti. Beni Kureyza kabilesinin arasında kalırdı. O kabileden biri şöyle demiştir:
Asla onun gibi edeb ve şartlarını gözeterek namaz kılan kimse görmedim. Ne zaman kıtlık olsa yağmur duası için onun yanına giderdik. Bize sadaka vermemizi söylerdi. Sadakadan sonra dua ederdi. Biz henüz yanından ayrılmadan yağmur yağmağa başlardı.
Vefatı yaklaşıp yakında öleceğini anlayınca, bize vasıyyet ederek şöyle dedi. "Ey yehudi cema'ati! Biliyor musunuz ben niçin ni'meti bol olan Şamı terk edip de, kıtlık bulunan bu Medine şehrine gelip, burayı kendime vatan edindim!
Ben buraya şu sebeple geldim. İlahi kitablarda okudum ve anladım ki, ahır zaman peygamberinin gelmesi yaklaşmıştır. Bu şehir Onun hicret yeri olacaktır. Dini burada kuvvet bulacakdır. Ümmid ediyordum ki, Ona hizmetle ve tabi' olmakla şerefleneyim. Ona iman ederek dalaletten hidayete kavuşayım. Fakat kesin olarak anladım ki, fırsat elvermedi! Ömrüm o zamana yetmedi! Sakın, sakın! gaflet etmeyiniz! Cahillik ve inad yoluna gitmeyiniz. O Peygamberin zuhuru zamanı yaklaşdı. Ona iman etmekte yarışanlardan olmağa çalışınız. Ona iman edip tabi' olarak, hidayete erip, dalaletden kurtulunuz."
Zaman geldi. Resulullah, Beni Kureyza kabilesini kuşattı. Aralarından İbni Heyyebanın vasıyyetini işitenler: Ey Kureyza oğulları. Bu İbni Heyyebanın haber verdiği peygamberdir dediler. Diğerleri bu o değildir, dediler. Fakat onlar vallahi Odur diyerek hemen kal'adan aşağı inip iman ettiler. Canlarını, mallarını ve ailelerini kurtardılar.
* * *
Ukaşe bin Mıhsan, Bedir gazasında düşmanla çarpışırken kılıcı iki parçaya ayrıldı. Resulullah onun eline bir ağaç dalı verdi ve bununla savaş buyurdu. Ağaç dalını eline alıp sallamaya başlayınca, iyi bir kılıç halini aldı. Bütün savaşlarda o kılıç ile savaştı. O kılıcı mürtedlerle yapılan savaşda şehid düştüğü güne kadar kullandı. O kılıca Avn (ilahi yardım) adını vermişlerdi.
* * *
Bedir savaşında, Katade bin Nu'manın, gözüne bir nesne dokundu ve büyük yara aldı. Gözü yüzü üzerine sarktı. Kavmi onu keselim, fakat önce Resulullaha sorup, istişare edelim dediler. Resulullah Katadeyi huzuruna çağırdı. Yanağına sarkmış olan gözünü yerine yerleşdirdi ve mubarek eliyle sıvazladı ve gözü iyileşti. Öyle ki hangi gözü çıkmışdı bilemediler.
* * *
Saib bin Hubeys, Emir-ül mü'minin Ömer bin Hattab zamanında şöyle anlatmıştır: Vallahi beni Bedir gazasında kimse esir etmedi. Fakat Kureyş müşrikleri ile birlikde ben de kaçıyordum. Beyaz tenli, uzun boylu bir kimse, gösterişli bir ata binmiş, havada üzerimden yetişti ve beni tutup bağladı. Abdürrahman bin Avf gelip beni bağlı buldu. Bunu kim bağladı diye bağırarak sordu. Hiç kimse cevab vermedi. Sonra beni Resulullahın huzuruna götürdü. Resulullah bana, "Seni kim tuttu, ey Ebu Hubeys," dedi.
Durumu bildirmek istemediğim için "Bilmiyorum," dedim. Bunun üzerine Resulullah "Seni meleklerden bir melek tuttu," buyurdu. Sonra Abdürrahman bin Avfa esirini al götür buyurdu. O söz hiç hatırımdan çıkmadı. Fakat müsliman olmam gecikti, sonunda Müslüman oldum.