ıkıntılar muhakkak kaldırılacak
Müslümanlar, hendek boyunca müşriklerle canla başla mücadele ederken, Yahudiler arkadan vurmak için fırsat kolluyorlardı... Bir gece Kureyzaoğullarının ileri gelenlerinden Gazzal, yanına on kişilik bir birlik ile, Peygamber efendimizin halası Safiyye validemizin bulunduğu eve kadar gelmeyi başardı.
İçerde kadınlar ve çocuklar vardı. Kendilerini koruyacak bir tek silahları bile yoktu. Yahudiler, önce ok atmaya, sonra da içeri girmeye çalıştılar. İçlerinden biri, iç avluya geçmeyi başardı ve içeri girmek için etrafı kontrol etmeye başladı.
Bu sırada sevgili Peygamberimizin kahraman halası, yanındakilere hiç ses çıkarmamalarını tenbih ettikten sonra, aşağı inip, kapının yanına geldi. Bir tülbent ile başını sıkıca sarıp, bir erkek görünümüne girdikten sonra, eline bir sırık alıp, beline bir bıçak yerleştirdi.
Yavaşça kapıyı açıp o Yahudinin arkasına yaklaştı ve elindeki sırığı şiddetle başına indirdi. Hiç vakit kaybetmeden yere düşen Yahudiyi öldürdü.
Sonra öldürülen Yahudinin başını dışarıda ok atmakla meşgul olan Yahudilere fırlattı. Arkadaşlarının kesik başını ayakları altında gören Yahudiler, büyük bir korkuya kapılıp, kaçmağa başladılar.
Bir taraftan da; "Bize, Müslümanlar evlerinde hiçbir erkek bırakmaksızın, hepsini harbe göndermişler, şeklinde haber verilmişti!.." diye söyleniyorlardı.
Harp, sabahleyin hendek etrafında yine aynı şiddetle devam etti. Oklar havada vınlıyarak uçuşuyordu. Alemlerin efendisi, şanlı Eshabına;
"Varlığım yed-i kudretinde bulunan Allahü teâlâya yemin ederim ki, karşılaştığımız sıkıntılar, üzerinizden muhakkak kaldırılacak ve sizler feraha çıkarılacaksınız" buyurdu.
Onlara sabretmelerini tavsiye etti ve zaferin, inananlara ait olacağını müjdeledi. Bu müjdeyi alan kahraman sahabiler, açlık, kıtlık gibi sıkıntıları unutup canla, başla çalıştılar. Hendekten bir müşrikin bile geçmesine meydan vermediler.
Eshab-ı kiramın önde gelenlerinden Sa'd bin Mu'az hazretleri, büyük bir kahramanlık göstererek savaşıyordu. Savaş sırasında, Hibban bin Kays bin Araka adlı bir müşrikin attığı ok ile kolundan yaralandı.
Ok, atar damara isabet edip, çok kan kaybına sebep oldu. Hazret-i Sa'd, yaralı bir halde, etrafındakilerin kanı durdurmak için uğraştıklarını görerek, durumunun ciddi olduğunu anladı.
Ve; "Ya Rabbi! Kureyş harbe devam edecekse, bana ömür ihsan eyle. Çünkü ben, Resulüne eziyet eden, O'nu yalanlayan bu müşriklerle savaşmaktan hoşlandığım kadar, başka hiçbir şeyden hoşlanmıyorum. Eğer aramazdaki harb sona eriyorsa, beni şehidlik mertebesine yükselt. Fakat, Beni Kureyza'nın akıbetini görmeden ruhumu kabzetme" diyerek dua etti. Duası kabul olunup, kanı kesildi.
Eshab-ı kiram arasında çarpışıyor görünen Abdullah bin Übey gibi münafıklar ise, gayet ağırdan alıyor, ileri hatlara yaklaşmıyorlardı. Ayrıca, mücahidlerin morallerini bozmak için ellerinden geleni yapıyor; "Muhammed size, Kayser ve Kisra'nın hazinelerini vad edip duruyor. Halbuki, şu anda hendek içinde hapsolmuşuz. Korkumuzdan abdest bozmağa bile gidemiyoruz. Allah ve Resulü, bizi aldatmaktan başka bir şey yapmıyor, vadetmiyor!.." diyerek fitne çıkarmaya çalışıyordu.
Sıkıştıkları zaman, evlerine düşmanın saldırabileceğini bahane edip vazife yerlerini terkediyorlardı. Münafıkların bu hareketleri de ayrı bir dert ve ayrı bir sıkıntı oluyordu.