nları, görmez ve işitmez eyle
Eshab-ı kiram, Efendimizin emri üzerine cihad için hazırlığa başladılar. Fakat nereye sefer yapılacağını bilmiyorlardı. Peygamber efendimiz, ayrıca çevredeki Müslüman kabilelerden Eslem, Eşca, Cüheyne, Husayn, Gıfar, Müzeyne, Süleyman, Damra ve Huzaaoğullarına haber gönderdi; "Allahü teâlâya ve ahıret gününe iman edenler, Ramazan-ı şerifin başında Medine'de bulunsunlar" buyurarak onları harbe katılmaya davet etti.
Habibullah efendimiz, bir tedbir olarak, Mekke'ye giden yolları tutup, irtibatı kesmek üzere, hazret-i Ömer'e vazife verdi. Hazret-i Ömer, derhal dağ yollarına, geçitlere ve diğeryol başlarına nöbetçiler dikip; "Mekke'ye gitmek isteyen herkesi geri çevireceksiniz!" emrini verdi.
Sevgili Peygamberimiz, bu işin gizlice yürütülmesi için; "Ya Rabbi! Yurtlarına ansızın varıp, kavuşuncaya kadar, Kureyşlilerin casus ve habercilerini tut, görmez ve işitmez eyle. Bizi ansızın görüp işitsinler" diyerek Allahü teâlâya dua etdi.
Peygamber efendimiz, kuzeydeki müşrikler veya Bizanslılar üzerine yürünecek intibaını vermek için de, Ebu Katade hazretlerini askeri bir birlik ile kuzeye, İzam vadisine doğru gönderdi.
Bu arada Medine'deki hazırlıkları, Mekkeli müşriklere bildirmek üzere gönderilen bir mektubu, sevgili Peygamberimiz bir mucize olarak haber verdi. Hazret-i Ali'yi göndererek yakalattı.
Ramazan ayının ikinci gününe kadar, çevre kabilelerden yardım gelmiş, Ebu İnebe kuyusu başındaki karargahda toplanılmıştı. Eshab-ı kiramın sayısı on iki bine ulaşmıştı. Bunlardan dört bini Ensar, yedi yüzü Muhacir, geri kalanı da çevredeki Müslüman kabilelerdendi.
Sevgili Peygamberimiz, Medine'ye vekil olarak, Abdullah bin Ümmi Mektum hazretlerini bıraktı. Zübeyr bin Avvam hazretlerini de iki yüz kişilik bir süvari birliğinin başında keşif kolu olarak ileri gönderdi.
Nihayet Alemlerin efendisi, gönülleri Allahü teâlâ ve Resulünün muhabbetiyle dolu olan on iki bin kişilik muazzam ordusunun başında olduğu halde, Allahü teâlânın ismi ile yola çıktılar.
Bundan sekiz sene önce, ayrıldıkları yurtlarına, Mekke'ye gidiyorlardı. Puthane haline çevrilen muazzam Kabe'yi putlardan temizlemeye gidiyorlardı...
İnatlarından bir türlü vaz geçmek istemeyen müşriklere, hak, adalet ve merhamet göstermeye gidiyorlardı... Allahü teâlânın dinini yaymaya, oradakilerin ebedi Cehennem azabından kurulmalarına vesile olmaya gidiyorlardı...
Aman ya Rabbi! Bu ne büyük merhametti!..
İslâm ordusu Zü'l-huleyfe'ye geldiği sırada, Mekke'den ailesi ile birlikte hicret eden Peygamber efendimizin amcası hazret-i Abbas ile karşılaştı.
Sevgili Peygamberimiz, amcasının geldiğine çok sevindi ve; "Ey Abbas! Ben Peygamberlerin sonuncusu olduğum gibi, sen de, Muhacirlerin sonuncusun" buyurarak gönülünü aldı.
Hazret-i Abbas'ın ağırlıklarını Medine'ye gönderdi. Hz. Abbas , Peygamber efendimizin yanında kalıp, Mekke'nin fethine katıldı.
Resul-i ekrem efendimiz, Mekke'nin yakınında bulunan Kudeyd'e geldiğinde, şanlı Eshabına harp düzeni aldırdı.
Her bir kabileye ayrı ayrı sancaklar ve bayraklar verdi. Onları, her kabilenin bayrakdar ve sancakdarına teslim etti.