n çok ilim O'na verildi
İnsanlar, melekler ve diğer peygamberler içinde en çok ilim O'na verildi. Ümmi olduğu halde, yani kimseden bir şey öğrenmemiş iken, Allahü teâlâ O'na her şeyi bildirmiştir. Âdem aleyhisselama her şeyin ismi bildirildiği gibi, O'na, her şeyin ismi ve ilmi bildirilmiştir.
Ümmetinin isimleri, cisimleri ve aralarında olacak şeylerin hepsi kendisine bildirildi.
Aklı, bütün insanların aklından daha çoktur.
İnsanlarda bulunabilecek bütün iyi huyların hepsi O'na ihsan olundu. Büyük şair Ömer ibn-il-Farıd'a; "Resulullah'ı niçin medhetmedin?" dediklerinde; "O'nu medhetmeye gücüm yetmeyeceğini anladım. O'nu medhedecek kelime bulamadım" demiştir.
Kelime-i şehadette, ezanda, ikametde, namazdaki teşehhüdde, bir çok dualarda, bazı ibadetlerde ve hutbelerde, nasihat yapmakta, sıkıntılı zamanlarda, kabirde, mahşerde, Cennet'te ve her mahlukun lisanında Allahü teâlâ O'nun ismini kendi isminin yanına koymuştur.
Üstünlüklerinin en üstünü, Habibullah olmasıdır. Allahü teâlâ O'nu kendisine sevgili, dost yapmıştır. O'nu herkesden, her melekten daha çok sevmiştir. "İbrahim'ı Halil yaptım ise, seni kendime Habib yaptım" buyurmuştur.
"Sana razı oluncaya kadar, (yeter deyinceye kadar) her dilediğini vereceğim" (Duha suresi: 5), mealindeki ayet-i kerime, Allahü teâlânın Peygamberine bütün ilimleri, bütün üstünlükleri, ahkam-ı İslâmiyyeyi, düşmanlarına karşı yardım ve galebe ve ümmetine fetihler, zaferler ve kıyamette her türlü şefaat ve tecelliler ihsan edeceğini vad etmektedir. Bu ayet-i kerime geldiği zaman, Cebrail aleyhisselama bakarak; "Ümmetimden birinin Cehennem'de kalmasına razı olmam" buyurdu.
Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde, her peygambere kendi ismi ile; Muhammed aleyhisselama ise; "Ey Resulüm! Ey Peygamberim!" diye hitab etmiştir.
Gayet açık, kolay anlaşılır bir şekilde Arabi lisanının her lehçesi ile konuşurdu. Çeşitli yerlerden gelip soranlara onların lügati ile cevap verirdi. İşitenler hayran olurlardı; "Allahü teâlâ beni çok güzel yetiştirirdi" buyururdu.
Az kelimelerle çok şey anlatırdı. Yüz binden ziyade hadis-i şerifi, O'nun "Cevami-ül kelim" olduğunu göstermekterdir. Bazı alimler dediler ki: "Muhammed aleyhisselam, İslâm dininin dört temelini, dört hadisle bildirmiştir. "Ameller niyyete göre değerlendirilir" ve "Helal meydandadır, haram meydandadır" ve "Davacının şahid göstermesi ve davalının yemin etmesi lazımdır" ve "Bir kimse, kendine istediğini, din kardeşi için de istemedikçe, imanı kamil olmaz."
Bu dört hadisten birincisi, ibadet; ikincisi, alış-veriş; üçüncüsü, adalet işleri ve siyaset; dördüncüsü de adab ve ahlak bilgilerinin temelidir."
Muhammed aleyhisselam, masun ve masum idi. Bilerek ve bilmeyerek, büyük ve küçük, kırk yaşından evvel ve sonra hiçbir günah işlememiştir. Çirkin hiçbir hareketi görülmemiştir. Bütün peygamberler de masum idi.
Müslümanların namazda otururken "Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi" okuyarak, Muhammed aleyhisselama selam vermelere emrolundu. Namazda başka bir peygambere ve meleklere karşı selam vermek caiz olmadı.