udaybiye antlaşmasının neticesi
Bir tarafta barış antlaşması, bir tarafta işkence altında bulunan bir sahabi... Alemlerin efendisi, Süheyl'e; "Biz, bu sulh-nameyi daha imzalamadık!" buyurdu.
Süheyl; "Ya Muhammed! Antlaşmanın maddelerini, oğlum daha buraya gelmeden önce yazıp bitirmiştik. Eğer oğlumu iade etmezsen, ben de hiçbir zaman sulh-namenin altını imzalamam!" diye inad etti.
Peygamber efendimiz; "Onu benim hatırım için antlaşmanın dışında tut" buyurdu ise de, müşrikler bunu kabul etmediler.
Süheyl bin Amr, oğlunu çeke çeke götürürken, Ebu Cendel; "Ya Resulallah!.. Ey Müslüman kardeşlerim!.. Müslüman olmakla şereflenip bize iltica ettiğim halde, beni müşriklere mi teslim ediyorsunuz. Bana her gün dayanılmaz işkencelerin yapılmasını mı reva görüyorsunuz? Ya Resulallah! Dinimden döndürsünler diye mi beni iade ediyorsunuz?!..." diye feryad ediyordu.
Bu içler acısı yalvarışa dayanmak çok zordu. Gönülleri yaralanan sahabiler, ağlamaya başladılar. Merhamet deryası, sevgili Peygamberimizin de mübarek gözleri dolmuştu. Süheyl'in yanına varıp; "Gel etme! Onu bana bağışla!" diye rica etti.
Fakat Süheyl; "İmkansız bağışlamam!" diye cevap verdi. Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz; "Ey Ebu Cendel! Biraz daha sabret! Sana yapılanlara katlan! Bunların mükafatını Allahü teâlâdan dile. Allahü teâlâ, sana ve senin gibi zayıf ve kimsesiz Müslümanlara muhakkak bir genişlik, bir çıkar yol ihsan edecektir" buyurarak teselli eyledi ve; "Verdiğimiz sözde durmamak bize yaraşmaz" buyurdu.
Bu içler acısı hadiseye, heyetteki müşrikler bile dayanamamış ve; "Ey Muhammed! Ebu Cendel'i senin hatırın için biz himayemize alıyoruz. Ona, Süheyl'in işkence yapmasına meydan vermeyeceğiz!" demişlerdi.
Bundan sonra Resulullah efendimiz ve Eshab-ı kiram biraz rahatladılar. Baba Süheyl bin Amr, Mekke'nin fethinden sonra Müslüman olup Eshab-ı kiramdan oldu.
Sulh-name iki suret yazılıp, taraflarca imzalandı. Müşrikler karargahlarına döndüler.
Müslümanların aleyhlerinde gibi görünen bu maddeler için, Kureyş hey'eti çok sevinçli idi. Aksine bu sulh-name büyük bir zaferdi ve bu maddeler Müslümanların lehine idi.
Her şeyden önce, Müslümanların bir devlet olduğunu kabul ediyorlardı. Mekke'den bir müşrik, ticaret veya başka bir şey için Şam'a, Mısır'a giderken Medine'ye uğrasa, canı malı emniyette olacaktı.
Böylece müşrikler, Müslümanların yaşayışlarını yakından görecek, İslâm'ın adaleti, Eshabın birbirlerine olan güzel davranışları karşısında hayran kalacak ve İslâmiyet'i seveceklerdi. Neticede Müslüman olup sahabilerin safları arasına katılacaklardı.
On sene devam etmesi gereken bu antlaşma ile, Müslümanlar çoğalacaklar, güçleneceklerdi. İslâmiyet her tarafa yayılacaktı.
Ancak; "Kureyşlilerden biri, Müslüman olup Medine'ye sığınmak isterse, iade olunacak" maddesi için, Peygamber efendimiz müteessir olmuşlar ve; "Allahü teâlâ, onlar için, elbette bir genişlik, bir çıkar yol yaratacaktır" buyurmuşlardı...