umlar karşılarına çıkamadı
Şanlı sahabiler, pek sıcak bir havada ve Peygamberlerinin kumandası altında sefer için harekete geçtiler... Başlarında Allahü teâlânın Habibi olduktan sonra, yiyecek ve içeceklerinin olmaması onları yollarından döndüremez; gidecekleri yolun uzaklığı, düşman askerlerinin çokluğu da gözlerini korkutamazdı. Bu halde her yere gidilirdi.
Sevgili Peygamberimiz ve kahraman sahabiler, her konak yerinde bir müddet istirahattan sonra tekrar yollarına devam ediyorlardı. Sekizinci konak yerleri, Salih aleyhisselamın kavminin helak edildiği Hicr'di.
Peygamberlerinin emrini dinlemedikleri için Allahü teâlâ, şiddetli bir sayha yani ses ile onları helak etmişti. Kainatın sultanı, Eshabına; "Bu gece kuvvetli ve ters istikametten bir fırtına esecektir. Kimse, yanında arkadaşı olmadıkça ayağa kalmasın. Herkes devesinin dizini bağlasın. Burası azab inen yerdir. Kimse bu sudan içmesin ve abdest almasın!.." buyurdular.
Herkes bu emre uydu. Gece çıkan kuvvetli bir fırtına her tarafı alt-üst etmeğe başladı. Bu sırada devesini bağlamayı ihmal eden biri, aramak için tek başına ayağa kalktığında fırtınaya kapılarak sürüklenip Tayy dağının eteklerine atıldı.
Birisi de çok sıkışmıştı. Abdest bozmak için gittği yerde, Hunak denilen bir hastalığa yakalandı. Peygamber efendimizin dua buyurması ile yeniden sıhhate kavuştu.
O sabah su kaplarında hiç su kalmamıştı. Susuzluktan herkes ölecek hale gelmişti. Durum Alemlerin efendisine arzedildiğinde, mübarek ellerini kaldırdılar ve Allahü teâlâya yağmur ihsan etmesi için yalvardılar. Sıcak ve bulutsuz bir havada derhal yağmur bulutları peyda oldu. Şiddetli bir yağmur başladı.
Herkes kaplarını doldurarak abdest alıp, hayvanlarını suladı. Yağmur durup bulutlar dağılınca, yağmurun yalnız ordunun üzerine yağdığı görülmüştü.
Sevgili Peygamberimiz ve sahabiler tekbir getirdiler. Allahü teâlâya hamd ettiler.
Açlık da son haddine gelmişti. Öyle ki, bir hurmayı iki kişi bölüşür vaziyete düşmüşlerdi. Şiddetli sıcağa, çekilen açlık ve susuzluğa rağmen, Tebük'e yaklaşılmıştı.
Habib-i ekrem efendimiz; "Yarın inşaallah kuşluk vaktinde Tebük kaynağına varacaksınız. Ben gelinceye kadar o suya el uzatmayınız" buyurdular.
Ertesi gün oraya vardılar. Kaynağın suyu oldukça azdı. Sevgili Peygamberimiz, o sudan, bir kaba koydurdular ve içine mübarek elini sokup dua ettiler. Sonra kaynağa döktüler.
Sular bir anda kabarıp çoğaldı. Otuz bin kişilik İslâm ordusu içtiği halde hiç eksilmedi. Sonradan Fahr-i kainat efendimizin bir mucizesi olan bu su ile, her taraf sulandı. O bölge yemşeyil bir sahra olup, bereketlerle dolup taştı.
Resul-i ekrem efendimiz, şanlı Eshabı ile Tebük'e geldiklerinde, Bizansılarla, Amile, Lahm ve Cüzam gibi hıristiyanlaştırılmış Arab kabilelerinden müteşekkil Rum ordularını karşılarında bulamadılar.
Mute'de üç bin mücahide karşı yüz bin kişilik Rum ordusu mağlub olmuştu. Şimdi ise, karşılarında otuz bin mücahid vardı ve komutanları Kainatın efendisi idi. Rumlar, sevgili Peygamberimizin kahraman Eshabını toplayıp geldiğini duyunca, her biri kaçacak yer aramışlardı.