enden hep iyilik gördük
Umre için önden giden Muhammed bin Mesleme komutasındaki birlik Mekke'ye yaklaşınca, Kureyşli müşrikler tarafından görüldü. Korku ile yanlarına yaklaşıp, biz, bir sene önce böyle mi anlaşmıştık dercesine; "Bu nedir?" diye sordular.
Muhammed bin Mesleme , onlara iliklerini donduran şu cevabı verdi: "Bunlar, Allahü teâlânın Resulünün süvarileridir... Allahü teâlâ izin verirse, yarın onlar da burayı teşrif edeceklerdir!.."
Müşrikler, korka korka geri dönüp haberi Mekke'ye ulaştırdılar. Mekkeli müşrikler de; "Yemin ederiz ki, biz antlaşmaya bağlı kaldık. Muhammed bizimle niçin çarpışsın?.." diyorlardı.
Derhal aralarından bir hey'eti, Peygamber efendimizle görüşmek üzere gönderdiler.
Bu sırada Alemlerin efendisi, Mekke'yi görebilecekleri Batn-ı Ye'cec denilen yere gelmişlerdi. Üzerlerindeki kılıçtan başka bütün silahlarını burada bıraktılar. Silahları beklemek üzere de iki yüz sahabiyi nöbetçi koydular.
Bu hazırlıklar bitince, Kureyş hey'eti Peygamber efendimizle görüşmek ve huzura kabul edilmek için izin istedi.
Kabul edilince; "Ya Muhammed! Hudeybiye antlaşmasından beri, size karşı herhangi bir ihanetimiz olmamıştır. Buna rağmen Mekke'ye, kavminin yanına bu silahlarla mı gireceksin? Halbuki, antlaşmamıza göre; kınına sokulmuş kılıçlardan başkası yanınızda olmayacaktı!.." dediler.
Buna, Alemlerin efendisi; "Ben, çocukluğumdan bu güne kadar verdiğim sözde durmak ve vefakarlığımla tanınırım. Harem'e, kınlarında sokulu kılıçlarımızdan başkası ile girecek değiliz. Fakat, silahların bana yakın bir yerde olmasını istiyorum" buyurarak cevap verdiler.
Hey'et, kendilerine iletilen haberin değişik olduğunu anlayarak, rahatladılar ve; "Ya Muhammed! Doğrusu senden hep vefakarlık ve iyilik gördük. Sana yaraşan da odur" diyerek geri döndüler. Mekke'ye gelip, durumu Kureyşlilere bildirdiler. Onlar da rahatladılar.
Kureyş'in ileri gelenleri, kin ve kıskançlıklarından, Peygamber efendimizi ve Eshabının bu mesud anlarını görmemek için, Mekke'yi terk ederek dağlara çıktılar.
Sevgili Peygamberimiz, işaretli kurbanlık develeri Zituva mevkiine önden gönderdi. Sonra, Eshabıyla hazırlıklarını tamamlayıp, mukaddes Mekke şehrine girmek üzere yürüdüler.
Eshab-ı kiram, Alemlerin efendisini ortalarına almışlardı. Kainatın sultanı, devesi Kusva üzerinde, binlerce yıldızın varlığını örten bir güneş gibi, etrafına nur saçıyordu. Aman ya Rabbi! O ne güzellik! O, ne ihtişamlı manzaraydı!..
Dillerde; "Lebbeyk! Allahümme Lebbeyk! Lebbeyk! La şerike leke Lebbeyk!.." sadaları, gönüllerde Allahü teâlâ ve Resulünün muhabbeti vardı.
Adım adım muazzam Kabe'ye doğru ilerliyorlardı. Yaklaştıkça heyecanları bir kat daha artıyor, adeta coşuyorlardı.
Hep bir ağızdan söylenen telbiye nidaları Mekke'yi dolduruyor, müşrikler, bu muhteşem manzarayı gördükçe içleri eriyor, gönüllerine ılık ılık bir muhabbet şerbetinin aktığını hissediyorlardı. Bir çoklarının kalbine, İslâm'ın sevgisi düşmüştü bile... Sonunda Muhammed aleyhisselam galip gelmişti...