avaşın şiddetinden namaz kılamadılar
Hendek savaşında, müşrik ordusu, bir an önce neticeye varmak için bütün güçünü harcıyor... Fakat şerefli sahabilerin kahramanca müdafaları karşısında, hiçbir varlık gösteremiyorlar...
En çok saldırdıkları yer, dar geçit idi. Sevgili Peygamberimiz, buradan ayrılmıyor, Eshabını savaşa tevşik ediyordu. Peygamber efendimizin yanı başında harb etmek şerefine kavuşmak isteyen Eshab-ı kiram, gaza meydanında görülmemiş kahramanlıklar gösteriyorlardı.
Bir ara müşriklerin, şiddetli bir ok atışına başladıkları görüldü. Bütün hedef, Kainatın sultanının bulunduğu çadır idi. Sevgili Peygamberimizin mübarek vücudlarını bir zırh örtüyordu. Mübarek başlarında ise miğferleri vardı.
Çadırın önünde dimdik duruyorlar, harbin seyrine göre Eshabına emirler veriyorlardı. Müşrikler, bazan en zayıf görünen yere birden yükleniyorlar, mübarek sahabiler oraya koşup, din düşmanlarını püskürtünceye kadar, aşk ile çarpışıyorlardı.
Bu görülmemiş mücadele pek şiddetli oluyor, kahraman sahabiler, çarpışmaktan, yan tarafa bakacak zaman bulamıyorlardı. O gün, sabahla başlayan bu mücadele, geç saatlere kadar devam etti.
Namaz vakitleri geldikçe, şanlı sahabiler; "Ya Resulallah! Namazımız kılamadık" diyorlar, alemlerin efendisi, Kainatın sultanı, büyük bir üzüntü içinde; "Vallahi ben de kılamadım" buyuruyorlardı.
Yatsı sıralarında, ibadetlerini yaptırmayan müşrik sürüsünü, pek şiddetli bir saldırı ile geriye püskürtüp, dağıttılar. Bu dağınıklıktan kurtulamayan Kureyşliler ve Gatafanlılar, geceyi geçirmek üzere karargahlarına çekildiler.
Mücahidler de sevgili Peygamberimizin çadırana doğru yürüdüler. O zaman, alemlere rahmet olarak gönderilen Fahr-i alem efendimiz, beddua etmek adet-i şerifleri değil iken, namaz için dayanamamışlar;
"Onlar, nasıl güneş batıncaya kadar uğraştırıp bizi namazımızdan alıkoydular ise, Allahü teâlâ da onların evlerine, karınlarına ve kabirlerine ateş doldursun!" buyurarak, müşriklere bedduada bulundular.
Kazaya kalan öğle, ikindi ve akşam namazlarını kıldıktan sonra, yatsı namazını kıldırdılar.
Müşrikler, İslâm'ı tamamen ortadan kaldırmak için yaptıkları bu mücadelelerinden sonra, Müslümanların gündüz mağlub edilemeyeceğini anladılar.
Onlara göre tek çare aynı şiddetle gece baskınları tertiplemekti. Müslümanlar ancak bu şekilde yenilebilirdi. Bu kararlarını hemen tatbikata koyup, Yahudi Kureyza oğullarıyla birlikte gece baskınları yapmaya başladılar.
Askerlerini gruplara ayıran müşrikler, nöbet ve sıra ile hücuma geçiyorlardı. Bu hal günlerce devam etti. Başta sevgili Peygamberimiz ve kahraman Eshab-ı kiram; aç, uykusuz, yorgun oldukları halde müdafaya devam ettiler.
Hiçbir düşman askerini hendekten bu tarafa geçirmediler. Canla başla yapılan bu müdafa, daha önce yapılan bütün gazalardan daha korkulu, daha şiddetli, daha sıkıntılı ve daha zahmetli idi.
Günlerdir çarpışmakta olan müşriklerde, yiyecek sıkıntısı baş göstermeye başladı. Bu sebeple müşrikler, Kureyza Yahudilerinden erzak yardımı istediler.
Yahudiler, derhal yirmi deve yükü buğday, arpa, hurma ve hayvanlar için saman yükleyip teslim ettiler. Kahraman Eshab, bunu haber alınca, üzerlerine yürüdüler, kanlı bir çarpışmadan sonra, müşrikleri kaçırtarak yüklü develeri Peygamber efendimize teslim ettiler ve çok duaya mazhar oldular.