nsanların hayırlısı
Resulullah efendimiz, karşılarında savaşacak düşman ordusu çıkmayınca, eshabıyla istişare ederek Tebük'ten öte gitmediler. Bu sırada o bölgelede oturan bazı kabileler ve devletler, İslâm ordusunun geldiğini işitmişlerdi.
Korkularından Peygamber efendimize birer hey'et gönderip, cizye vermek üzere eman dilediler. Peygamber efendimiz, merhamet buyurup tekliflerini kabul eyledi ve her biriyle ayrı ayrı antlaşma maddeleri yazılarak, emniyette oldukları söylendi.
Server-i kainat efendimiz, yirmi güne yakın düşmanı bekledi. Tebük'te Eshab-ı kiramıyla nice sohbetler edip, gönüllerini nur deryası ile yıkadı. Mübarek kalbinden fışkıran feyz ve bereketleri onların kalblerine akıttı.
Yaptığı benzeri bulunmaz sohbetlerinden birinde buyurdu ki: "İnsanların en iyisi ve şereflisini size haber vereyim mi?" Eshab-ı kiram; "Veriniz, ya Resulallah!" dediler.
Bunun üzerine; "insanların hayırlısı, atının veya devesinin sırtında, yahud iki ayağı üzerinde, son nefesine kadar Allahü teâlânın yolunda çalışan kimsedir. İnsanların kötüsü de, Allahü teâlânın Kitabını okuyup ondan hiç faydalanamayan azgın kimsedir" buyurdu.
Şehidlik hakkında soran bir kimseye de; "Varlığım yed-i kudretinde bulunduran Allahü teâlâya yemin ederim ki, şehidler, kıyamet günü, kılıçları boyunlarında asılı olarak gelecekler. Nurdan minberlerin üzerine oturacaklardır" buyurdular.
Tebük'te bir müddet kalındı. Sonra Medineye dönmek için hazırlıklar yapıldığı bir sıra, açlıktan dayanılamayacak hale gelen sahabiler, durumlarını Peygamber efendimize arzettiler.
Resulullah efendimiz onların arta kalan yemeklerini bir deri yaygı üzerine toplattı. Bunlar küçük bir tencereyi zor doldururdu. Server-i alem efendimiz, abdestini tazeleyip iki rekat namaz kıldı.
Mübarek ellerini açıp, yiyeceklerin bereketli olması için dua eylediler. Sonra Eshabına, kablarını getirmelerini emrettiler. Koca orduda hiç bir kab boş bırakılmayacak şekilde dolduruldu. Ayrıca, bütün mücahidler doyuncaya kadar yedikleri halde, sofradaki yiyeceklerin hiç eksilmediği görüldü.
Mücahidler, Tebük'ten ayrılıp Medine'nin yolunu tutmuşlardı. Bir gece ordunun içinde bulunan münafıklar, ilerdeki dar geçitte sevgili peygamberimize tuzak kurup öldürmek üzere aralarında anlaştılar ve pusuda beklemeğe başladılar.
Peygamber efendimizin devesinin yularını Ammar bin Yaser hazretleri çekiyor, arkasında da hazret-i Huzeyfe bin Yeman geliyordu. Münafıkların anlaşıp, su-i kast tertib ettiklerini Cebrail aleyhisselam haber verdi.
Resul-i ekrem efendimiz oraya yaklaşınca, bu münafık grubu yüzlerini maskeleyerek hücuma geçtiler.
Hazret-i Huzeyfe; "Ey Allahü teâlânın düşmanları!" diyerek elindeki sopa ile münafıklara ve hayvanlarına vurmağa başladı. Bu bağırıp çağırmadan korkan on iki münafık, derhal askerin arasına karıştılar.
Resulullah efendimiz, onların isimlerini hazret-i Huzeyfe'ye bildirdi ve başkalarına söylememesini tenbih etti. Hadiseyi işiterek huzura gelen Üseyd bin Hudayr hazretleri, Peygamber efendimize; "Canım sana feda olsun ya Resulallah! Onları bana bildir de başlarını size getireyim!" diyerek çok yalvardı. Fakat Resulullah müsade etmedi.