ebük seferi
Resulullah efendimiz, Medine-i münevvereyi teşrif ettikten sonra, çeşitli devletlere elçiler gönderip onları İslâm'a davet eyledi.
Umman, Bahreyn hükümdarları tebeasıyla Müslüman olmakla şereflendiler. Ayrıca bir çok kabilelerden hey'etler gelerek, Alemlerin efendisine tabi olduklarını bildirdiler ve saadete kavuştular.
Artık İslâmiyet büyük bir hızla yayılıyordu. Çevre kabilelere, devletlere dinin esaslarını öğretmek üzere muallimler, onları idare etmek için valiler gönderiliyordu. Hicretin dokuzuncu senesinde Medine, Müslüman olan hey'etlerin akınına uğradı.
İslâmiyet'in Arab yarımadasında hızla yayıldığı bu dokuzuncu senede "İslâm Devleti"ni kıskanan ve büyümesini engellemek isteyen hıristiyan Arablar Bizans imparatoru Herakliüs'a,; " Müslümanlar şimdi kıtlık ve yokluk içindeler. Eğer, onları dinine çevirmek istiyorsan, şimdi tam sırasıdır!" diye mektup yazdılar.
Bu mektup üzerine Herakliüs, kırk bin kişilik bir orduyu, Kubad'ın kumandasında Müslümanlarla savaşmak için yola çıkardı.
Bu durumu haber alan Fahr-i kainat efendimiz, Eshabını toplayarak habre hazırlanmalarını emir buyurdu.
O sene kuraklık olduğundan sahabiler maddi yönden büyük bir darlık içinde bulunuyorlardı. Sadece, ticaret yapanların durumu, biraz iyi idi. Peygamber efendimiz, Eshabının, harbe katılacak olan askerin techizatı için mali yardımda bulunmalarını da arzu buyurmuşlardı.
Efendimizin bu arzuları, sahabileri harekete geçirdi. Herkes elinde avucunda ne varsa getiriyor, malı ve canı ile cihada hazırlanmağa çalışıyordu.
Peygamber efendimizin mağara arkadaşı hazret-i Ebu Bekir, malının tamamını getirmişti. Resul-i ekrem efendimiz; "Aile efradına ne bıraktın, ya Eba Bekir?" buyurunca, o; "Allahü teâlâyı ve Resulünü bıraktım" diye cevap vermeşti.
Hazret-i Ömer malının yarısını yardım olarak getirmiş, Peygamber efendimzi ona da; "Ailene ne bıraktın, ya Ömer?" diye sual edince; "Getirdiklerim kadar bıraktım" diye cevap vermiş, Peygamber efendimiz de; "İkinizin arasındaki fark, sözleriniz arasındaki fark gibidir" buyurmuştu.
Bunun üzerine hazret-i Ömer; "Anam-babam sana feda olsun ya Eba Bekir! Hayır yolundaki bütün yarışlarda beni geçiyorsun. Artık hiçbir şeyde seni geçemeyeceğimi iyice anladım" diye onu takdir etmişti.
Eshab-ı kiram, gücü yettiği kadar yardım etmeğe çalışıyordu. Fakat münafıklar; "Siz gösteriş için veriyorsunuz" diye Eshab-ı kiram ile alay ediyorlardı. Peygamber efendimiz; "Kim bugün, bir sadaka verirse, sadakası kıyamet günü Allahü teâlâ katında, onun lehinde şahidlik yapacaktır" buyurdu.
Peygamber efendimizin bu mübarek sözleri üzerine, mü'minler daha fazla yardım etmeye başladılar. Hazret-i Osman bin Affan, ordunun üçtebirini techiz etti.
Böylece, Müslümanların en fazla yardım edeni oldu. Hazret-i Osman ordunun ihtiyaçlarını o şekilde karşılamıştı ki, su tulumlarını tamir ederken kullanacakları çuvaldızı bile koymayı ihmal etmemişti. O'nun bu yardımı üzerine, Resul-i ekrem efendimiz; "Bugünden sonra, Osman'a günah yazılmaz" buyurdu.