üşriklerin hilesine karşı tetbir
Peygamberimizin nasıl tetbir alması lazım geldiği mealen şöyle bildiriliyordu:
"Ey Habibim! Sen de içlerinde bulunup, düşman karşısında onlara (Eshabına) namaz kıldıracağın zaman onları iki kısma ayır, bir kısmı seninle birlikte namazda, diğeri de düşman karşısında dursun. Silahlarını yanlarına alsınlar. Seninle namazda olup, bir rekat kılanlar namazı bozacak amellerden sakınarak düşman karşısına gitsinler. Bundan sonra, henüz namazını kılmamış olan diğer kısmı gelip, ikinci rekatı seninle kılsınlar ve onlar da zırhlarını, koruyucu aletlerini ve silahlarını yanlarına alsınlar. Teşehhüdü seninle okusunlar. Sen selam verince, onlar selam vermeden düşman karşısına gitsinler. Önce bir rekat kılmış olanlar geri gelip, kendi başlarına bir rekat daha kılarak selam versinler. İkinci rekatı imamla kılmış olanlar da tekrar gelip, bir rekat daha kılarak namazı tamamlayıp selam versinler. Kafirler arzu ederler ki, silah ve eşyalarınızdan gafil bulunasınız da size ansızın bir baskın yapalar... Eğer size, yağmurdan bir eziyet olursa, yahut hasta bulunursanız, silahlarınızı koymanızda üzerinize bir vebal yoktur. Fakat yine bütün ihtiyat tedbirlerini alın. Şüphe yok ki, Allahü teâlâ kafirlere, hor ve hakir edici bir azab hazırlamıştır." (Nisa suresi: 102)
İkindi vaktinde, hazret-i Bilal ezan okuduğunda, Kureyş süvarileri yine Mekke ile Eshab-ı kiramın arasında hücuma hazır olarak durdular. Peygamber efendimiz, Eshabına ayet-i kerimede belirtildiği gibi namazlarını kıldırdı.
Müslümanların bu tedbirli namaz kılışlarına, müşrikler hayret ettiler. Allahü teâlâ, onların kalblerine korku verdi. Herhangi bir harekette bulunmaya cesaret edemediler. Mekke'ye haber götürmek üzere oradan ayrıldılar. Peygamber efendimiz ve Eshabı da buradan Hudeybiye denilen mevkie doğru harekete geçtiler.
Mukaddes Mekke hududuna geldiklerinde, Resulullah efendimizin devesi Kusva, görünüşte hiçbir sebep yok iken çöküverdi. Kaldırmak için çok uğraştılar fakat kalkmadı.
Bunun üzerine Kainatın sultanı efendimiz buyurdular ki: "Onun böyle bir çökme huyu yoktur. Fakat, bir zamanlar Ebrehe'nin filini Mekke'ye girmekten tutup alıkoyan Allahü teâlâ, şimdi de Kusva'yı tutup alıkoydu. Varlığım yed-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemin ederim ki, Kureyş, Allahü teâlânın, Harem dahilinde yapılmasını haram ettiği çarpışmayı ve kan akıtmayı terk etmek gibi şeylerden hangisini benden isterlerse istesinler, onların bu isteklerini muhakkak yerine getireceğim!"
Bundan sonra Kusva'yı kaldırmak istediler. Deve sıçrayıp kalktı. Harem hududlarından içeri girmedi. Tam hudud üzerinde bulunan Hudeybiye mevkiinde durdu. Peygamber efendimiz Eshab-ı kiramla, suyu az olan bu yerde konakladılar.
Resul-i ekrem, çadırını mübarek Mekke hududunun dışına kurdurdu. Eshabıyla burada beklemeye başladılar.
Vakit girince, namazları, Mekke-i mükerreme hududu içinde kılıyorlardı. Kuyularda içecek ve kullanacak su kalmamıştı. Sadece Peygamber efendimizin ibriğinde vardı.
Güç durumda kalan sahabiler; "Canımız sana feda olsun ya Resulallah! Yanımızda, yalnız sizin ibriğinizde su var. Mahvolduk!.." dediler.