isra cezasını buldu
İran hükümdarına, Hz. Abdullah bin Huzafe gönderilmişti. Hazret-i Abdullah, kibirli İran Kisrası'na (şahına), Alemlerin efendisinin kıymetli mektubunu sunduğunda, okuması için katibine verdi.
"Bismillahirrahmanirrahim!
Allahü teâlânın resulü Muhammed'den Farsların büyüğü Kisra'ya..."
Katip, buraya kadar okumuştu ki, kibirli Şah'ın kan beynine sıçradı, öfkelendi ve mektubu alıp yırttı. Mektuba, Peygamber efendimizin kendi ism-i şerifi ile başlamış olmasına son derece hiddetlenmişti.
İslâm elçisi Abdullah bin Huzafe hazretlerini de huzurundan kovmak istediğinde, hazret-i Abdullah, Kisra ve yanında toplanmış bulunan ateşperestlere şöyle dedi:
"Ey Acem halkı! Siz, peygamberlere inanmıyor, kitapları kabul etmiyorsunuz. Üzerinde yaşadığınız şu topraklarda sayılı günlerinizi geçiriyor, bir düş hayatı yaşıyorsunuz!..
Ey kisra! Senden önce nice hükümdarlar, bu tahta oturup hüküm sürdüler. Allahü teâlânın emirlerini yapanlar,ahıretlerini kazanmış olarak,yapmayanlar da ilahi azaba uğramış bir halde bu dünyadan göç ettiler.
Ey Kisra! Getirip takdim ettiğim, bu mektup, aslında senin için büyük bir devlet idi. Bunu küçümsedin. Allahü teâlâya yemin ederim ki, o küçümsediğin din, buraya gelince kaçacak yer arayacaksın!.."
Sonra Kisra'nın sarayını terkedip hayvanına bindi. Sür'atle oradan uzaklaştı. Medine'ye gelip durumu Kainatın sultanına anlattığında; "Allah'ım! O, benim mektubumu nasıl parçaladı ise, sen de onu ve onun mülkünü parçala!.." buyurdular.
Allahü teâlâ, Resulünün duasını kabul etmiş, Kisra oğlu tarafından bir gece hançerlenerek parça parça edilmişti. Hazret-i Ömer zamanında da bütün İran toprakları zaptedilerek Müslümanların eline geçti.
Şüca' bin Vehb hazretleri de, Gassan hükümdarı Haris bin Ebi Şimr'e gönderilmişti. Şüca' , önce hükümdarın kapıcısı ile görüştü. Onu, İslâm'a davet edince kabul edip, Resulullah efendimize hürmet ve selamlarını arz etti.
Hiç bekletmeden hazret-i Şüca'ı hükümdarla görüştürdü. Haris bin Ebi Şimr, mektubu okuyunca, öfkelenip yere attı. Hazret-i Şüca', derhal Medine-i münevvereye dönüp, durumu Allahü teâlânın Sevgilisine haber verdi.
Sevgili Peygamberimiz, mektubunun yere atılmasına üzüldüler ve; "Saltanatı yok olsun!" buyurdular. Kısa bir süre sonra, Haris bin Ebi Şimr ölüp devleti parçalandı.
Salit bin Amr, Yemame hükümdarı Hevze bin Ali'ye gönderilmişti. Hevze, hıristiyandı. Peygamber efendimiz, mektubunda şöyle buyuruyordu:
"Bismillahirrahmanirrahim!
Allahü teâlânın Resulü Muhamed'den, Hevze bin Ali'ye!
Hidayete eren, doğru yola kavuşanlara selam olsun! (Ey Hevze!) Bilesin ki, İslâmiyet, develerin ve atların gidebileceği en uzak yerlere kadar yayılacak, bütün dinlere galip gelecektir. Sen de İslâm'ı kabul et ki, selamet bulasın. Müslüman olursan, hakimiyetin altında bulunan yerlerin idaresini yine sana bırakırım..."
Yemame hükümdarı Hevze, bu mübarek daveti kabul etmekten kaçındı. Saltanat sevdası, makam hırsı gözünü bürümüştü. Bu yüzden Kainatın sultanının duasına kavuşmak gibi, yüce bir devletten mahrum kaldı. İslâm elçisi merhamet edip; "Ey Yemame hükümdarı olan Hevze! Sen, bu kavmin büyüğüsün! Senin büyük zannettiğin kayserler, ölüp toprak olmuşlardır.
Hakiki büyükler ise, Allahü teâlânın emirlerini yapıp, yasaklarından kaçınarak, Cennet'i hak eden kimselerdir. Bir topluluk, iman etmekle şereflenmiş ise, onları kendi bozuk inanışınla, doğru yollarından saptırmaktan sakın!..
Doğrusu ben, sana Allahü teâlânın emirlerini yapmanı, yasaklarından sakınmanı tavsiye ederim. Allahü teâlâya iman edip, emirlerini yaparsan Cennet'e girersin. Şeytana uyarsan Cehennem'de kalırsın.
Eğer bu nasihatlerimi kabul edersen, korktuklarından emin olur, umduklarına kavuşursun. Şayet nasihatlerimi reddedersen, artık size yapacağım bir şey kalmamıştır. Gerisini sen düşün!.." dedi.
Böylece, altı İslâm elçisi vazifelerini yapmış, zamanın büyük devletlerine İslâmiyet'in varlığını duyurmuşlardı. Onlara hakiki saadeti haber vermişler, kıyamet gününde; "Biz duymamıştık" sözlerine yer bırakmamışlardı.