udeybiye Antlaşması
Hicretin altıncı senesinin Zilkade ayı idi... Bir gece Nebiy-yi muhterem efendimiz rüyasında, Eshab-ı kiram ile Mekke-i mükerremeye gidip Kabe-i muazzamayı tavaf ettiklerini, bir kısmının saçlarını kısalttıklarını, bir kısımının da kazıttıklarını gördü.
Resulullah efendimiz, bu rüyasını Eshabına anlattığında, onlar pek ziyade heyecanlandılar. Hicretten bu yana, doğup büyüdükleri, acı tatlı hatıralarla dolu, o güzel yurtları olan Mekke'ye gideceklerdi.
Beş vakit namazda yönlerini döndükleri ve hasretini çektikleri mukaddes Kabe'yi ziyaret edip tavafta bulunacaklardı. Bu ne güzel bir müjde idi...
Eshab-ı kiram, sevgili Peygamberimizin; "Siz, muhakkak Mescid-i Haram'a gireceksiniz!" müjdesini alır almaz, hemen hazırlaklara başladı.
Habib-i ekrem efendimiz, hazırlıklarını bitirdikten sonra, Abdullah bin Ümm-i Mektum'u, Medine'de vekil bıraktı. Zilkade ayının birinci Pazartesi günü, Kusva ismindeki devesine bindi.
Hazırlanan bin dört yüz Eshabı ile birlikte, Medine'de kalanlarla vedalaştılar. Umreye niyet ederek, mukaddes belde Mekke'ye doğru yürüdüler. Yanlarına yolcu silahı olan kılıçlarını ve kesmek üzere de yetmiş deve almışlardı.
Kafileye iki yüz atlı ve dört hanım sahabi katılmıştı. Hanımlardan biri, sevgili Peygamberimizin mübarek, mutahhar zevcesi hazret-i Ümmü Seleme idi.
Zü'l-Huleyfe denilen mikat yerine geldiklerinde, ihrama girdiler.Öğle namazını kıldılar. Sonra, kesilecek develerin kulaklarını işaretleyip, boyunlarına ip bağladılar.
Naciye-tübnü Cündüb Eslemi'ye, yardımcılar verilerek, develerin başında vazifelendirildi. Abbad bin Bişr, yirmi kişilik bir süvari birliğine kumandan tayin edilerek ileri keşfe gönderildi. Büşr bin Süfyan, Mekke'ye haberci gönderildi.
İhram elbisesini giyen sevgili Peygamberimiz ve kahraman Eshab, beyazlara bürünmüş bir halde, Allahü teâlâya hamd ve şanının yüceliğini tasdik etmeye ve yalvarmaya başladılar;
"Lebbeyk! Allahümme Lebbeyk! Lebbeyk! La şerike leke Lebbeyk! İnnel hamde ven-ni'mete leke vel-mülke la şerike lek!"
Bu mübarek telbiye ile yer gök inliyor, Zü'l-Huleyfe, nurani bir havaya bürünüyordu. Herkes heyecanlanmış, bir an önce Mekke'ye varmak için Zü'l-Huleyfe'den ayrılmışlardı.
Yolda, hazret-i Ömer ile Sa'd bin Ubade hazretleri, Habib-i ekrem efendimize yaklaşıp;
"Ya Resulallah! Seninle harp halinde bulunan kimselerin üzerine silahsız olarak mı gideceğiz? Kureyşlilerin size saldırıp, mübarek vücudunuza bir zarar eriştirmelerinden korkarız!.." diyerek, endişelerini belirttiler.
İki cihanın serveri, onlara; "Ben, umreye niyet ettim. Bu halde iken silah taşımak istemem" buyurdular.
Yolculuk sakin geçiyordu. Yol üzerindeki çeşitli kabilelere uğranıyor, Peygamber efendimiz, onları İslâm'a davet ediyordu. Bir kısmı kabul etmekten çekiniyor, bir kısmı hediyeler gönderiyorlardı.
Bu şekilde yolun yarısını geçmişler, Usfan'ın arkasında Gadir-ül-Eştat denilen mevkie gelmişlerdi.
Burada, daha önce Mekkelilere haber gönderilmek üzere vazifelendirilen Büşr bin Süfyan hazretleri, Kureyşlilerle görüşüp geri döndü.