ayrak Hz. Halid bin Velid'e
Ordunun başına kimin geçeceği tartışılırken, Hz. Sabit, etrafındaki mücahidlere; "Ey kardeşlerim! Halid'in kumandan olmasındaki görüşünüz nedir?" diye sordu.
Onlar da hep bir ağızdan; "Onu başımıza kumandan yaptık" dediler. Bunun üzerine hazret-i Halid, Alemlerin efendisinin mübarek eliyle teslim ettiği sancağı, büyük bir hürmet ve edeb ile alıp öptü. Atına atlayıp düşmana bütün haşmet ve heybetiyle saldırdı.
Kahraman sahabiler yeni kumandanalrının peşinde tekrar hücuma geçtiler. Hazret-i Halid görülmemiş bir cesaret ve maharetle çarpışıyordu. Önüne geleni devirip düşürüyordu.
Bir ara Kutbe bin Katade hazretleri, düşman kumandanlarından Malik bin Zafile'nin başını gövdesinden ayırdı. Rumların maneviyatları bozulmuştu. Fakat vakit daralmış, akşam olmuş ve hava kararmaya başlamıştı. Karanlıkta savaşmak oldukça tehlikeliydi. Çünkü yanlışlıkla kendi arkadaşlarını vurabilirlerdi...
Bu sebeple her iki taraf da karargahlarına çekildi. Yaralılar tedavi altına alındı. Hazret-i Halid, harp san'atında dahi idi. Sabahleyin düşmanın karşısına yeni bir taktikle çıkmak ve onları şaşırtmak istiyordu.
O gece, askerlerin yerlerini değiştirdi. Sağ taraftakileri sola, soldakileri sağa, öndekileri arkaya, arkadakileri de öne aldı.
Sabahleyin tekrar hücuma kalkan kahraman mücahidler, "Allahü ekber" nidaları arasında çarpışmaya başladı. Düşman askerleri, kendilerine saldıran askerleri ilk defa görüyordu.
Bunlar dünkü çarpıştıkları kimseler değildi. Herhalde, Müslümanlara yeni bir ordu yardıma gelmişti!.. Bunları büyük bir korku içinde düşünen Rum askerlerinin maneviyatları bozuldu. Paniğe kapıldılar.
Bunu fırsat bilen hazret-i Halid ve kahraman sahabiler, o gün çok daha güzel çarpışarak düşmana kılıç vurdular ve binlercesinin canını Cehennem'e gönderdiler.
O gün Halid bin Velid hazretlerinin elinde dokuz kılıç kırılmıştı. Allahü teâlânın ihsanı, Resul-i ekrem efnedimizin duaları bereketiyle üç bin mücahid gazi, yüz bin düşman askerini bozguna uğratmıştı.
Bu büyük meydan muharebesinde on beş şehid verilmişti. Böylece, Bizans imparatorluğuna, haddi bildirilmiş, daha güneye akınlar düzenlemelerine engel olunmuştu...
Resul-i ekrem ve Nebiyyi muhterem efendimiz, kendisine harp meydanından bir haber gelmeden önce, Mute'de olanları bildirmek üzere Eshabını mescide toplamıştı.
Sevgili Peygamberimizin mübarek yüzlerinden çok üzüntülü olduğu anlaşılıyor, daha çok üzülür korkusu ile kimse bir şey soramıyordu.
Nihayet Eshab-ı kiramdan biri; "Canımız sana feda olsun ya Resulullah! Sizde olan üzüntüyü gördüğümüzden beri içimiz kan ağlıyor, üzüntümüzün derecesini ancak cenab-ı Hak bilir!" dedi.
Sevgili Peygamberimizin mübarek gözlerinden yaşlar boşandı...