eldiği gibi geri döner
Kureyşliler, Efendimizin mektuptaki tekliflerini ve gösterdikleri merhameti anlayamadılar. "Hem ittifakımızı kesmeyiz, hem de diyeti ödemeyiz! Ancak harbedebiliriz" diye haber gönderdiler.
Fakat, böyle yaptıklarına bin defa pişman olup, korkularından antlaşmayı yenilemek üzere Ebu Süfyan'ı Medine'ye doğru hemen yola çıkardılar.
Daha Ebu Süfyan Medine'ye gelmeden, sevgili Peygamberimiz, onun geleceğini Eshab-ı kiramına bildirdi ve; "Şöyle anlarım ki, Ebu Süfyan, barışı yenileyip, müddetini de uzatmak üzere geliyor. Lakin, muradı hasıl olmayıp geldiği gibi geri döner!.." buyurdu.
Henüz Müslüman olmayan Ebu Süfyan, Medine-i münevvereye geldi. Kızı ve Peygamber efendimizin mübarek hanımı, müminlerin annesi olan Ümmü Habibe'nin evine gitti.
Sevgili Peygamberimizin döşeği üzerine oturmak istedi. Hazret-i Ümmü Habibe validemiz, oturmadan yetişip döşeği kaldırdı. Babası buna çok üzülüp; "Ey kızım! Bu döşeği benden mi esirgiyorsun?" diyerek hayretini belirtince, Resulullah'ın muhabbetini her şeyin üzerinde tutan mü'minlerin annesi hazret-i Ümmü Habibe, babasına; "Bu döşek, Allahü teâlânın Resulünün döşeğidir. Ona müşrikler oturamaz! Sen, müşriksin! Bu döşek üzerine oturman, asla layık değildir!" diye cevap verdi.
Babası; "Ey kızım! Evimden ayrılalı sana birşeyler olmuş!" deyince, o da; "Elhamdülillah ki, Allahü teâlâ bana İslâmiyet'i nasib etti. Sen ise hala, işitmeyen, görmeyen taştan yapılmış putlara tapıyorsun! Ey baba! Senin gibi Kureyş'in büyüğü ve yaşlısı olan bir kimse, nasıl olur da İslâm'a uzak kalır?.." dedi.
Babası, çok hiddetlenip; "Bana bu kadar hürmetsizlik edip cahillikle suçluyorsun! Demek ben, atalarımın senelerdir taptıklarını bırakıp, Muhammed'in dinine mi gireceğim?!" diyerek oradan ayrıldı.
Sevgili peygamberimizin huzuruna gelen Kureyş lideri; "Ben, Hudeybiye antlaşmasını yenilemek ve müddetini de uzatmak için geldim. Haydi, aramızdaki bu muahedeyi bir yazı ile yenileyelim!" dedi.
Habib-i ekrem efendimiz; "Biz, Hudaybiye antlaşmasına aykırı bir davranışta bulunmayız ve onu değiştirmeyiz!" buyurdu.
Kureyş lideri, tekrar tekrar; "Antlaşmayı değiştirelim! Yenileyelim!.." dediyse de, sevgili Peygamberimiz, ona hiçbir cevabda bulunmadı.
Kureyş lideri gösterdiği bütün gayretlerin hiç bir fayda vermediğini görünce, Mekke'ye dönüp, müşriklere durum anlattı. Müşrikler; "Demek hiç bir şey yapamadan geri döndün öyle mi?!.." diyerek onu kınadılar. Artık onlar için, beklemekten başka yapacak bir şey kalmamıştı.
Ebu Süfyan Medine'den ayrılınca, sevgili Peygamberimiz Mekke'yi fethetmeye karar verdi. Çünkü Kureyşliler, ahdlerinde durmamışlar ve barışı bozmuşlardı.
Fakat bu sırrı gayet gizli tutuyor, müşriklere hazırlanma fırsatı vermeden ve Harem-i şerifde kan dökülmeden Mekke'yi teslim almak istiyordu. Bu bir harp tedbiri idi. Zira, Mekke fethedilince, kim bilir niceleri Müslüman olmakla şereflenecekti.
Bu durumu hazret-i Ebu Bekir'e ve Eshabının ileri gelenlerinden birkaçına bildirdi. Eshabına, sefer için hazırlık yapmalarını emredip, nereye gidileceğini bildirmedi.