lk kazmayı Resulullah vurdu
Sevgili Peygamberimiz, başta bizzat kendisi olmak üzere, kahraman eshabıyla "Bismillahirrahmanirrahim" diyerek, hendek için ilk kazmayı vurdular.
Herkes, bütün gayretiyle bir an önce hendeği kazmaya çalışıyordu. Hendekten çıkarılan topraklar zenbillerle bu tepenin etrafına dökülüyor, gelirken de düşmana atmak için Sel' dağından taşlar çekiliyordu. Zenbil bulamayanlar, eteklerinde toprak taşıyordu.
Sevgili Peygamberimiz de yoruluncaya kadar çalışıyordu. Bu hali gören Eshab-ı kiram, gayrete geliyor ve; "Canımız sana feda olsun ya Resulallah! Bizim çalışmamız yeter. Sen çalışma, istirahat buyur" demelerine rağmen; "Ben de çalışarak kazandığınız sevaba ortak olmak istiyorum" buyurarak cevap veriyorlardı.
O günlerde hava çok soğuktu. Ayrıca o sene kuraklık yüzünden kıtlık hüküm sürüyordu. Yiyecek bulmak da hayli güçtü. Alemlerin efendisi dahil olmak üzere, bütün Eshab-ı kiram müthiş bir açlık içinde bulunuyorlardı. Kendilerini güçlü hissetmeleri için, açlıktan karınlarına taş bağlıyorlar, midelerini sıkıştırarak yemek ihtiyacını gidermeye çalışıyorlardı.
Alemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimiz, kendi açlığını düşünmüyor, Eshabının bu soğukta aç olarak çalışmasına ve çektiği zahmetlere çok üzülüyor, onlara acıyor ve; "Allah'ım! Ahıret hayatından başka (istenecek) bir hayat yoktur. Ya Rabbi! Ensar ile Muhacirlere magfiret eyle!" diyerek dua buyuruyorlardı.
Onlar da canlarından çok sevdikleri Habib-i ekrem efendimize; "Hayatımızın sonuna kadar Allahü teâlânın yolunda, din-i İslâm'ı yaymak için Resulullah efendimize tabi olduk" diyerek cevap veriyorlardı. Bu karşılıklı muhabbet; açlık, susuzluk gibi nice meşakkatleri kökünden söküp götürüyordu.
Hendek kazmak, her gün sabah erkenden başlıyor, akşama kadar sürüyordu. Bir gün kazı esnasında, Ali bin Hakem hazretleri ayağından yaralandı. Ata bindirerek Peygamber efendimizin huzuruna getirdiler. Alemlerin efendisi; "Bismillahirrahmanirrahim" diyerek, onun ayağını sığadı. Efendimizin bir mucizesi olarak, bir anda ayağının kanı durdu ve ağrısı kesildi.
Hendek kazmaya devam ediliyordu. Eshab bir ara çok sert bir yerle karşılaştılar. Kazmak mümkün olmuyordu. Resul-i ekrem efendimize gelip, durumu bildirdiler.
Teşrif buyurarak hendeğe indiler. Bir kapla su istediler. Bir yudum alıp, tekrar kaba boşalttılar. Sonra suyu sert yere serptiler. Balyozu alıp, o yeri bir vuruşta kum gibi dağıttılar. Orası kolayca kazılır olmuştu. Bu vuruş esnasında, sevgili Peygamberimizin mübarek karnı açılınca, oradakiler, efendimizin açlıktan midesi üzerine taş bağladığını gördüler.
Resulullah efendimizin bu halini gören Cabir bin Abdullah hazretleri, huzura varıp; "Anam-babam sana feda olsun ya Resulallah! İzin verirseniz eve kadar bir gidip geleyim" diyerek müsade istedi.
İzin aldıktan sonrasını hazret-i Cabir şöyle anlattı: "İzin verilince eve gelip hanımıma; "Resul aleyhisselamda öyle bir açlık hali gördüm ki, dayanılır gibi değil. Evde yiyecek bir şeyler var mı?" diye sordum. O da; "Şu oğlaktan ve birkaç avuç arpadan başka bir şey yoktur" dedi.
Hemen oğlağı kestim. Zevcem de arpayı el değirmeninde öğütüp un haline getirdi. Sonra onu hamur yaptı. Eti çömleğe koyup, tandırda pişirmeğe başladı.