enab-ı Hakkın yardımı yetişti
Bunu bekleyen Nu'aym bin Mes'ud ; "Doğrusu şudur ki; Kureyş ve Gatafan eşrafından bazılarını rehin almadıkça, Müslümanlarla asla harbe girmeyin! Rehineler sizin yanınızda olduğunu müddetçe, harbden kaçıp gidemezler!" dedi.
Bunun da pek güzel bir tedbir olduğunu kabul eden Yahudiler, ona, teşekkür edip izzet ikramda bulundular.
Hazret-i Nu'aym, Yahudilerden ayrılıp doğruca Kureyş karargahına vardı. Kumandanlarına; "Benim Muhammed'e olan düşmanlığımı ve sizleri de ne kadar çok sevdiğimi bilirsiniz. Öğrendiğim bir şeyi, dostluğumuzun icabı, size ulaştırmayı büyük bir vazife bildim. Yalnız, bu söyleyeceklerimi hiç kimseye duyurmayacağınıza söz verip yemin etmelisiniz!" dedi.
Onlar da yemin edip merakla; "Söyle, seni dinliyoruz" dediler. "Haberiniz olsun ki, Kureyza Yahudileri, sizinle ittifak ettiklerine pişman olmuşlar ve Muhammed'e haber göndermişler: "Kureyş'ten ve Gatafanlıların ileri gelenlerinden boyunlarını vurmak üzere rehineler alıp sana teslim edelim. Sonra seninle birlik olup müşriklerin kökünü kazıyıncaya kadar çarpışalım! Yalnız, kardeşlerimiz Nadir oğullarını affedip yurtlarını bağışlamalısın!" demişler.
Muhammed de, Yahudilerin bu isteklerini kabul etmiş! Eğer Yahudiler, sizden rehine isterse, sakın kabul etmeyin, hepsini öldürecekler! Sakın bu söylediklerimi kimse duymasın!.." dedi. Kureyşliler, bu mühim haberden dolayı hazret-i Nu'aym'a çok teşekkür edip iltifat gösterdiler.
Nu'aym bin Mes'ud oradan ayrılıp, Gatafanlıların yanına geldi. Kureyşlilere anlattıklarını onlara da söyledi.
Bir gün sonra Kureyş kumandanı, Kureyza oğullarına; "Artık burada durmak bizim için çok güçleşti. Zira hava soğuk, hayvanlarımız açlıktan kırılıp gitmektedir. Bu gece iyi bir hazırlık yapıp, yarın hep birlikte şiddetli bir hücuma geçelim" diye haber gönderdi.
Yahudiler de; "Biz, hem Cumartesi günü harp etmeyiz, hem de sizinle beraber savaşmaya katılabilmemiz için, ileri gelenlerinizden bir çok kimseyi bize rehin olarak vermeniz lazım. Eğer muhasara müddeti uzar ve siz aciz kalıp memleketinize gidersiniz, bizi Muhammed'e teslim etmiş olursunuz. Şayet, rehin verirseniz, bizi bırakıp gitmezsiniz!.." dediler.
Bu haber, Kureyş kumandanına ulaştığı zaman; "Nu'aym bin Mes'ud'un sözü doğru imiş" dedi ve Yahudilere tekrar haber gönderip; "Biz size, bir tek adamımızı bile rehin olarak vermeyiz. Eğer, yarın gelip bizimle beraber harb ederseniz ne ala, yoksa biz yurdumuza gideriz. Siz de Muhammed ve Eshabı ile başbaşa kalırsınız!.." dediler.
Bunu işiten, Kureyza Yahudileri, Nu'aym'ın sözünün doğru çıktığını düşünüp; "Bu durumda, biz de sizinle birlik olup Müslümanlara karşı savaşmayız.." dediler. Böylece her iki tarafın da kalplerine korku düştü.
Peygamber efendimize, Cebrail aleyhisselam gelip; Allahü teâlânın, müşrikleri kasırga ile perişan edeceğini müjdeledi. Bunun üzerine Alemlerin efendisi, mübarek dizleri üzerine gelip, mübarek ellerini uzatarak; "Allah'ım! Bana ve Eshabıma acıdığından dolayı sana şükrederim" diyerek, Allahü teâlâya şükranlarını arzettiler. Sonra kahraman Eshabına müjdeyi bildirdiler...