ancak hazret-i Ali'de
Peygamber efendimiz, hazret-i Ali'nin üzerine, mübarek elleriyle bir zırh giydirip beline kendi kılıcını kuşatarak, eline beyaz İslâm sancağını verdiler ve; "Allahü teâlâ, sana zafer nasib edinceye kadar çarpış. Sakın arkana dönme!" buyurdular.
Hazret-i Ali de; "Canım sana feda olsun ya Resulallah! Onlarla, din-i İslâm'a girdikleri zamana kadar çarpışacağım" dedi.
Sevgili Peygamberimiz de; "Vallahi, senin sebebinle Allahü teâlânın, onlardan tek bir kişiyi hidayete kavuşturması, senin için, bir çok kızıl (iyi) develere sahib olup, onları Allahü teâlânın yolunda sadaka vermenden daha hayırlıdır" buyurdu.
Hazret-i Ali, elinde sancak ile Yahudi kalesine ilerlerken, şanlı sahabiler de peşinden yürüdüler. Kaleye iyice yaklaşıp, sancağın bir taşın dibine dikildiği sırada, Natat kalesinin kapısının açıldığı görüldü.
Yahudilerin hücum birlikleri dışarı çıktılar. Bunlar, Hayber'in en seçme kahramanları idi. Her biri, çift zırhlarla kaplı, demir muhafazalara bürünmüşlerdi.
İçlerinden birinin, hazret-i Ali'ye doğru yürüyüp, çarpışmak için karşısına geçtiği görüldü. Bu, Merhab'ın cesarette bir benzeri olmayan kardeşi Haris idi.
Sür'atle saldırdı... İki çeliğin çıkardığı ses meydanı doldururken, Zülfikar'ın şimşek gibi indiği ve Haris'in başını gövdesinden ayırdığı görüldü.
Bir anda, "Allahü ekber! Allahü ekber!" sesleri göklere yükseliyordu. Kardeşinin öldürüldüğünü işiten Merhab, emrindeki askerlerle dolu dizgin meydana yürüdü. Hazret-i Ali'nin karşısına dikildi.
Onun da üzerinde çift zırh vardı. Çift kılıç kuşanmış olduğu halde, iri cüssesi ile sanki bir devi andırıyordu. Bütün hiddeti ile; "Ben ki, harplerin en şiddetli olduğu zamanlarda ortaya atılıp, kahramanca çarpışan Merhab'ım! Ben, kükreyen aslanları bile mızrak veya kılıcımla delik deşik ederim!.." diyerek, kendini övmeye başladı.
Hazret-i Ali de; "Ben ki, anam bana Haydar (Aslan) ismi vermiştir. Ben, heybetli bir aslan gibiyimdir! Seni bir hamlede yere serecek bir yiğit kişiyimdir!" diyerek, karşılık verdi.
Merhab, hazret-i Ali'den, Haydar kelimesini işitince, kalbine bir korku düştü. Çünkü gece rüyasında bir aslan kendisini parçalamıştı. Rüyada gördüğü aslan bu mu idi?
Derken dev Merhab'ın hamle ettiği ve hazret-i Ali'nin onu kalkanıyla karşıladığı görüldü. Sonra Allahü teâlâya sığınıp, Zülfikar'ı, kafirin başına öyle bir indirdi ki; koca Merhab'ın, Zülfikar'a karşı tuttuğu kalın çelik kalkanını ve çelikten yapılmış miğferini ikiye biçip, kafasını tepesinden ensesine kadar bölüp ayırdığı görüldü.
Zülfikar'ın çıkardığı korkunç ses, Hayber'in her tarafında işitilmişti. Peygamber efendimiz; "Sevininiz! Hayber'in fethi artık rahatlaştı, kolaylaştı" buyurdular.
Eshab-ı kiram, hazret-i Ali'nin bu bahadırlığına hayran kalmışlar; "Allahü ekber!" tekbirleri ile semayı çınlatmışlardı.
Çarpışma bütün şiddeti ile devam ediyordu. Eshab-ı kiram, çarpışa çarpışa kale kapısının yanına geldikleri bir sırada, bir Yahudi, kılıcıyla hazret-i Ali'nin kalkanına vurdu. Kalkan yere düştü.