azret-i Cabir'in bereketli yemeği
Peygamber efendimizin açlığına dayanamayan, Hz. Cabir, evinde yemek hazırlatarak, hendek kazmakta olan Resulullaha gitti. Bundan sonrasını kendisi şöyle anlatır:
"Ya Resulallah! Çok az bir yemeğim var. Yanınıza bir iki kişi alıp bize yemeğe buyurun!" dedim.
Resulullah; "Yemeğiniz ne kadardır?" buyurdular. Söyledim. Bunun üzerine; "Hem çok, hem de güzel yemektir. Hanımına söyle, ben gelinceye kadar tandırdan ne et çömleğini ne de ekmeği çıkarsın" buyurdu.
Sonra mücahidlere dönüp; "Ey hendek halkı! Kalkınız! Cabir'in ziyafetine gideceğiz!" buyurdu.
Bu emir üzerine Eshab-ı kiram toplanarak Peygamberimizin arkasından yürümeğe başladılar. Ben hemen eve dönüp onları hanımıma anlattım ve; "Şimdi ne yaparız?" deyince, bana; "Resul aleyhisselam, yemeğin ne kadar olduğunu sormadı mı?" dedi. Ben de; "Sordu ve söyledim" dedim.
Hanımım; "Eshab-ı kiramı sen mi, yoksa Resulullah efendimiz mi davet etti?" diye sordu. "Resulullah davet etti" deyince; "Resul aleyhisselam daha iyi bilir" diyerek beni teselli eyledi.
Biraz sonra, Peygamber efendimizin nurlu cemali kapımızda göründü. Kalabalık olan sahabilere; "Birbirinizi sıkıştırmadan içeri giriniz" buyurdular...
Sahabi kardeşlerim, onar kişilik gruplar halinde oturdular. Nebiyyi muhterem, ekmeğin ve etin bereketlenmesi için dua buyurdu.
Sonra, çömleği tandırdan çıkarmadan kepçe ile içindekileri, aldığı ekmeklerin üzerine koyarak, Eshabına ikram ettiler.
Bütün Eshab doyuncaya kadar, böyle devam ettiler. Yemin ederim ki, yemek yiyen bin kişiden çok olduğu halde, ekmek ve et aynen duruyordu. Biz de yedikten sonra komşularımıza dağıttık.
Selman-ı Farisi hazretleri çok iyi hendek kazardı. Tek başına on kişinin yaptığı işi yapardı. O da arkadaşları ile kendisine ayrılan yeri kazarlarken, çok sert ve büyük, beyaz bir kaya ile karşılaştılar. Kırmak için çok uğraştılar. Fakat bütün emekleri boşa gitti.
Üstelik balyozları, kazma ve kürekleri de kırılmıştı. Hazret-i Selman, sevgili Peygamberimizin huzuruna varıp;
"Anam-babam, canım sana feda olsun ya Resulallah! Hendeği kazarken sert bir kayaya rastladık. Demirden yapılmış bütün aletlerimiz kırıldığı halde, yerinden bile oynatamadık" diyerek, durumu arzetti.
Habib-i ekrem efendimiz, saadetle oraya gelip balyoz istediler. Orada bulunan Eshab-ı kiram da neticeyi merakla bekliyorlardı. Peygamberlerin sultanı efendimiz, aşağı indiler. "Bismillahirrahmanirrahim" diyerek, balyozu kaldırıp, kayaya öyle bir vurdular ki, bu çarpmadan, her tarafı aydınlatan bir şimşek çaktı ve kayadan bir parça koptu.
Resul-i ekrem efendimiz; "Allahü ekber!" diyerek tekbir getirdiler. Bunu işiten Eshab da tekbir getirdi. Sonra ikince defa balyozu vurdular. Yine her tarafı aydınlatan bir şimşek!.. Ve kayadan kopan parçalar...
Sevgili Peygamberimiz yine; "Allahü ekber!" diyerek tekbir getirdiler. Bunu Eshab-ı kiram takip etti. Balyoz üçüncü defa indiğinde, her tarafı aydınlatan bir şimşek daha çakmış ve kaya parça parça olmuştu.
Alemlerin efendisi yine; "Allahü ekber!" diyerek tekbir getirdi. Şerefli Eshabı da O'na uydu.