a Rabbi! zafer ihsan eyle
Kainatın sultanı efendimiz, bir aya yakın devam eden Hendek savaşındaki, bu şiddetli çarpışmada, pek güç durumlarda kalan kahraman Eshabına acıyor, onlara, babalarından kat kat fazla şefkat gösteriyordu.
Şanlı Eshabının gösterdiği bu insan üstü gayretlere karşı, kendisi mübarek alnını toprağa koyuyor, onlar için Allahü teâlâya şöyle yalvarıyordu:
"Ey darda kalanların imdatlarına yetişen! Ey muhtaç ve çaresiz kalmışların duasına icabet eden Allah'ım! Benim ve Eshabımın hallerin muhakkak görüyor ve biliyorsun. Ya Rabbi! Sen küffarı hezimete uğrat! , içlerine tefrika düşür ve onlara karşı bize nusret ver, zafer ihsan eyle!.."
Sevgili Peygamberimiz, bu duasını, son günlerde sık sık tekrarlıyordu.
Müşrikler, kıtlığın da verdiği ızdıraplardan dolayı, bir an önce Müslümanları ortadan kaldırmak için, bütün güçlerini harcıyorlardı.
Efendimizin duası kabul oldu... Böyle çarpıştıkları bir akşam, müşrik ordusundan, kalbine İslâm'ın sevgisi düşmüş bir kimse, Peygamber efendimizin huzuruna geldi. Bu, Gatafan kabilesinden Nu'aym bin Mes'ud idi.
Sevgili Peygamberimize; "Ya Resulallah! Ben, Allahü teâlânın bir olduğunu ve senin hak peygamber olduğunu tasdik etmek için geldim. Hamd olsun Müslüman olmakla şereflendim. Şimdiye kadar size karşı çarpışmıştım. Bundan sonra da küffara karşı çarpışacağım. Bana ne emrederseniz yapmağa hazırım! Ya Resulallah! Benim Müslüman olduğumu kavmim dahi bilmiyor" dedi.
Resul-i ekrem efendimiz; "Bu küffarın arasına girip, tefrika sokarak birbirlerinden ayırmağa çalışabilir misin?" buyurdular.
O da; "Ya Resulallah! Allahü teâlânın yardımı ile onları birbirinden ayırabilirim. Yalnız, her ne dilersem söylemeğe izin var mı?" diye sual etti. Efendimiz de; "Harp hiledir. İstediğini söyleyebilirsin" buyurdular.
Nu'aym bin Mes'ud hazretleri, önce Kureyza Yahudilerinin yanına varıp; "Benim size karşı olan sevgimi bilirsiniz. Yalnız bu konuşacaklarımız aramızda kalsın, hiç kimse bilmesin!" dedi.
Yahudiler de; "Hiç kimse bilmeyecektir?" diyerek yemin ettiler. Bunun üzerine hazret-i Nu'aym; "Şu adamın (Peygamber efendimizin) işi, muhakkak bir beladır. O'nun, Nadir ve Kaynuka oğullarına yaptığını biliyorsunuz. Onları, yurtlarından yuvalarından sürüp çıkardığını, hepiniz de gördünüz. Şimdi, Kureyşliler ve Gatafanlılar gelip Müslümanlarla çarpışmaktalar, siz de onlara yardım etmektesiniz. Günlerce çarpıştığımız halde, daha bir neticeye varamadık. Böyle devam ederse, muhasara uzayacağa benzemektedir. Kureyşliler ve Gatafanlıların malları, mülkleri, yurtları, çocukları, sizin gibi burada değildir.
Bu harpte eğer fırsat bulur da galip gelirlerse ganimetleri toplar giderler. Şayet mağlub olurlarsa çekip giderler. Sizi, onlarla başbaşa bırakırlar. Halbuki, sizin Müslümanlarla başa çıkacak ne gücünüz, ne de kuvvetiniz var.
Harbin şu andaki durumu ise, Müslümanların zafere kavuşacağını göstermektedir. Tahmin ettiğim gibi olursa, Müslümanlar sizi kılıçtan geçirmeden bırakmazlar. Onun için acele bir tedbir almamız lazımdır!.." dedi.
Bu sözleri büyük bir heyecan ve korku ile dinleyen Yahudiler, hazret-i Nu'aym'ın, kendilerini bu derece düşünmesinden dolayı çok memnun kaldılar ve;
"Sen bize dostluğunu layıkıyla gösterdin. Bize, nasıl bir tedbir almak lazım geldiğini de söyle" dediler.