llah'ım! Bize yardımını indir
Huneyn savaşında ani baskın sebebiyle neye uğradığını anlayamayan İslâm ordusunda kargaşa baş göstermişti...
Alemlerin efendisi, Allahü teâlânın dininin yok olacağını üzüldüğünden; "Ya Abbas! Sen onlara; "Ey Medineliler! Ey Semüre ağıcının altında bi'at eden sahabiler!" diyerek seslen!" buyurdu.
Hazret-i Abbas, iri yapılı ve heybetli idi. Bağırdığı zaman sesi çok uzaklardan duyulurdu. Bütün gücü ile; "Ey Medineliler! Ey Semüre ağacının altında, Peygamberimize söz veren eshab! Dağılmayınız! Buraya toplanınız!" diyerek bağırdı.
Bunu işiten Eshab-ı kiram, geri dönmek istediler. Fakat hayvanlarının pek ziyade ürkmesi geri dönmelerine mani oluyordu. Nihayet zırhını, kılıcını mızrağını alıp hayvanlarından kendilerini atmak mecburiyetinde kaldılar. Sür'atle Resulullah efendimizin yanına yetişip, düşmanla müthiş bir çarpışmaya girdiler.
"Allahü ekber! Allahü ekber!" sadaları yeri göğü inletiyor, düşmanı korkutup dehşete düşürüyordu. Bedir'de, Uhud'da, Hendek'de ve Hayber'de pek büyük kahramanlıklar gösteren Eshab, bilhassa hazret-i Ali, Ebu Dücane, Zübeyr bin Avvam , döne döne çarpışıyor, düşmanı saf dışı edip geri püskürtüyorlardı.
Alemlerin efendisi, Eshabının canla başla yaptığı bu çarpışmayı takib ediyor, mübarek dudaklarından; "Allah'ım! Bize yardımını indir! Şüphesiz sen, onların bize galip gelmesini istemezsin!" duaları işitiliyordu.
Sevgili Peygamberimiz, Allahü teâlâya olan yalvarmaları arasında, yerden bir avuç kum aldı. "Yüzleri kara olsun!" buyurarak müşriklerin üzerine savurdu.
Sevgili Peygamberimizin bir mucizesi olarak, düşman askerlerinden gözlerine kum dolmadık kimse kalmadı. Melekler de yardıma gelmişti.
Peygamber efendimiz; "Allahü teâlâya and olsun ki, onlar, bozguna uğradılar" buyurdular. Müşrikler, bozulmaya, geri dönüp kaçmaya başlamışlardı. Geri döndükçe peşlerinde şanlı sahabileri görüyorlar, harp meydanına getirdikleri hanımlarını, çocuklarını ve mallarını bırakarak son sür'atle kaçıyorlardı.
Harp meydanında yetmiş ölü, altı bin esir ve hadsiz hesapsız mal bırakmışlardı. Kaçanların bir kısmı Taif kalesine sığındı, bir kısmı da Nahle'ye, Evtas'a gittiler. Kumandanları Malik bin Avf, Taif'e sığınanlar arasında idi. Eshab-ı kiram onları bir müddet takib etti. Evtas'da yine şiddetli çarpışmalar oldu. Düşman yine bozguna uğradı.
Bu gazada Allahü teâlânın izni, Resulullah efendimizin himmeti bereketi ile zafer yine Müslümanların olmuştu. Dört şehid verilmiş, bazı sahabiler de yaralanmıştı. Halid bin Velid hazretlerinein de yaralı olduğunu işiten sevgili Peygamberimiz, onun yanına varmış, yarasını mübarek elleri ile sıvazlayınca yara anında iyi olmuştu.
Kainatın sultanı Taif'e kaçan düşmanın da üzerine yürüyerek kesin neticeyi almak istiyordu. Mekke'ye yakın olan bu kale, küfrün son, fakat en muhkem kalelerinden biri idi.
Peygamber efendimiz, hicretten önce Taif'e gelip, bir ay onlara nasihat etmişti. Fakat Taifliler, Alemlerin efendisine görülmedik işkence ve zulümde bulunmuşlardı.
Hatta mübarek ayakalarını kan içinde bırakmışlardı. Efendimiz, burada Zeyd bin Harise hazretleri ile hayatının en acıklı ve en ızdıraplı günlerini yaşamıştı.