enab-ı Hak zafer vadetti
Sa'd bin mu'az hazretleri ve arkadaşları Resulullah efendimizin huzuruna gelip, herkesin anlayamacağı şekilde kapalı olarak, haberin doğru olduğunu ve ikna edilemediklerini anlattılar.
Peygamber efendimiz; "Haberinizi gizli tutun. Ancak bilene açıklayın. Çünkü harp, tedbir ve aldatmadan, hileden ibarettir" buyurdular.
Eshab-ı kiram, Peygamber efendimizin, nasıl hareket edeceklerini merak ediyorlardı.
Biraz sonra Kainatın sultanı, kahraman Eshabının yanını teşrif etti ve; "Allah ekber! Allahü ekber!" diyerek tekbir getirdi.
Bunu işiten şanlı sahabiler, hep bir ağızdan tekbir getirerek, cenab-ı Hakk'ın ism-i şerifinin yüceliğini bildirip, hendeğin ötesinde kum gibi kaynayan küffarın kalbine korku saldılar.
Müşrikler, tekbirleri işitince; "Muhammed ve Eshabına, herhalde sevindirici bir haber geldi" dediler. Peygamber efendimiz, Eshabına; "Ey Müslüman cemaati! Allahü teâlânın fetih ve yardımı ile sevininiz!" buyurarak, muzaffer olacaklarının müjdesini verdi.
Şanlı Eshab, şimdiye kadar küçük birlikler halinde bir çok gazada bulunmuşlar, Bedir ve Uhud gazalarına katılmışlardı. Sayıca ve kuvvetçe çok olan müşrikleri, Allahü teâlânın izni ve Resul-i ekrem efendimizin duası bereketiyle her defasında hezimete uğratmışlardı.
Başlarında, varlıkların "Baş tacı" olduktan sonra, yapamayacakları iş, katlanamayacakları sıkıntı olamazdı...
Bütün bu olumsuzlara ilaveten hava soğuk, kıtlık şiddetli, açlık ziyade idi... Peygamber efendimiz dahil, bir çokları mübarek karınlarına taş bağlamışlardı.
Karşıda her türlü imkana sahip düşman, kum gibi kaynıyordu!.. Fakat şanlı Eshab için, düşmanın çokluğu ve çekilen sıkıntıların ehemmiyeti yoktu...
Allahü teâlâ en güzel vekildi... O'na bağlanmışlar, O'na dayanmışlar, O'na sığınmışlardı.
Kureyş'in önde gelen kumandanları ve Kureyş'le beraber gelen diğer kabilelerin liderleri umumi taarruza geçmek için bir karar vermeden önce, hendeğin etrafında, geçebilecekleri bir yer araştırmaya başladılar.
Hendeği bir baştan öbür başa kadar dolaştılar. Nihayet aceleden yarım kalan dar yerde durup, buradan hücum etmenin uygun olacağında karar kıldılar.
Müşrik askerleri de kumandanlarının peşinden hareket ediyorlar, bir hendeğe, bir de şanlı Eshaba bakıp şaşırıyorlardı:
"Yemin ederiz ki, bu, Arabların başvurduğu bir usul değildir. Muhakkak bunu, o Farslı adam tavsiye etmiştir!" diyorlardı.
Kureyşli kumandanlar, hendeğin dar yerini gösterip" Buradan karşıya kim atlayıp geçebilir " diye sorduğunda, içlerinden beş atlı ortaya çıktı.
Bunlar teke tek vuruşmak üzere hendeğin karşı tarafına geçeceklerdi.
Şanlı Eshab-ı kiram dikkatle bu beş atlıyı takip etmeye başladılar. Atlılar hız almak için geriye çekildiler. Sonra atların başını hendeğin en dar yerine çevirip hızlandırdılar.
Seçilen bu beş atlı süratle gelip, karşı tarafa atladılar. Hemen bunların arkasından gelen pek çok atlı, hendeğe takılıp karşıya geçemediler. Hendeğin öbür tarafında kaldılar.