üslüman olma zamanı gelmedi mi
Medine'den ayrılalı on gün olmuştu. Akşam üzeri Mekke'ye iyice yaklaşılmış, yatsı vaktinde Merr-uz-zahran'a gelinmişti. Peygamber efendimiz, Eshabına burada durmalarını emir buyurdu.
Ayrıca hazret-i Ömer'e vazife verip, her mücahidin ateş yakmasını da emretti. Bir anda on binden fazla ateş yanınca, Mekke aydınlığa boğuldu
Hiçbir şeyden haberi olmayan Mekkeli müşrikler, şaşkına döndüler. Ne olduğunu anlamak için Ebu Süfyan'ı görevlendirdiler.
O da yanına iki kişi alarak İslâm ordusuna doğru gizlene gizlene yaklaştılar. Bu sırada sevgili Peygamberimiz, Eshabından bazılarına; "Ebu Süfyan'a gözkulak olunuz. Mutlaka onu bulursunuz!" buyurdu.
Ebu Süfyan ve yanındakiler, İslâm ordusuna doğru ilerledikçe hayretleri artıyor, dehşete düşüyorlardı.
Mekke'nin çevresine ne kadar çok asker birikmişti ve ne kadar çok da ateş yakmışlardı!.. Onlar, bunları konuşa konuşa, Erak isimli yere geldiler.
Bu sırada Peygamber efendimiz, yine; "Ebu Süfyan, şu anda Erak'tadır" buyurdu. Eshab-ı kiram, onları araştırmaya koyuldular. İçlerinden hazret-i Abbas, onları tanıdı ve Peygamber efendimizin huzuruna götürdü.
Yolda Ebu Süfyan, hazret-i Abbas'a; "Haberler nasıldır?" diye sordu. O da; "Ey Ebu Süfyan! Sana yazıklar olsun! Resul aleyhisselam, karşı koyamayacağınız bir ordu ile üzerinize geliyor. Yemin ederim ki, Kureyşlilerin hali yaman olacak. Vay onların başına geleceklere!" dedi.
Ebu Süfyan ve yanındakiler, korku ile mücahidlerin arasından geçerek sevgili Peygamberimizin huzur-i şeriflerine geldiler.
Kainatın sultanı, onları güzel karşıladı. Mekkeliler hakkında bilgi aldı. Geç vakitlere kadar konuştuktan sonra, onları İslâm'a davet eyledi. Hakim bin Hizam ile Büdeyl, derhal Kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu.
Fakat Ebu Süfyan'ın tereddütü devam ediyordu. Sabah olunca, merhamet deryası sevgili Peygamberimiz; "Ey Ebu Süfyan! Yazıklar olsun sana! Allahü teâlâdan başka ilah bulunmadığını öğrenme zamanı hala gelmedi mi?" buyurdu.
O da; "Anam-babam sana feda olsun! Yumuşak huylulukta ve şereflilikte ve akraba hakkını gözetmekte üstüne yoktur. Sana ettiğimiz bu kadar cefadan sonra sen, hala bizi hidayet yoluna davet ediyorsun. Ne güzel kerem sahibisin. Allah'dan başka ilah olmadığına inandım... Eğer olsaydı bana bir faydası olurdu. Sen de Allah'ın Resulüsün" diyerek Eshab-ı kiramdan olmakla şereflendi.
Hazret-i Abbas; "Ya Resulallah! Ebu Süfyan'a Mekkelilerce itibar kazandıracak bir şey ihsan eder misiniz?" dedi.
Peygamber efendimiz, bunu kabul edip; "Kim Ebu Süfyan'ın evine girer, sığınırsa, ona eman verilmiştir, öldürülmekten kurtulur" buyurdu.
Ebu Süfyan hazretleri; "Ya Resulallah! Biraz daha genişletir misiniz?" diye istirhamda bulununca, sevgili Peygamberimiz; "Kim Mescid-i Haram'a girer, sığınırsa, ona eman verilmiştir! Kim kapısını kapayıp evinde oturursa, ona eman verilmiştir" buyurdu.
Resul-i ekrem efendimiz, Ebu Süfyan'ın, İslâm ordusunun heybetini ve çokluğunu görüp, Mekkeli müşriklere bunu anlatması için hazret-i Abbas'a; "Onu, vadinin daraldığı, atların sıkışa sıkışa geçtiği dağ boğazına ilet. Müslümanların, Allahü teâlânın ordusunun ihtişamını görsün" buyurdu.