llahım, sen onu muhafaza eyle
Bu geçenler içinde Amr bin Abd adında çok güçlü bir kimse vardı. Tepeden tırnağa kadar zırh giymiş, heybetli bir görünüşü vardı. Görünüşte kalblere korku salan bu adam, mücahidlere karşı; "Benimle çarpışabilecek bir kimse varsa meydana çıksın?.." diye bağırdı.
Bu sırada hazret-i Ali'nin, sevgili Peygamberimizin huzuruna çıkarak; "Canım sana feda olsun ya Resulallah! Onunla ben çarpışayım" diyerek izin istediği görüldü.
Üzerinde zırhı dahi yoktu. Eshab-ı kiram, ona gıbta ile bakıyordu. Sevgili Peygamberimiz, kendi mübarek zırhını çıkarıp, hazret-i Ali'yi giydirdiler. Kılıcını ona kuşattılar. Mübarek başlarından sarığını çıkarıp, onun başına bizzat kendi elleriyle sardılar. Sonra da;
"Allah'ım! Bedir gazasında amcamoğlu Ubeyde, Uhud gazasında amcam Hamza şehid oldular. Yanımda kardeşim ve amcam oğlu olan Ali kaldı. Sen onu muhafaza eyle. Ona yardımını ihsan eyle. Beni yalnız başıma bırakma!" diyerek dua etti.
Eshab-ı kiram; "Amin!" dediler...
Dualar ve tekbirler arasında yaya olarak ilerliyen Allahü teâlânın arslanı, atının üzerinde, bir heyula gibi duran Amr bin Abd'ın karşısına dikildi. Gözlerinden başka her tarafı zırhlarla kaplı olan Amr, bu kahramanı tanıyamadı ve kim olduğunu sordu.
O da; "Ben, Ali bin Ebi Talib'im" diyerek kendini tanıtınca, Amr; "Ey kardeşimin oğlu! Baban, benim dostumdur. Bu sebeple senin kanını dökmek istemem. Benim karşıma çıkacak amcalarından biri yok mu?" diyerek güya ona acıdı.
Hazret-i Ali ise; "Ey Amr! Vallahi, ben senin kanını dökmek isterim. Yalnız, ikimizin de eşit durumda olması lazım gelmez mi? Yiğitliğin şanına da bu yakışmaz mı? Halbuki, ben yayayım, sen ise atlısın!.." diyerek onu tahrik etti.
Bunu işiten Amr'ın, yiğitlik damarı kabarıp derhal atından indi ve atının bacaklarını kılıçla doğradıktan sonra, hiddetle hazret-i Ali'nin karşısına geçti.
Hamle yapmak üzere iken, Allahın arslanı; "Ey Amr! İşittim ki, sen, Kureyş'den bir kimse ile karşılaştığında, onun iki dileğinden birini yerine getireceğine yemin etmişsin. Bu doğru mu?"diye sordu.
O da; "Evet, doğrudur" diye cevap verince, bu defa; "O halde, birinci isteğim; senin, Allaha ve Resulüne iman edip, Müslüman olmandır!" diyerek imana davet etti.
Bunu duyan Amr, kızdı ve; "Geç bunu! Bu bana lazım değil!" dedi. Hazret-i Ali; "İkinci isteğim, çarpışmayı bırakıp, Mekke'ye dönmendir. Zira Resul aleyhisselam, düşmana galip gelirse, sen bu hareketinle O'na yardım etmiş olursun!.." dedi.
Amr, bütün teklifleri ret etti. Vuruşmaktan başka çare kalmamıştı artık...