arargahın yeri değiştirildi
Hayber kuşatması bütün şiddetiyle devam ediyordu. Mücahidler, ok menzili içine girmişlerdi. Yahudilerin kaleden attığı oklar, İslâm karargahının arkalarına kadar ulaşabiliyordu.
Akşama kadar, çarpışma ok ile devam etti. Elli kadar sahabi, atılan oklarla yaralanmışlardı. Akşam olunca, yeni bir karargah keşfi için Muhammed bin Mesleme hazretlerine vazife verildi.
O da, reci' denilen mevkiin müsaid olduğunu belirtince, İslâm karargahı, buraya nakledildi. Yaralılar da tedavi görmeye başladı.
Ertesi gün Natat önlerine gelen kahraman Eshab, akşama kadar çarpıştı. Üçüncü, dördüncü ve beşinci günlerde de kuşatma devam etti. Yahudiler hep müdafaada kaldılar.
O günlerde sevgili Peygamberimiz, şiddetli bir baş ağrısına tutulduklarından, iki gün mücahidlerin arasında bulunamadılar. İlk gün sancağı hazret-i Ebu Bekir'e, ikinci gün hazret-i Ömer'e verdiler. Her ikisi de, Eshab-ı kiramın başında, Yahudilere karşı pek şiddetli çarpıştılar, fakat kaleyi fethetmek mümkün olmadı.
Bu arada cesaretleri artan Yahudilerin, kale kapılarını açıp hücuma geçtikleri görüldü. Artık göğüs göğüse çarpışmaya başlamışlardı. Savaş pek ziyade kızışmıştı. Peygamber efendimiz, Eshabına; "Allahü ekber! Allahü ekber!.. diyerek tekbir getiriniz" buyurdukça, tekbir sadaları arasında aşk ve şevk ile düşmana kılıç çalıyorlardı.
Bir ara Muhammed bin Mesleme'nin kardeşi Mahmud şehid edildi. Çarpışmalar da, şiddetli bir şekilde, akşama kadar devam etti.
Ertesi gün Hayber'in en ünlü kumandanlarından Merhab, zırhlara bürünmüş olduğu halde kaleden dışarı çıktı. Güçlü kuvvetli dev gibi bir adamdı. Şimdiye kadar, karşısına, bir pehlivan çıkmamıştı.
Mücahidlere dönüp; "Ben, cesareti, kahramanlığı ile tanınmış Merhab'ım!" diyerek övünmeye başladı. Böyle övünürken, sahabilerin arasında bir mücahidin ileri atıldığı görüldü. Merhab'a karşı; "Ben de, dehşetli ve şiddetli savaşların ortasına atılmaktan korkmayan Amir'im!.." diye nara attı ve derhal karşısına dikildi.
Dev Merhab, üzerinde; "Kime değerse helak eder!.." yazılı kılıcını, hazret-i Amir'e olanca gücü ile vurdu. Kahraman Amir anında kalkanını kaldırdı. Enli kılıç, kalkana çarpıtığında şiddetli bir ses ortalığı çınlattı ve kalkana saplandı. Hazret-i Amir, yaradana sığınıp; "Ya Allah!" diyerek kılıcını Merhab'ın zırhlı bacaklarına çaldı.
Kılıç, çelik zırha değer değmez, geri tepti ve birden sahabinin bacağına değiverdi. Kılıcın, şiddetli bir şekilde geri tepişi hazret-i Amir'in bacağındaki atar damarının kesilmesine sebeb oldu. Eshab-ı kiram, koşarak Amir'i kucakladılar ve tedavi için karargaha götürdüler. Fakat Amir orada şehadete kavuştu.
Çarpışmalar bütün şiddeti ile devam ediyordu. Akşama doğru sevgili Peygamberimiz, Yahudilere dört bin askerle yardıma gelen ve harbe katılan müşrik Gatafanlılara, ayrılıp memleketlerine dönmelerini teklif etti. Bunu yaptıkları takdirde, Hayber'in bir senelik hurma mahsulünü kendilerine vereceğini de vadetti.