bdullah bin Revaha da şehid oldu
Bir taraftan da, şöyle diyordu:

"Ey nefsim, bana boyun eğeceksin elbette,
Bugün şehid olurum, yemin ettim bu harpte.

Ya sen kendiliğinden, razı olursun buna,
Ya kabul ettiririm, bunu ben, zorla sana.

Eğer öldürülmezsen, şayet sen bu savaşta,
Hiç ölmeyecek misin, ey nefsim söyle bana.

Ca'fer bin Ebi Talib ve Zeyd bin Harise'nin
Yaptığını yaparsan, bil ki iyi edersin.

Onlar şehid oldular, ey nefsim durma geri,
Sonra bedbaht olursun, haydi atıl ileri."

Hazret-i Abdullah da; "Allahü ekber!" nidaları arasında düşmanla amansız bir mücadeleye tutuşmuştu. Bir ara bir kılıç darbesi parmağına isabet etti ve kesik parmak elinde sallanmaya başladı.
Allahü teâlânın ve Resulünün aşkıyla yanan bu mübarek kumandan, derhal atından yere atladı, çarıpmasına engel olan yaralı parmağını, ayağnın altına alıp; "Sen sadece, yaralı bir parmak değil misin? Zaten bu kazaya da Allahü teâlânın yolunda uğramış bulunuyorsun!" diyerek çekip kopardı.
Şimşek gibi atına atlayıp, olanca gücü ile yine çarpışmaya başladı. Fakat bu kadar çarpışmasına rağmen, şehidlik mertebesine kavuşamadığı için kendi kendini kınamaya başladı... Tekrar tekrar düşmana saldırdı. Sonunda bir mızrak darbesi ile yere düştü. Allahü teâlâ ve Resulü yolunda çarpışırken Şehid olup, mübarek ruhu Cennet'e uçtu...
O anda hazret-i Abdullah'ın yanında çarpışan Ebü'l-Yüsr Ka'b bin Umeyr , sancağı dalgalandırmaya çalıştı. Gözlerini Eshab arasında dolaştırarak kendisinden daha yaşlı ve olgun birini araştırdı. Sabit bin Ekrem'i görünce, sancağı ona teslim etti.
Hazret-i Sabit, sancağı mücahidlerin önüne dikdikten sonra; "Ey kardeşlerim! Acele içinizden birini kumandan seçiniz ve ona tabi olunuz" dedi.
Onlar; "Seni seçtik" dedilerse de, hazret-i Sabit bunu kabul etmedi. Gözleri Halid bin Velid hazretlerine takıldı. Ona; "Ey Ebu Süleyman! Sancağı sen al!" dedi.
Müslümanlar arasına yeni katılan hazret-i Halid, edebinden mukaddes sancağı almak istemedi ve mübarek dudaklarından; "Ben bu sancağı senden alamam! Sen buna benden daha çok layıksın. Zira daha yaşlısın ve Bedir gazasında Resulullah'ın yanında çarpışmakla şereflenmişsin!.." sözleri dökülmüştü.
Fakat zaman kıymetli idi. Etraflarındaki Eshab-ı kiram, düşmanla kıyasıya vuruşuyor, yüzbin kişilik düşmanı geriletmeye çalışıyordu. Hazret-i Sabit, sözünü tekrarladı: "Ey Halid! Resulullah'ın mukaddes sancağını çabuk al! Vallahi, bunu sana vermek için almıştım. Sen, harbin usulünü benden daha iyi bilirsin!" dedi.