azret-i Hubeyb bin Adiy'in istekleri
Lıhyanoğulları, başta Asım bin Sabit olmak üzere tuzağa düşürdükleri yedi sahabiyi şehid ettiler. Üç sahabiyi de esir aldılar. Esir edilen üç sahabi; Hubeyb bin Adiy, Zeyd bin Desinne ve Abdullah bin Tarık idi.
Lıhyanoğulları, üçünü de yayların kirişleri ile bağladılar. İçlerinden Abdullah bin Tarık, Mekkeli müşriklere götürülmeye razı olmadı. Gitmemek için karşı koydu. "Şehid edilen arkadaşlarım Cennet'le şereflendiler" diyerek haykırdı.
Ellerinin bağını kopardı, fakat Lıhyanoğulları, taşa tutarak onu da şehid ettiler. Hubeyb bin Adiy ve Zeyd bin Desinne hazretleri; "Resulullah'ın verdiği keşif vazifesini yapmaya belki imkan buluruz" düşüncesi ile sabrettiler.
Lıhyanoğulları, her ikisini de Mekke'ye götürdüler. Bedir ve Uhud savaşlarında yakınları öldürülen müşrikler, kin ve intikam hırsı ile tutuşuyorlar ve fırsat arıyorlardı
Hubeyb'i , müşriklerden Huceyr bin Ebi İhab-ı Temimi, Bedir savaşında öldürülen kardeşinin; Zeyd bin Desinne'yi de , Safvan bin Ümeyye, Bedir savaşında öldürülen babası Ümeyye bin Halef'in intikamını almak üzere satın aldılar.
Müşriklerin niyeti her ikisini de öldürmekti. Fakat savaş yapmayı yasak saydıkları aylarda bulunduklarından, hapsetmek suretiyle zamanın geçmesini beklediler. Ayrı ayrı yerlerde hapsettiler. Her iki sahabi de bu esaret karşısında büyük bir sabır, takat ve asalet gösterdiler.
Hubeyb bin Adiy'in hapsedildiği evde bulunan ve azadlı bir cariye olan Maviye (bu hanım, daha sonra Müslüman olmuştur) gördüklerini şöyle anlatmıştır:
Bulunduğum evde bir hücreye hapsedilmişti. Ben, ondan daha hayırlı bir esir görmedim. Bir gün baktım, elinde ibrik gibi kocaman bir üzüm salkımı vardı. Ondan yiyordu. Her gün böyle üzüm salkımı elinde görülürdü.
O mevsimde, hem de Mekke'de üzüm bulmak asla mümkün değildi. Allahü teâlâ, ona rızık veriyordu. Hapsolunduğu hücrede namaz kılar, Kur'an-ı kerim okurdu. Okuduğu Kur'an-ı kerimi dinleyen kadınlar ağlaşırlar ve ona acırlardı.
Bazan; "Bir isteğin var mı?" diye sorduğumda; "Bana tatlı su ver, putlar için kesilen hayvanların etinden getirme, bir de, beni öldürecekleri zaman önceden haber ver, başka bir şey istemem" derdi.
Öldürüleceği gün kararlaştırılınca, gidip kendisine söyledim. Bunu öğrenince, en ufak bir değişiklik ve zerre kadar üzüntü eseri göstermedi. O gün yaklaşınca, ölmeden önce vücut temizliği yapmak istediğini söyledi ve bir ustura istedi.
Ben de çocuğumun eline bir ustura verip gönderdim. Çocuk yanına gidince birden korktum. "Eyvah! Bu adam, çocuğu ustura ile keser. O nasıl olsa öldürülecek" dedim.
Koşup çocuğa baktım. Hubeyb , gönderdiğim usturayı çocuğun elinden alıp, çocuğu sevmek için dizine oturtmuştu. Ben bu durumu görünce çok korkup, feryad etmeye başladım. Durumu anlayınca;
"Bu çocuğu öldüreceğimi mi zannediyorsun? Bizim dinimizde böyle şey yok. Haksız yere cana kıymak bizim hal ve şanımızdan değildir" dedi.
Hubeyb bin Adiy'i ve Zeyd bin Desinne'yi öldürmek için müşriklerin kararlaştırdığı gün gelmişti. O gün sabah erkenden zincirlerini çözüp, Mekke dışında Temim denilen yere götürdüler. Mekke halkı ve müşriklerin ileri gelenleri, bunların idamını seyretmek üzere toplanmıştı. Etrafta büyük bir kalabalık vardı.