ne güzel vekildir
Hendek kazma işine başlanmasının yedinci günü, müşrikler on bin kişilik muazzam bir ordu ile Medine'nin batı ve kuzey tarafına gelip, ordugahlarını kurdular.
Bu ordugah, hendeğin kazıldığı yerde idi. Müşriklerin düşünceleri; bu muazzam ordu ile Medine'yi baştanbaşa yakıp yıkmak, Peygamber efendimizi ve Eshabını ortadan kaldırıp, İslâmiyet'i yok etmekti. Bu, görünüşte karşı konması güç, muazzam ve pek büyük bir ordu idi.
Müşrikler, hayallerinden geçirmedikleri hendek engelini görünce, şaşkına döndüler, moralleri bozuldu. Çünkü, hendek iyi bir atın süratle koşarak atlayamayacağı genişlikte idi. İçine düşen bir kimse de kolayca çıkamazdı. Hele zırhlı bir kimsenin yukarı tırmanarak çıkması çok zordu.
Müşriklerin geldiğini haber alan sevgili Peygamberimiz, derhal altı gündür durmadan çalışarak yorgun düşen Eshabını toplayıp, hendeğin bu tarafında Sel dağı eteklerine karargahını kurdu.
Arkalarında Sel dağı ve Medine bulunuyordu. Önünde hendek ve ötesinde düşman...
Yine İbn-i Ümm-i Mektum, Medine'de Peygamber efendimizin vekili olarak bırakıldı. Kadınlar ve çocuklar hisarlara yerleştirildi. Üç bin kişilik İslâm ordusunun otuz altı süvarisi vardı...
Sancakları, Zeyd bin Harise ile Sa'd bin Ubade hazretleri taşıyordu. Resullah efendimizin deriden yapılmış çadırı, Sel dağının eteğinde kuruldu.
Yine nice kahramanlıklar gösterecek olan Eshab-ı kiram, dikkatle düşmanın hareketlerini takib etmeğe başladı.
Bu sırada, sevgili Peygamberimizin huzuruna gelen hazret-i Ömer üzücü bir haber verdi:
"Ya Resulallah! İşittiğime göre, Kureyza Yahudileri aramızdaki antlaşmayı bozmuşlar ve bize karşı harbe hazırlanıyorlarmış!" dedi.
Beklenilmeyen bu habere, Alemlerin efendisi; "Hasbünallahü ve ni'mel vekil- Allahü teâlâ bize yeter. O ne güzel vekildir" diyerek mukabelede bulundular.
Çok müteessir olmuşlardı. Şimdi İslâm ordusu, iki ateş arasında kalmıştı. Kuzey ve batıda müşrik orduları, güney doğuda Yahudiler bulunuyordu.
Resulullah efendimiz, Zübeyr bin Avvam hazretlerini Kureyza oğullarının kalesine gönderdi.
Hazret-i Zübeyr gidip, durumu öğrendi. Gelince; "Ya Resulallah! Onları, kalelerini tamir, harp talimleri ve manevraları yaparken gördüm. Ayrıca hayvanlarını da derleyip toparlıyorlardı" diyerek, gördüklerini anlattı.
Bunun üzerine Habib-i ekrem efendimiz; Sa'd bin Mu'az, Sa'd bin Ubade, Havvat bin Cübeyr, Amr bin Avf, Abdullah bin Revaha'yı , Kureyza oğullarına nasihat edip antlaşmayı yenilemeleri için gönderdi.
Vazife verilen bu beş sahabi, Kureyza Yahudilerinin kalesine gidip, onlara nasihat ettiler. Fakat, nasihat kar etmiyordu. Ayrıca hakaret etmeye de başlamışlardı.
Son söz olarak; "Kardeşlerimiz Nadiroğullarını, yurtlarından sürüp çıkarmakla, bizim, kolumuzu-kanadımızı kırdınız. Muhammed de kim oluyormuş! O'nunla aramızda hiçbir söz ve antlaşma yoktur. Peygamberinizin üzerine hep birden saldırıp, öldürmek için and içmiş bulunuyoruz. Kardeşlerimize muhakkak arka çıkıp, yardımcı olacağız!.." dediler.