ancak Abdullah bin Revaha'da
Bu anı bekleyen mücahidler; "Allahü ekber!" nidaları ile ok gibi ileri fırladılar.
Şimşek gibi kılıçlarını çekip, fırtına gibi düşmanın ortasına daldılar... At kişnemeleri, kılıç şakırtıları, tekbir sadaları ve vurulanların feyratları ayyuka çıkıyor, daha harbin başında, meydan, kan gölü haline geliyordu.
Şanlı sahabiler, her kılıç sallayışlarında ya bir baş, ya bir kol düşüyorlardı. Elinde Resulullah'ın beyaz sancağı olan hazret-i Zeyd, düşmanın ta ortalarında; "Allah Allah" diyerek vuruşuyordu.
Salladığı kılıçlarla etrafını bir anda açıyor, düşmanı karşısına çıktığına pişman ediyordu. Kumandanlarının kahramanca çarpışmasını gören şanlı sahabiler, ondan geri kalmıyor, tek başına otuz düşmana kılıç yetiştirip onları tepelemeye çalışıyorlardı.
Bir ara, birkaç mızrağın birden, kumandan hazret-i Zeyd'in mübarek göğsüne saplandığı görüldü. Arkasından diğer mızraklar, onu takib etti. Şanlı sahabinin vücudu, delik deşik olmuştu. Zeyd bin Harise sıcak toprağa düştü. Böylece çok özlediği şehadet şerbetini içti.
Zeyd bin Harise'yi takib eden hazret-i Ca'fer, hemen sancağı kaptı. İslâm sancağının dalgalandığını gören mücahidler, yeni bir aşk ile savaşa devam ediyorlardı.
Hazret-i Ca'fer de, Zeyd bin Harise gibi kahramanca çarpışıyordu. Bir taraftan düşmana saldırıyor, diğer yandan da arkadaşlarına cesaret ve heyecan veriyordu.
Yiğitçe çarpışan bu yeni kumandan, daha hızlı, daha seri hareketlerle kılıç sallıyor, düşmana göz açtırmıyordu. Hazret-i Ca'fer, kendisinden geçmiş bir halde çarpışırken, arkadaşlarından bir hayli ileri gitmişti.
Rumların ortasında tek başına dövüşüyor, her birine ayrı ayrı kılıç vuruyordu. Fakat bu gidişin, dönüşü olmadığını anlamakta gecikmedi. Kahraman kumandan; "Bana düşen, kafirlerin her birine kılıcımla vurmaktır!" diyor, Allahü teâlânın mübarek ismini dilinden düşürmüyor ve bitmez tükenmez bir güçle çarpışıyordu.
Nihayet bir düşman askeri, hazret-i Ca'fer'in sağ koluna bir kılıç vurdu. Sağ eli kesilen hazret-i Ca'fer, mukaddes İslâm sancağını sol eliyle yere düşmeden yakaladı. Kaldırıp yine dalgalandırdı.
Bir kılıç darbesi ile sol eli de kesilmişti. Bu defa sancağı, kesik kollarnının arasında göğsüne bastırarak dalgalandırmaya çalıştı. Fakat bir biri peşinden şiddetle inen düşman kılıçları ile çok özlediği şehadet mertebesine kavuştu.
Mübarek ruhu, Cennet'in en yüksek derecelerine uçmuştu... Bedeninde doksandan ziyade kılıç ve mızrak yarası sayılmıştı.
Kumandanlarının şehid düştüğünü gören kahraman mücahidler, İslâm sancağını kaptıkları gibi, Abdullah bin Revaha hazretlerine teslim ettiler. O da, atının üzerinde sancağı dalgalandırarak düşmana şiddetle saldırdı. Her önüne geleni deviriyor, kahramanca ilerliyordu...